Ölü Reşat

Ölü Reşat
Ölü Reşat

Aslı Tohumcu FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Radikal Kitap okuruna armağan. Aslı Tohumcu'nun yeni romanından bir parça.

Derler ki, doğduğu dakika Deli Arif göbek atmaya başlamış. Ahali, kırk üç yıllık ömrünü, mahallenin çatısı olmuş yaşlı çınarın yer üstüne taşmış kökleri arasında, gölgenin ikizi gibi sessiz ve kıpırtısız geçirmiş bu meczubun, beklenmedik bir şekilde harekete geçmesinin şaşkınlığını yaşarken dahi, yaradanın sual olunmayacak bir acayip hikmetinin, hayli yakınlarda bir yerlerde vuku bulduğunu kuvvetle kavramış. Yoksa o dakikaya kadar Hüdavendigar Vilayeti’nin Kiremitçi Mahallesi’nde herhangi bir günmüş.
Mana veremediği, üstelik meczup dahi olsa bir erkeğe yakıştıramadığı bu pek sulu karşılama, ilk oğluna kavuşmasının sevincinin içine eden babası Hafız Mehmet Efendi’nin yakası açılmadık küfürleriyle sıyrılmış mahalleli şaşkınlığından ve esnafın kafası teker teker ancak alışkanlıkla geliştirilmiş bir hızla, dükkan içlerine çekilmiş. Bir de lohusanın pencereden dışarı fırlatılan yeni bir çift terliğinin tekiyle, yine Hafız Mehmet’in eliyle.
Aynı ailenin bir başka ferdinin, Hafız Mehmet’in kendinden üç yaş küçük erkek kardeşi Barut Raşit’in yine böyle istenmedik bir şekilde tadının kaçtığı mutlu bir gününde, bütün eşyayı sokağa fırlatması ve bu vakayla verilen zaiyat kimsenin hatırından çıkmamışmış henüz çünkü. Yine bu Raşit’in, sırf iki yakasını biraraya getirme umuduyla evinde çalıştırdığı dokuma tezgahı gece gündüz susmuyor diye, milletin dikkatini dağıtmak için kahvenin önüne getirttiği esmerler klarnet ve darbuka çalarken çifteyle vurduğu Bahtıkara Mustafa yüzünden, evvelce bir süre Bursa Cezaevi’nde, üstelik sorunsuz yattığı herkesce bilinirmiş.
Hafız Mehmet göbek adını Reşat koymuş Adnan isimli bu oğlanın ve lohusanın ter kokan, çoktan yer bezi olması gereken geceliğinin yakasına bir reşat altını takıp, tütün kokulu sağ elinin parmaklarıyla kafasının bir havaalanı gibi açık tepesindeki teri aldıktan sonra, bir Kulüp daha takmış etli dudaklarının arasına. Hafız Mehmet sigarasından ilk tatlı nefesi çekerken, lohusa ayak altından kaldırılarak oğlan temiz, beyaz bir ketene sarılmışmış bile. Sevinçten oracıkta ölecek gibi bir duyguyla salarken burnundan Kulüp’ün dumanını babası, kendince haklı nedenlerle göbek adından nefret edecek gözü açılmamış veledin suratında, az önce pek acayip ve anlam vermesi imkansız bir olaya şahit olmuşcasına ekşi bir ifade belirmiş. Oğlanın ifadesini sigara dumanının acılığına veren ev halkı taze babayı saniye sektirmeden evden kışkışlamış.
Yaz kış olduğu gibi, çizgili pijama altının üstüne geçirip füme rengi takımıyla kirli beyaz renkteki gömleğini, öptükten sonra annesi, Kiremitçi Mahallesi’nin medar-ı iftiharı, Romanya’dan keçi memesi denen bir cinsini üzümün memlekete ilk getiren ve böylelikle ziraat literatürüne giren, tee Semerkant’a kadar gittiği seyahatlerinden birinde memlekete ipek böceği tohumlarıyla dönen ancak sonradan suratına karşı “Dönmez olaydın!” denecek Ali Efendi’nin zevcesi Fahriye Hanım’ın elini ve soluğu Avcılar Kulübü’nde almış.
Kulübe girerken az önce yaşananlardan yana siniri henüz yatışmadığından, milleti tıraş edeyim derken yaşlılık hasebiyle gırtlak kesmeye başlayınca hapse girmekten ucuz kurtulan babası Berber Niyazi’nden dükkanı devraldığı için pek bir havalara giren Berber Halil’in “Nasılsın baba?” sorusuna, “Anana sor,” diye karşılık vermekte bir beis görmeyince, kulüpte heyecanlı bir hareketlilik yaşanmış. Esnaf, hangi gırtlaktan çıktığı belirsiz “Kulüp’te kavga var!” çığlığı üzerine saklandığı dükkan içlerinden fırlayıp kulübün camlarında birikmiş. Dışarda. Gürültüyle irkilen tabelacı Tırsak Nuri, terzi Medet’in ön camına Tepzi Medet yazınca şenlik ayyuka çıkmış. Adnan’ın, dükkanının önünden her geçişinde Terzi Medet’in, oğlana yorgan iğnesi batırmaya yeltenmesi bu sebeptenmiş. Yoksa Demirci Pehlivan, Marangoz Kütük Rıfkı, Süpürgeci Kirloş Hakkı, Bakkal Kırtık Celal’in oğlanla bir sorunları yokmuş.
Mahalledeki tek hasımları Tepsi Medet ile Kulüp’te çayına kahvesine iskambil oynarken ruhani kimliğinden beklenmeyecek bir coşkuya kapılan, zaman zaman da kağıt saklayan Hafız Mehmet hakkında atıp tutan Kiremitçi Camii imamı Sabri Efendi imiş. “Anana sor,” olayından sonra tıraşını Kapalıçarşı’daki Salih Berber’den başka kimseye yaptırmamış Hafız Mehmet. Dışarlık giysileri için de, Adnan’ın sünnet düğünü sırasında yaşanan elim bir vukuata kadar, yine Kapalıçarşı’da, her lafı pattadanak söylemesiyle ünlü Terzi Dandan Mustafa’ya gider olmuş. Ancak bahsi geçen vukuat, daha sonranın mevzusu.
Reşat Adnan’ın kulüpten gelmesi muhtemel herhangi bir gürültüyü bastıran ağlaması, ne ebenin ne babaannesi Fahriye Hanım’ın kucağında, ancak ve ancak on üçünde evlendirilmiş on yedisindeki anası Mürşide’nin memesinde susmuşken, mahallede Kesme Şekerler diye nam salmış, fakat tadına kimselerce bakılmamış kız kardeşlerden büyüğü, taşlığa açık kapısından odanın, teklifsizce dalmış içeri.
Bu kız kurusu civarın müneccimi ya bir nevi, suratına bakar bakmaz yenidoğanın, anın hassasiyetini umursamadan bombayı patlatmış: ”Birilerinin sırasını çalmış ayol bu! İflah olmaz hiç.”
Lohusaya geçici olarak tahsis edilmiş, aslında Fahriye Hanım’ın karargahı olan odada bulunanlar ürperirken bu felaket haberiyle, Mürşidanım suratını bir buruşturmuş ki yüzünün coğrafyası bir daha aydınlanmamış. “Ölü sevici,” diyerek göğsüne tükürünce lohusanın, büyük Kesme Şeker yaka paça evden atılmış. Ancak atılırken de, atılmasını izleyen günlerde de boş durmamış. Ahali, duyduk duymadık dememiş, Hafız Mehmet’in taze eniğinin, yüce rabbimizin ruhlarımızı vücutlarımıza üflediği melekler katındaki o kutsal odasında bir hınzırlık yapıp birinin sırasını çaldığı kulaktan kulağa yayılmış.
Kadın erkek, hikayeyi her duyan, tövbe istiğfar ettikten hemen sonra, yaradanın hepimizin bahtını inşa eden gücüne karşı gelen bu oğlanın sonunun iyi olamayacağını fısıldamış havadisi getirene. Oğlana “Ölü Reşat” lakabının takılması, büyük Kesme Şeker’in lohusanın göğsüne tükürürken sarf ettiği cümleden midir, ahalinin kendi marifeti midir bilinmez, lakap, genişleyen ailenin kulağına kadar gittiyse de, “Ölü Reşat”, hikayesi bilinmeyen bir bahtsız oğlan şeklinde yer etmiş bu hadiseden sonra sadece Adnan diye çağrılan oğlanın zihninde.