Oyuncak mı dikkat!

Oyuncak mı dikkat!
Oyuncak mı dikkat!
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Yaşayan, daha doğrusu canlanan oyuncak fikrinden oldum olası tırsmışımdır. Yaşayan oyuncak deyince, garip bir şekilde, aklıma hep Chucky gelir (ve tabii, korkunçlukta kendisinden aşağı kalmayan gelini). Filmler boyunca elinde bıçak, kanlanmış gözleriyle neyin intikamını almaya çalışır hatırımda kalmamış. Ya da ne yazık ki, kalanlar yetmiş de artmış, sıra “neden”ine gelmemiş. Oysa biliyorum, evin çocuğu uyuyunca can bulup sabaha kadar şenlik yapan oyuncaklar da var elbette edebiyat ve sinema tarihinde.
İnsanların edebiyat ya da sinema aracılığıyla kendilerini korkutmalarını anlamaktan uzak olsam da, oyuncakları canlandırarak bir korku öğesi olarak kullanma fikrini ilk kullanan zatı muhteremi, hayırla değilse bile hayretle anarım. Kötü, çocuklara eziyet eden, içlerindeki aydınlığı karartmaya istekli oyuncak fikri, çocukların hayal gücünü harekete geçiren, hayatlarının ilk en yakın dostları olan oyuncaklara yüklediğimiz masumiyete ne kadar da ters. Ama kim bilir, belki de işin özü, esprisi buradadır.
Dean R. Koontz’un ‘Yaşayan Oyuncaklar’ adlı romanı, güzel büyürse dünyaya olumlu bir katkı yapacak özel çocuklara arkadaşlık etsinler diye sihirle üretilmiş Oddkin adlı oyuncaklarla, Karanlıklar Efendisi’nin çocuklara eziyet etsin diye ürettiği oyuncaklar arasındaki savaşı hikâyeliyor. Oddkin’lerin yaratıcısı Isaac Bodkins adındaki oyuncakçı ölmeden hemen önce, peluş ayı Amos’a dükkânı belli bir oyuncakçının devralmasının önemini anlatır. Oyuncak dükkânı iyi kalpli bir oyuncakçının elinde kalmalıdır ki, bu sihirli oyuncaklar günün birinde gizli bir dosta ihtiyacı olan çok özel bir çocuğa hediye edilmelidir. Çocuğun “özel”liği büyük sıkıntılara göğüs germek zorunda kalmış bir çocuk olmasıdır, böylece Oddkin onu sevecek, ona akıl verecek ve hayat ne kadar canını yaksa da kendinden emin ve sevecen bir birey olarak yetişmesine yardım edecektir. İşi bitince ne yazık ki içindeki sihir uçup gidecek ve sıradan, cansız bir oyuncak haline gelecektir.
Isaac Bodkins ne yazık ki devir teslimi gerçekleştiremeden ölünce, Amos önderliğinde peluş bir kedi, köpek, fil ve ne idüğü belirsiz bir bilge olan Gibbons şehre gitmek ve ellerinde bir adres bile olmadan, sadece ölmüş ustalarının iyi niyetli ruhunun yönlendirmesiyle yeni oyuncakçıyı bulmak üzere yola çıkarlar. Önlerindeki tek engel o gece patlayan korkunç fırtına ve yetişkinlere görünmeme zorunluluğu değil, oyuncakçının mahzeninde gününü bekleyen şeytani oyuncaklardır da. Smokinli kukla Rex önderliğindeki bir dişi kukla, kutusundan fırlayan bir palyaço, uçabilen mekanik bir arı ve robottan oluşan kötüler takımı yıllardır sandıklarında beklemekten sıkılmış, kötülüğün türlüsünü yapmak için yanıp tutuşarak aynı gece harekete geçmiştir. Bu arada hapisten yeni çıkan ve kimsenin, özellikle de çocukların mutluluğundan hazzetmeyen Nick adlı suçlu da Karanlıklar Efendisi’nin verdiği iki milyon dolara yakın parayla, atölyeyi Isaac’ın gözü paradan başka bir şey görmeyen yeğeninden satın almak ister. 

Özünde ‘iyi’ bir hikâye
Rex’in ucundan bıçak fırlayan bastonu, palyaçonun dipsiz, kötü sürprizlere gebe karanlık kutusu ve arının iğnesi ile silahlanmış kötülere karşı Amos’la ekibinin dostlukları, cesaret ve kararlılıkları dışında bir savunma araçları yoktur. Ayrıca yol boyunca karşılaştıkları bazı hayvanlar, sanki Isaac’ın ruhunu taşıyorlarmışcasına korur kollar bizimkileri (iyiler, nasıl da hemen bizimkiler oldu).
Koontz’un hikâye içinde Tanrı’ya yaptığı gereksiz göndermeler ya da Amos’u hiç altını doldurmadan Dickenssever bir ayı olarak çizmesi, peluş olduğu için asla yavrulayamayacak köpeğin dilinden “anneyi gururlandırmak” muhabbetine asılarak sadece ve sadece annelerimizin hoşuna gidecek şekilde davranmamız gerektiğini altını çizmesi, iyileri yer yer çocukların bile arzulamayacağı kadar çocuklaştırması, kahramanlarına tekrar tekrar aynı cümleleri kurdurması romanın zayıf yanları. Koontz iyilerle kötüleri karşılaştırmak için güzel bir zemin, hikâye bulmuş aslında ama mesajlarını kahramanlarının ağzından dile getirmek yerine onların eylemleri aracılığıyla aktarmayı başarabilseydi, daha heyecanlı ve inandırıcı bir roman yazabilirdi bence.
Kötüler takımı ve onların peluşlarının içini dışına çıkarma istekleri, o uğurdaki tehditleri bazı çocuklar için uyku kaçırıcı olabilir. Romanın konusu gençler için daha cazip olsa da uslubü fazla çocuksu kaçabilir. Yine de fazla kafa yormadan bir şeyler okumak isteyen gençler şanslarını denesinler!

YAŞAYAN
OYUNCAKLAR
Dean R. Koontz
Çeviren: Nazan Tuncer
Tramvay Yayıncılık
2011, 232 sayfa 12 TL.