Orada bir ülke var uzakta!

Çin'de dev bir bürokratik devlet ile muazzam bir sosyal esnekliğin ve dünya tarihinde eşi benzeri görülmedik çapta bir dönüşümün yan yana var olması birçok Batılıya büyük bir bilmece gibi görünüyor
Haber: ZÜLFÜ DİCLELİ / Arşivi

ABD Başkanı Barack Obama yılbaşında yaptığı Ülkenin Durumu konuşmasında, “Amerika olarak yeni bir Sputnik anıyla karşı karşıyayız” diyordu, Çin’in ekonomik alanda ve bilimsel teknik gelişme bakımından ABD’yi geçme olasılığını kastederek. Şu sıralar sadece ABD’de değil, batı dünyasının tümünde geleceğe ilişkin derin bir endişe yaşanıyor. Batılıların gözünde ‘olanaklar çağı’ giderek ‘endişe çağı’na dönüşüyor. Birçok uzman Çin’in 2020 yılında ABD’yi geçerek dünyanın en büyük ekonomisi haline geleceğini ileri sürüyor... Batı’nın küresel hegemonyasının sonuna gelindiği artık pek tartışma götürmüyor. Gücün, batıdan doğuya doğru kaymakta olduğu, bir yandan da merkezlerden çeperlere doğru yayılmakta olduğu görülüyor. Giderek çok merkezli, çok eksenli, çok aktörlü karmaşık bir ilişkiler sistemi oluşuyor ve karşılıklı bağımlılıklar her alanda artıyor. İlk başta kimilerince batının kendi hegemonyasını yaygınlaştırmak için geliştirdiği sanılan küreselleşme süreçleri aslında giderek hegemonyasız bir dünyanın koşullarını hazırlıyor. 

Dünyayı Çin çağı mı bekliyor?
Temelinde birçok faktörün yattığı bu gelişmelerin önde gelen aktörlerinden biri de Çin. Çin’in son otuz yıl içinde yaşadığı değişim ve gelişim muazzam oldu. İlk başlarda ‘ucuz işgücü’ne ve ‘ucuz ve kalitesiz mallar’a dayalı geçici bir rekabet üstünlüğü elde etmiş bir Üçüncü Dünya ülkesi olarak görülen Çin’in son on yıl içinde iyice hızlanan başarılı gelişmesini artık kimse görmezden gelemiyor.
Bu başarılı gelişme tüm dünya çapında birçok soruya yol açıyor. Çin’in otuz yıl içinde böyle güçlü bir konuma nasıl geldiği, bunun sırrının nerede yattığına ilişkin soruların yanı sıra şu tür sorular gündeme geliyor: Çin’in her alanda giderek güçlenmesi dünyanın geri kalan kısmı, özellikle de Batı için bir tehdit mi oluşturuyor? Şimdi ‘Amerikan çağı’ sona ermekteyken dünyayı bir ‘Çin çağı’ mı bekliyor? Dünya, ABD ile Çin arasında yeni bir Soğuk Savaşa mı tanık olacak? Ya da Çin’in büyümesi sürdürülebilir bir gelişme midir? Çin dünya ekonomisi için ne gibi riskler oluşturuyor? 

Batı’nın gözleri görmez!
Bu gibi sorulara geçerli yanıtlar bulabilmek için her şeyden önce dünü ve bugünüyle Çin’i doğru anlayabilmek gerekiyor. Ama tüm doğu toplumları gibi, Çin’i de Batı’nın gözlükleriyle bakıp anlamak mümkün değil. Batı ülkelerinin kendi tarihsel gelişimleri, kendi toplumsal pratikleri temelinde boy atmış sosyal bilimlerin analiz yöntemleri ve kavramlarıyla yaklaşıldığında doğu toplamlarının özgül dinamikleri aydınlanmıyor. Devlet, özgürlük, eşitlik, büyüme, birey, toplum, aile , ulus ve daha birçok olgu ve kavrama Batılılar ile Doğulular tamamen farklı anlamlar yüklüyorlar. Örneğin, Çin’de dev bir bürokratik devlet ile muazzam bir sosyal esnekliğin ve dünya tarihinde eşi benzeri görülmedik çapta bir dönüşümün yan yana var olması ve birlikte yol alması birçok Batılıya büyük bir paradoks ve bilmece gibi görünüyor.
William-Doris Naisbitt çiftinin kitapları ‘Çin’in Megatrendleri’, uzun süreli ve çok kapsamlı bir araştırmanın sonucu. Yazarlar son on yıl içinde Çin’e yüzü aşkın ziyaret yapmışlar. John Naisbitt, Çin’de Nankai Üniversitesi ile Tianjin Finans ve İktisat Üniversitesinde profesörlük yapıyor ve birkaç Çinli akademisyenle birlikte bağımsız ve bağlantısız bir kurum olan Naisbitt Çin Enstitüsü’nü kurmuş. Kitabın ‘Önsöz’ünde şöyle diyor: “Bu kitap için çalışmaya başlarken, Batı perspektifini ve varsayımlarını terk ederek Çin’e Çinlilerin kendi ülkelerine baktıkları gözle bakmayı taahhüt ettik; eksiklerini görecek, ama Çin’i kendi değer ve standartlarımızla yargılamaya kalkmayacaktık.”
‘Çin’in Megatrendleri’, bu dev ülkeyi anlamak için elinizin altında olmalı.

ÇİN’İN MEGATRENDLERİ
William Naisbitt,
Doris Naisbitt
Çeviren: Ümit Şensoy
Optimist Yayınları
2011, 286 sayfa
22.5 TL.