Osmanlı'nın melodisi

Osmanlı'nın melodisi
Osmanlı'nın melodisi
'Osmanlı'nın Avrupalı Müzisyenleri', Cumhuriyet döneminde çoksesli müzik alanında atılan adımları anlamlandırmak açısından son derecede faydalı bir tarihsel altyapı sunuyor. Kitap, Osmanlı müzik yaşamı konusunda bilgi vermenin yanı sıra, okuru, dönemin sosyal ve kültürel ortamı konusunda da aydınlatıyor
Haber: AHMET MAKAL / Arşivi

Tarihçiler, Osmanlı İmparatorluğu ile Cumhuriyet Türkiye’si arasındaki ilişkileri iki farklı biçimde anlamlandırırlar. Bir bölüm tarihçi bu iki toplumsal formasyon arasındaki ilişkiyi bir ‘kopuş’ olarak nitelerken, diğer kesim süreklilikler ve geçişlilikler üzerinde durur. Bize de yakın gelen bu ikinci görüşe göre iktisadi, sosyal ve hatta siyasi açıdan imparatorluk mirası Cumhuriyet dönemindeki oluşumlar üzerinde ciddi ölçüde etkilidir. Bu süreklilikler, Osmanlı-Türk kültür ve sanat tarihi açısından da geçerlidir ve Cumhuriyet döneminde atılan adımlar, ancak imparatorluğun özellikle son dönemlerindeki gelişmeler ışığında anlamlandırılabilir. Cumhuriyet dönemindeki ‘modernleşme’ çabaları içerisinde önemli bir yer tutan çoksesli Batı müziğine yönelik gelişmeler de, imparatorluğun son dönemlerindeki öncüller üzerine oturur. Buna karşılık, müzikoloji alanındaki çalışmaların yetersizliğiyle bağlantılı olarak, bu gelişmeleri konu alan bilimsel çalışmalar yok denecek kadar az. Gazimihal’in, Sevengil’in, And’ın çalışmalarının üzerine henüz çok fazla şey ilave edilebilmiş değil. Emre Aracı’nın özgün çalışmaları ise anlamlı bir istisna sayılmalı. Bu koşullarda, Evren Kutlay Baydar’ın kitabı, önemli bir boşluğu dolduruyor.

Avrupa ve Osmanlı’nın birleşmesi!
Baydar kitabında, 19. yüzyılda özellikle de Tanzimat sonrası dönemde Osmanlı’nın Batılılaşma ve bu yöndeki reform çabaları içerisinde müzik alanındaki gelişmelerin de önemli bir yer tuttuğunu ortaya koyuyor. 16. yüzyıldan itibaren Batı’nın çoksesli müziğiyle tanışan Osmanlı’nın bu müziği önemsemesi için, Tanzimat ve Batılılaşma hareketlerini beklemek gerekecekti. Bu dönemlerde geleneksel tek sesli müzikten çoksesli müziğe geçme çabaları, öncelikle askeri alanda başladı, bunu diğer gelişmeler izledi. 1827’de Mehterhane-i Hümâyûn’un kapatılıp yerine Muzıka-ı Hümâyûn’un kurulması ilk önemli adımdı. Bu oluşumlarda, Batı’dan gelen ve Osmanlı topraklarında doğup Avrupa’da eğitim alan çok sayıda müzikçi de görev aldı. Bandoyu çalıştırmak üzere, başta ünlü besteci Donizetti’nin ağabeyi Giuseppe Donizetti olmak üzere çok sayıda Avrupalı müzikçi getirtildi. Bu müzikçiler, Muzıka-ı Hümâyûn’da görev yaptıkları gibi, konserler verdiler, öğrenciler yetiştirdiler. Ülkemizde konservatuvarların nüvesini teşkil eden ve 1914’te açılan Darülbedayi’nin kurulmasında da bu müzikçilerin önemli rolü vardı. Kısa dönemliler yanında, daha kalıcı olan, hatta tüm yaşamını burada geçiren, burada ölüp gömülen çok sayıda Avrupalı müzikçi oldu. Bunların bir bölümü Türk isimleri de kullanıyorlardı, örneğin Ferhunde Erkin’in hocası da olan Alessandro Voltan, Macar Tevfik; Bülent Tarcan ile Saydam kardeşlerin de hocası olan Karl Berger ise Ömer Baki adıyla anılmaktaydı. Bu sanatçılar, Osmanlı müzik yaşamına, bir bölümü Osmanlı temaları içeren, bir bölümü padişahlara ithaf edilen ve bir bölümü Osmanlı Devleti’nin milli marşı olarak da kabul edilen ve seslendirilen besteleriyle de katkıda bulundular.
Baydar’ın kitabının ilginç bir bölümü ise kadın müzikçilere ilişkin. Buradaki bilgilere göre, kadınlar Avrupalı müzikçilerden dersler almışlar, beste yapmışlar, orkestralar kurmuşlar. Aralarında Ulvi Cemal Erkin’in eşi Ferhunde Erkin’in ve Cemal Reşit Rey’in annesinin de bulunduğu kadın sanatçılar yetişmiş ve konserler vermişler. Sarayda, haremde sadece kadınlardan oluşan bir orkestra da oluşturulmuş ve konserler vermiş. Avrupalı müzikçilerden ders alanlar arasında padişahların kızları da bulunuyor; bunlardan bazıları besteler de yapmış. Daha çok dönemin ileri gelenlerinin kızlarından oluşan bazıları ise müzik eğitimi için Avrupa ülkelerine gönderilmiş.
Baydar’ın Osmanlı-Türk müzik tarihi alanındaki eserinde, bilinegelen kaynaklar yanında, yerli ve yabancı çok sayıda özgün kaynaktan yararlanılmış. Osmanlı arşivi belgeleri ve dönem gazetelerinden derlenen haberler ile yurtiçindeki ve dışındaki kurum ve kişisel arşivlerde yer alan belgeler, bunlar arasında. Baydar’ın çalışması, bize Cumhuriyet döneminde çoksesli müzik alanında atılan adımları anlamlandırabilmemiz açısından son derecede faydalı bir tarihsel altyapı sunuyor. Eser, Osmanlı müzik yaşamı konusunda bilgi vermenin yanı sıra, bizi dönemin sosyal ve kültürel ortamı konusunda da aydınlatıyor. Kitap, muhtemelen tashih hatasından kaynaklandığını düşündüğümüz birkaç hata dışında (III. Ahmet yerine II. Ahmet yazılmış olması gibi) gayet özenli bir çalışmanın ürünü. Kitabı, sadece müzikle değil, Osmanlı-Türk tarihiyle ilgili okurlara da önerirken; Baydar’ın ve diğer araştırmacıların bu alanda yeni çalışmalara yönelmelerine ne kadar çok ihtiyaç duyduğumuzu vurgulamak istiyorum.

OSMANLI’NIN AVRUPALI MÜZİSYENLERİ
Dr. Evren Kutlay Baydar
Kapı Yayınları
2010
310 sayfa
19 TL.