On yılın öyküsü

Geçen on yıl içinde popüler kültürle piyasanın oluşturduğu yanılsamanın etkilerini epeyce yaşadık. Dış edebiyat, okur ile edebiyat arasında bir niteliksiz edebiyat gerçekliği yaratıyor
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Öykünün edebiyatımızdaki yerinin bir on yıl daha sarsılmayacağını öngörebiliriz. Nedenleri geçen on yılın içinde. Tünelin ucundaki ışığa doğru yol almaya başladığı günlerden bugüne de bir on beş yıl geçti. Öykü, romanın gitgide artan etkinliği altında kaldığı için belki gene yeterince fark edilmeyecek, ama üstündeki ağırlığın soluğunu kesmesi de beklenmemeli. Araya nitelik ayrımı giriyor ki, öykünün bir dil ve biçim özeni olarak yerinden edilmesi yakın gelecekte de olanaksız.
Geçen on yıl içinde popüler kültürle piyasanın oluşturduğu yanılsamanın etkilerini epeyce yaşadık. Dış edebiyat, elinde roman gibi bir koçbaşı da bulunduğu için, nitelikli edebiyatın belirsizlik içinde kalmasına neden oluyor ve okur ile edebiyat arasında bir niteliksiz edebiyat gerçekliği yaratıyor. Niteliksiz edebiyatı edebiyatın değerlerinin yerine geçiren çoğunluğun bu olumsuzluğun duygusunu yaşadığı da söylenemez. 

Bir nostalji meselesi
Öykü, kendi doğasını bir koruma zırhı olarak kullandığı için, duruşunu hiç bozmadan yürüyüşünü sürdürüyor. Yoksa kendi pusulasını kendi tutan genç yazarlar nasıl ortaya çıkabilirdi. Geçmişten bağımsızlaşmak, yeni öykücülerin başlıca özelliklerinden. Bu önemli. Sonunda, aynı edebiyatın içine doğan genç yazarlar, geçmişten şu ya da bu düzeyde etkiler alır ve kendiliğinden alınan bu etkiler onları edebiyatın birikimine bağlar. Bunun için özel kaygılar gütmeye gerek olmadığını anlamış olmaları, yeni öykücülerin eskilere göre daha olumlu bir özelliği sayılır. Genç kuşak öykücülerin çeşitliliğe ve yeni arayışlara açıklığı, özgünlüklerini özgürce arama olanaklarını yaratma kararlılığı, öykücülüğümüzü elbette güçlendiriyor. Ah nerede o eski yazarlar, özleminin, bir edebiyat yanılgısı ve olumsuz nostalji örneği olduğunu nasıl anlatmalı? Belki o eski yazarları bugünün gözüyle yeniden okutarak ya da gençleri önyargısızca okuyarak.
Günümüz öykücülüğü, hiç kuşku yok ki bugün yazılan öyküyü, demek ki asıl olarak genç yazarların yazdıklarını anlatır. 1995’ten sonra gitgide yükselen ivmesi, öykücülüğümüzün dünyasını daha da büyütmesini sağladı ve birbirinden ayrı ayrı değerlendirilmeyi hak eden öykücüler ortaya çıkardı. Öykücülüğümüzün yaşadığı bu son açılma döneminin bu arada bir durgunluk ve kapanma, dolayısıyla bir dinlenme dönemine çekilmesini umuyorum. Çünkü birikim, yalnızca yüz yılın önümüze getirdiği değildir, bir kuşağın kendi yarattığı birikimin de ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Sayıları gitgide çoğalan ve kendi arayışlarını özgürce savuran genç öykücülerin harman yeri, tam şu sıralarda derlenip toparlanmayı gerektiriyor. Bu toparlanmadan sağlam bir öykü merdiveni çıkacağından kuşku duymuyorum. 

Bu yazarları tanıyor musunuz?
Geçen on yılda kendi verimlerini birçoğu birkaç kitapla ortaya koyan yazarlara baktığımız zaman , onların edebiyatımızın bugününü anlatan bir birikimi adamakıllı oluşturduğunu görüyoruz. Sema Kaygusuz, Murat Yalçın, Hakan Ergül, Ahmet Büke, Karin Karakaşlı, Şebnem İşigüzel, Abdullah Ataşçı, Ayşegül Çelik, Murat Uyurkulak, Murat Özyaşar, Yavuz Ekinci, Onur Caymaz, Mehmet Erte, Yalçın Tosun gibi yazarların yazdıklarını okuyarak öykücülüğümüzün bugününü anlamaya çalışıyorsak, bu verimi gelecek on yılda da izleyeceğiz demektir. Bu arada hiç kimseye benzemeyen bir öykü dili ve biçimini derinleştirerek yazmayı sürdüren Faruk Duman’ı; postmodern biçimlerden yeni bir yazınsal gerçeklik çıkarma çabasını sürdüren Özge Baykan’ı; sokak dilini, ironisiyle birlikte yeniden üreten Emrah Serbes ile Hatice Meryem’i genç kuşağın ana yolundan ayırırken, kitapları henüz yayımlanmamış birçok nitelikli yazarın da bu yapıya taş taşıyıp su verdiğini belirtmek gerekir.
Bu arada özellikle yeni yazarları yeterince okumamak gibi önemli bir eksiğimiz olduğunu da belirtebilir miyiz? Değil mi ki geçen on yılı değerlendiriyoruz, onun üstüne söyleneceklerden çok daha anlamlısı, yazılan öyküleri okumaktır. Adlarını andığım bu yazarları tanıyor muyuz, yazdıklarını okuduk mu? Bu sorudan sonra atılacak adım bellidir...

notoskitap.blogspot.com