Özel yaşamları, idealleri ve yazıyla ilişkileri

Özel yaşamları, idealleri ve yazıyla ilişkileri
Özel yaşamları, idealleri ve yazıyla ilişkileri
'Nobel'den de Öte'de, Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan on altı yazarın evlerine konuk oluyoruz. Kitapta tanımadığınız bir yazarla tanışırsanız, daha önce tanışmadığınıza pişman olacaksınız
Haber: EMRE TÜRÜN - emreturun@gmail.com / Arşivi

Alfred Nobel’in vasiyeti üzerine 1901 tarihinde verilmeye başlanan Nobel Ödülleri, kuşkusuz dünyanın en prestijli ödülleri arasında… Fakat verilmeye başlandığı yıldan itibaren özellikle edebiyat alanındaki ödüller hakkında tartışmalar, komplo teorileri ve polemikler bitmek bilmiyor. Alfred Nobel’in dinamitin mucidi oluşu ve savaşan taraflara satarak milyonlarca dolar kazanması kimi kesimler tarafından Nobel Ödülleri’nin ‘kanlı para’ olarak etiketlenmesine yol açtı. Nobel Edebiyat Ödülü ise Tolstoy’a verilmeyip Winston Churchill’e verilmesi gibi sebeplerden ötürü, birçok kez ‘siyasete teslim bayrağı mı çekti’ tartışmalarına maruz kaldı.
2011 yılında İsveçli şair Tomas Tranströmer’e verilen Nobel Edebiyat Ödülü yine akıllara birçok soru getirdi ve kutuplaşmalara yol açtı. Kimileri bunun yazara bir saygı duruşu olduğunu, kimileri ise ödülü çoktan hak ettiğini öne sürdü. Ayrıca, Jean Paul Sartre’ın kişisel sebepler öne sürerek, 1964 yılında kazandığı Nobel Edebiyat Ödülü’nü reddetmesi ve Rus yazar Boris Pasternak’ın da yaygın olan kanıya göre, ödülü Stockholm’de kabul ederse SSCB vatandaşlığından çıkarılacağı korkusuyla ödülü kabul etmeyişi, Nobel Edebiyat Ödülleri’nin verildiği yıllarda tüm dünyanın merakla beklediği sansasyonel bir organizasyona dönüşmesine yol açtı. Fakat şu bir gerçektir ki, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan yazarlar, eserleri ve düşünceleri ile dünyada birçok yazara ilham kaynağı oldu ve olmaya devam ediyor.
Xavi Ayén’in yazdığı ve Kim Manresa’nın fotoğrafladığı ‘Nobel’den de Öte’ adlı kitap , Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış on altı yazarla söyleşiler içeriyor ve okuyucuya yazarların yaşamlarına konuk olma fırsatı sunarak merakın hiç kaybolmadığı heyecan verici bir okuma keyfi sunuyor.
Kitabın oluşma öyküsü oldukça ilginç. Kim Manresa fotoğraflarının yer alacağı bir kitap için Xavi Ayén’e Nobel kazanmış bir yazarla çalışma şansının olup olmadığını soruyor. Daha sonra yazarlarla görüşecekken röportaj da yapma fikri doğuyor ve ‘Nobelden de Öte’ yavaş yavaş filizleniyor. Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan yazarlarla soğuk otellerde veya toplantı salonlarında kısa görüşmeler yapmak yerine, yazarların evlerine konuk oluyorlar; yaşadıkları sokaklarda birlikte gezintiye çıkıyor, aileleriyle tanışıyorlar ve tüm bu olanlar –röportajlarda fark edebileceğimiz gibi- sohbetteki sıcaklığı ve samimiyeti oldukça arttırıyor. Her söyleşi genellikle birkaç gün sürüyor ve sonuç olarak dünyanın farklı köşelerinde yaşayan farklı yazarların farklı dünyalarına konuk olan Kim Manresa ve Xavi Ayén’in elinde tarihi belge niteliğinde dokümanlar kalıyor. 

Yazarlar ve sıradışı dünyaları
Röportajların her noktası yazarlar hakkında ilginç detaylarla dolu. On altı yazarın da nev-i şahsına münhasır insanlar oluşundan ve Xavi Ayén’in üslubundan olsa gerek, gereksiz veya sıkıcı bölümler bulmak çok zor. Potansiyel okuyucular için birkaç örnek vermek gerekirse; José Saramago’nun, eşi Pilar del Rio ile romantik tanışma öyküsünü, Nadime Gordiner’in kendisini AIDS’e karşı mücadeleye adamasını, Kenzaburo Oé’nin engelli oğlunu romanlarının odak noktasına aldığını okuyabilirsiniz. Ek olarak, Gabriel Garcia Marquez’in yazmayı bıraktığını birinci ağızdan açıklamak için yıllar sonra röportaj verdiğine ama yine de “Yarın aklıma bir roman gelirse ne âlâ!” diyerek açık kapı bıraktığına tanık oluyoruz merak içinde. Polonyalı şair Wislawa Szymboska’nın seksen üç yaşında ve hâlâ ‘genç’ olması nedeniyle yaşam enerjisine hayran kalıyoruz ve Dario Fo’nun yirmi dört yaşında tiyatroyla yeni bir hayata başlamasına ve eşi Franca Rame ile uzun yıllardır uyum içinde süren birlikteliğine imreniyoruz. Amerikalı yazar Toni Morrison’ın vahşi kapitalizmin sona erdiğini söylemesiyle ve Amerika’nın yeni bir başlangıç yapabileceğine inanmasıyla biz de hâlâ bir umut olabileceğini düşünüyoruz. Kitapta, yazarların arasında etkileşimler ve enteresan tesadüfler görmek de mümkün. V. S. Naipaul, Derek Walcott’un eserlerini düşük kaliteli olmakla suçlarken, bir melez olan Walcott’un ise zaten muhafazakâr olmakla eleştirilen Naipul’u eserlerinde ırkçı söylemlerde bulunduğu iddiasıyla eleştirdiğini öğreniyoruz. Bir diğer tesadüf ise Imre Kertész ile Günter Grass arasında. Kertész, Nazilerin toplama kamplarına götürülüp sağ kurtuluyor ve bu yüzden karmaşık bir suçluluk duygusu içinde olduğunu belirtiyor. Birçok insan ölürken hayatta kalmış olmanın pişmanlığını yaşıyor ve yaşamaktan utandığını söylüyor. Diğer yandan Günter Grass, Hitler yanlısı gençler arasında yer aldığını, savaş gönüllüsü olduğunu ve Führer’e inandığını bir kez daha itiraf ediyor. Ve bunların gençlik hatası olduğunu söyleyerek, yaptıklarını önemsiz ve hafifletici kılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını eklemeyi de unutmuyor. Kertesz, SS geçmişi olan Grass’ı yadırgamak yerine gayet olgun bir şekilde durumu analiz ediyor. Bir dönem tüm kitle iletişim araçlarının ve devlet mekanizmalarının aynı yönü işaret ettiği bir toplumda, genç olarak o yöne gitmiş olmasını olağan buluyor. 

Yaşanabilir bir dünya
Yazarlardan kimileri, Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldıktan sonra çığ gibi üzerlerine gelen şöhretle birlikte ironik bir şekilde yalnızlaştıklarını ve sonraki birkaç sene yazmaya vakit bulamadıklarını vurgularken, kimi yazarlar ise ödülün kendilerini iyi veya kötü etkilemeyi başaramadığını belirtiyor soğukkanlılıkla. Neredeyse her yazar, istisnasız bir şekilde ülkelerindeki rejimden, hükümet politikalarından ve elbette edebiyata ve sanata bakış açılarından bahsediyor. Üstelik kendilerini yazarlık dışında adadıkları alanları da öğreniyoruz. Tüm dünyayı ilgilendiren ekolojik, zoolojik, kültürel, toplumsal ve biyolojik konularda endişelerini görebilmek mümkün. Farklı alanlarda ellerinden geleni yapıyorlar fakat hepsinin ulaşmak istediği noktayı görmek zor değil: Daha yaşanabilir bir dünya… 

Klasik söyleşilerden çok öte
Kitabın altbaşlığı ‘Nobel Edebiyat Ödüllü 16 Yazarla Söyleşiler’ fakat buradan kitabın bir röportajlar derlemesi olduğu ve röportajların soru-cevap konseptinde geliştiği anlaşılmamalı. Evet, Xavi Ayén, sorduğu sorularla yazarların iç dünyalarına girmeyi, çarpıcı konularda fikirlerini almayı amaçlıyor fakat kitabı asıl heyecan verici kılan ve yazarları daha yakından tanımamızı sağlayan nokta, yazarların evlerini, yaşadıkları mahalleleri ve ancak yüz yüze görüşerek gözlemlenebilecek ilginç özelliklerini en ince detayına kadar ve samimi üslubunu kaybetmeden okuyucuya sunması. Kitaba zenginlik katan bir diğer unsur ise, her yazarın sayfasında yer alan ‘Yazar ve İdeal’ başlıklı kutular. Bu kutularda yazarların, kendilerini adadıkları ideolojileri veya çözülmesini mutlaka gerekli gördükleri sorunlara yaklaşımlarını okuyoruz. Bazı yazarlarınsa, neden hiçbir ideolojiye bağlı kalmadıklarını veya ‘-izm’leri neden tehlikeli bulduklarını…
‘Nobel’den de Öte’de yer alan on altı yazarın farklı görüşleri, bakış açıları ve tam anlamıyla farklı dünyaları var. Yazarları daha yakından tanıyınca eserlerini daha çok merak edeceksiniz ve eserlerinin okumayı planladığınız kitaplar listesine üst sıralardan gireceğine emin olabilirsiniz. ‘Nobel’den de Öte’ klasik söyleşilerden çok öte. Kendinizi, yazarların evinde misafir gibi hissedeceksiniz. Bu tarz bir kitabı okuyucuya sunan Xavi Ayén’in ve kitap için yazarların birbirinden samimi fotoğraflarını çeken Kim Manresa’nın emekleri yadsınamaz. Tamamen özveri, emek ve samimiyet çerçevesinde hazırlanmış bu kitabı okuduktan sonra edebiyat tutkunuz alevlenecek. Ve emin olabilirsiniz ki, kitabı okurken tanımadığınız bir yazarla tanışırsanız, daha önce tanışmadığınıza pişman olacaksınız. 

Radikal apolitik bir kaçak
Ülkesi Çin’e en son 1987 sonlarında ayak basan Gao Xingjian’ın eserleri, ülkesinde oldukça katı bir sansüre tabi tutuluyor. Yaşamını Fransa’da sürdüren yazar, kendini otoriteye karşı bir kahraman olarak değil, bir kaçak olarak görüyor. Edebiyatı herhangi bir şeyi elde etmek için bir vasıta olarak görmüyor.

Kitap olmayan evden yazar çıkmaz
Doris Lessing, feminizme sempati duyduğunu belirtiyor fakat söylemlerinden koyu bir feminist olmadığını anlamak mümkün. Ona göre erkek ve kadın kendilerini yalnız hissetmemek için birlikte yaşamaya çalışan iki ayrı canlı türü. Kadınlara en çok özgürlük sağlayan şeyin ise doğum kontrol hapı, çamaşır makinesi gibi araçları icat eden bilim olduğunu iddia ediyor. Üçüncü dünya ülkelerine kitap yardımı konusunda hassas çünkü tüm dünyanın yaratıcılık potansiyelini geliştirme fırsatı olması gerektiğini düşünüyor.

Bir özgürlük sembolü
Ve kitapta hepimizin yakından tanıdığı Orhan Pamuk’a rastlıyoruz. 2006 yılında aldığı ödül ile Türkiye ’de ve dünyada büyük sansasyon yaratan Pamuk’la yapılan söyleşide konu genellikle Türkiye üzerinden şekilleniyor. Xavi Ayén, ölüm tehditleri almasına rağmen attığı kahkahalara, korumasız sokağa çıkma konusundaki şakalarına şaşırarak anlatıyor Nobel ödüllü yazarı. Orhan Pamuk’un evine, Cihangir sokaklarına, kısmen de olsa özel yaşamına konuk oluyoruz.

Bir yazardan çok öte
Wole Soyinka, Afrika’nın en yozlaşmış ve dünyanın en fakir ülkelerinden olan Nijerya’da yıllardır halkın haklarını sömüren, zengin petrol rezervlerine sahip olduğu halde zenginliği halka yansıtmayarak, kendi çevrelerinden öteye geçirmeyen hükümetlere karşı korkusuzca demokrasinin ve insan haklarının savunucusu olmaya devam ediyor. 

NOBEL’DEN DE ÖTE
Kim Manresa, Xavi Ayén
Çeviri: Seda Ersavcı
Doğan Kitap
2011, 172 sayfa, 27 TL.