Ortadoğu'da karar vakti

Ortadoğu'da karar vakti
Ortadoğu'da karar vakti
Stephen Kinzer, 'Ezber Bozmak'ta şu soruyu soruyor: ABD, diktatörlüklerle 'istikrar'ı mı yoksa demokratik yönetimlerle 'istikrarsızları' mı tercih edecek
Haber: METE ÇUBUKÇU / Arşivi

Stephen Kinzer’in yeni kitabı adı gibi gerçekten ezber bozabilecek mi? Birçok kişiye şaşırtıcı gelecek olsa bile Türkiye ile İran’ın tarihsel süreçlerini karşılaştırması, benzerlikleri, farklılıkları Amerika ile ilişkilerini ortaya koyması açısından düşündürücü; tartışma açabilecek bir metin.
‘Ezber Bozmak’ adlı kitabında Kinzer bugüne kadar Amerika’nın Türkiye ve İran’la inişli çıkışlı ilişki tarihinin, bildik ezberlerin yeniden gözden geçirilmesini öneriyor.
Zaten kitabın orijinal ismi de ‘silmek/sıfırlamak’ (Reset) ABD’nin Türkiye ve İran ilişkilerini, iki ülke arasında paralellikleri, imparatorluklardan başlayarak Atatürk-Rıza Pehlevi arasındaki benzerlik ve farklılıklar üzerinden değerlendirerek bugüne varıyor ve ABD’nin Ortadoğu’da iki ülke ile nasıl bir ilişki kurabileceğini Amerika’dan bakarak tartışıyor. Amerikalıların nasıl bakması gerektiğini tartışmaya açıyor.
Mesajları genellikle Amerikan yönetici elitine. Amerikan yönetimlerinin bu iki ülkeye ve genelde Ortadoğu’ya yaklaşımlarındaki yanlışlıklarından dolayı stratejik hatalar yaptığı ve Amerika’nın bölgede tarihsel tecrübe, demokratikleşme çabası ve modernleşme açısından sadece Türkiye ve İran’la işbirliği yapabileceğini iddia ediyor. Hayli iddialı bir tez. 

Devrimler başlamadan önce
Tezin gerekçesi ise bölgede Türkiye ve İran dışında hiçbir ülkenin modernleşme/demokratikleşme tecrübesinin olmadığını, Amerika’nın diktatörlükler, monarşiler yani halkların başkaldırdığı yönetimlerle işbirliğini yeniden gözden geçirmesinin zorunlu olduğu. Kinzer’in kitabını Ortadoğu Ve Kuzey Afrika’daki halk ayaklanmaları-devrimler başlamadan önce yazdığını düşünecek olursak Türkiye ve İran’ı çok iyi bilen yıllarca yakından takip eden bir gazeteci olarak ABD’nin ‘yeni düzeni’ nasıl kurabileceğini, kurtarabileceğini anlatmaya çalışıyor. Hem Türkiye hem de İran’ı bilen bir gazeteci olarak kendi açımdan Kinzer’le hem fikir olduğum yanlar olmakla birlikte ABD’nin bugünkü İran politikasıyla hiçbir yere varacağı kanısında değilim.
Kitabın Türkiye ile ilgili kısmında sürpriz bir yan yok. Meraklısı için İran’ın modernleşme çabalarının Türkiye ile benzerlik taşıyan yanları ilginç olabilir. Çünkü İran deyince aklına sadece ‘şeriat’ gelen geniş bir kitlenin, İran’ın bu noktaya nasıl geldiğini, tarihi, kültürel derinliğini anlaması açısından önemli. Bu derinlik ileride İran’ın nereye evirilebileceği konusunda da ipuçları verebilir. Kitapta ‘Türkiye İran olur mu?’ gibi yıllardır süren anlamsız ve gereksiz bir tartışma da yok tabii ki.
Kinzer demeçlerinde Amerikan yönetimlerinin Ortadoğu ülkelerine yaklaşımlarındaki yanlışlıkları anlatıyor. Bu yanlışlıklar bugün de devam ediyor. Bu nedenle bölgede tarihsel süreçleri, demokratikleşme çabaları, sivil-asker ilişkileri açısından Türkiye ve İran’ın ABD açısından ‘en iyi’ müttefik olabileceğini söylüyor. Oysa İran Amerika açısından şu için kaybedilmiş bir ülke, Türkiye ile ilişkiler eskisi gibi değil. 

Şah’ın adamları
Kinzer modern gazeteciliğin en iyi temsilcilerinden. Türkiye’de uzun yıllar kalan İran konusunda uzman olan, bilgisini gazetecilik deneyimi ile harmanlayarak analiz edebilen bir yazar. Şah’ın Bütün Adamları’ kitabında “Amerika’nın İran’ı nasıl kaybettiğini”, kısa vadeli düşünerek İran’daki demokratik gelişmeyi engellediğini anlatır. İran’da demokratikleşme yerine Başbakan Musaddık’ı bir CIA darbesiyle devirip Rıza Pehlevi’yi yeniden yönetimi getiren anlayışın İslam Devrimi’nin yolunu açtığı bilinir. Kendine Şehinşah (Kralların Kralı) ve Sayeh-eh-Khodah (Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesi) gibi unvanlar veren Şah Rıza Pehlevi CIA’nın Ajax Operasyonu ile Mussadık’ı devirdiğinde Türkiye ile beraber İsrail’i tanıyan iki Müslüman ülkeden birinin lideridir. İran yörüngeden çıkınca ABD’nin bölgeyi Suudi-İsrail ekseninde yönetme çalıştığı biliniyor. Ama bu eksen de şu anda çatırdamakta.
İşte Kinzer’in kimilerine katıldığımız tartışılacak tezleri: Türkiye ve İran bölgede demokrasini kök saldığı ve salabileceği iki ülke: Türkiye dünyanın en demokratik Müslüman ülkesi; NATO üyesi. Son dönemde tarihinin en tutkulu diplomatik projesine girişmekte ( AKP ve Davutoğlu’nun Stratejik derinlik teorisini kastediyor) bölgesel sorunların diyalog ve uzlaşama ile çözülmesini savunuyor. Türkiye’nin bu tarzı Amerika’nın global siyasette işbirliğine daha açık bir yaklaşım ile uyum içindedir. Bir de temenni var Kinzer’den : “Ortadoğu’daki diğer Müslüman ülkeler arasında bir tanesinin kalbi demokrasi için tutkuyla atmaktadır. Birgün aniden Türkiye’deki politik özgürlük sevgisi ile rekabet edebilecek hale gelebilir hatta geçebilir. O da İran.”
Kinzer, İran’a yüklediği misyonu bir başka cümlesi ile uzun bir vadeye öteliyor gibi: “İran’la anlaşmaya varmak kültürel olduğu kadar siyasi sebeplere kolay değildir. Tahranda yeni bir rejimin ortaya çıkması çok gerekli olabilir” Ama formülünü şöyle özetliyor: Önce Türkiye ile daha yakın bir ortaklık inşa et. Gelecekte de demokratik bir İran’la.” 

ABD yalpalıyor
Amerikan yönetimi bugün Ortadoğu’yu kontrol edememenin kaygısını taşıyor. Mısır’da muhalefete destek verirken, Libya’da petrolün getireceği maliyet ve yeni bir Irak’la karşılaşmamak için ikircikli davranırken, Suudi Arabistan’ta olabilecekler konusunda kaygıya kapılıyor; Bahreyn’i işgal etmesine ses çıkarmıyor. Demek ki hala demokratik talepleri destekleme ile geleneksel çıkarları koruma arasında karar verebilmiş değil. Bölgedeki statükonun kontrolden çıkmasından korkuyor. Ama Arap devrimleri zaten statükoyu sarsmış durumda.
Kinzer’in aslında ‘Ezber Bozmak’ta altını kalın çizgilerle çizmese de sorduğu soru şu: ABD, diktatörlüklerle ‘istikrar’ı mı yoksa demokratik yönetimlerle muhtemel ‘istikrarsızları’ mı tercih edecek. İstikrarsızlıktan kasıt kaos değil demokratikleşme tabii ki. İran’da yıllar önce tercihini birinci şıktan (diktatörlüklerden) yana kullanan ABD Ortadoğu ayaklanmaları sırasında Washington’un en fazla kafa yorduğu, içinden çıkamadığı konu da bu zaten. 

ABD’yi bekleyen kriz
Bunu da Amerika’nın bugüne kadar sürdürdüğü Suudi Arabistan İsrail eksenli politikasının değişmesine olumlu etki edebileceğini söylüyor. Tabii ki tüm bu söylenenler ciddi bir paradigma değişikliği gerektiriyor. Amerika’nın sürdürdüğü güvenlik eksenli Suudi ve İsrail politikasının zayıflaması uzun vadede bu iki ülkenin de lehine işleyecektir. Çünkü Kinzer’e göre Amerika, İsrail ile bugün yürüttüğü politikasını değiştirmediği sürece sürekli kriz ve kendi geleceğini tehlikeye atacak. Ama “Amerika’nın İsrail’in yanında kalması doğrudur ama bugün yaptığı gibi değil” diyor Kinzer.
İran’ın değişmesi bir gecede olmayacaktır; tıpkı Amerikan yönetimleri gibi. Washington’ın da yeni politik çizgisini bir an önce oluşturması gerekmekte. Ancak İran konusunda ne yapacağı belirsizdir. Çünkü değişim rüzgârı henüz İran’a gerektiği gibi ayağa kaldırmadı. Kinzer’ın kitabı Ortadoğu’da farklı bir hava eserken yani tam zamanında yayımlandı.
METE ÇUBUKÇU: NTV Haber Müdürü

Ezber Bozmak
İran, Türkiye ve Amerika’nın Geleceği
Stephen Kinzer
Çeviren: Sulhiye Gültekingil
İletişim Yayınları, 2011,
293 sayfa, 20.50 TL


ABD’nin rejim değiştirme tarihi

Darbe
(Hawaii’den Irak’a Amerika’nın Rejim Değişiklikleri Yüzyılı)
Stephen Kinzer
Çeviren: Zeynep Beler
İletişim Yayınevi, 492 sayfa, 2007, 29,00 TL

‘Rejim değişikliği’ George W. Bush’la başlamadı. Yüz yılı aşkın bir süredir Amerikan dış politikasının ayrılmaz parçası oldu. Hawaii monarşisinin 1893’te alaşağı edilmesinin ardından, tüm 20. yüzyıl boyunca devam edip günümüze kadar geldi. Amerika Birleşik Devletleri, kendi politik ve ekonomik hedeflerine engel olan hükümetleri hiç tereddüt etmeden devirdi. 2003 Irak istilası da bu operasyonların en sonuncusu kabul ediliyor. Stephan Kinzer’ın ünlü kitabı Darbe, işte bu uzun tarihi anlatıyor. Kralları, başkanları, başbakanları iktidardan devirmeyi bir dış politika yöntemi haline getiren politikacıların, ajanların, komutanların ve tabii ki işadamlarının hikâyesi...
Amerika’nın uzun rejim değişikliği çağı Hawaii’de başlayıp Küba, Porto Riko ve Filipinler’in Amerikan idaresine geçmesi ile sonuçlanan İspanyol-Amerikan Savaşı’yla hızlandı. Amerika, ardından Nikaragua ve Honduras başkanlarının iktidardan devrildiği darbeleri hazırladı ve yönetti. Daha sonra başlayan Soğuk Savaş hesaplaşması, Amerika’nın tüm dünya olaylarına Sovyetler Birliği ile rekabet gözlüğünden bakmasına sebep oldu. Bu dönemde, Güney Vietnam başkanının katledilmesiyle, İran, Guatemala ve Şili’deki demokratik yönetimlerin iktidardan düşürülmeleriyle sonuçlanan örtülü operasyonlar düzenledi. Son yıllarda, Grenada, Panama, Afganistan ve Irak’ta olduğu gibi istila hareketleri rejim değişikliklerinin temel aracı haline geldi. Stephen Kinzer kitabını bir gün ‘yenilemeye’ karar verirse, belli ki özellikle Ortadoğu bölümünün üzerinde çalışacak.