Özgürlüğün trajik sonuçları

Özgürlüğün trajik sonuçları
Özgürlüğün trajik sonuçları
Tolstoy'un sınıfsal ahlâkı sorguladığı, başkahramanı Anna Karenina aracılığıyla 'kadın özgürlüğü'nü sınadığı başyapıtı, Aleksandr Zarkhi filminde 'doğru' biçimde yansıtılmasına karşın, 'tamamlanmamış' hissiyatı veriyor
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Lev Nikolayeviç Tolstoy, herkesçe kabul gördüğü üzere Rus edebiyatının aşılması mümkün görünmeyen zirvesidir. Kişisel tarihiyle de ‘yegâne’ bir noktada duran Tolstoy’un eserleri, özellikle karakterlerinin karmaşık ruh halleri ve toplumla yaşadıkları ikircikli ilişkileriyle öne çıkar. ‘Devasa’ boyutlardaki romanları, sıradan bir izlek üzerinde gezinen metinler olmaktan ziyade, ayrıntıların belirleyici olduğu benzersiz sanat eserleridir. Bir düzineyi bulan romanlarının yanı sıra, kısa hikâyeleri ve oyunlarıyla da bakışını okurla paylaşan yazar, dinsel ve politik görüşleriyle de döneminin düşünsel iklimine etki yapar. ‘Hıristiyan anarşist’ söylemi geliştiren Tolstoy, ‘pasifist’ yanları öne çıkan ve ‘Tolstoyculuk’ olarak anılan bu akımla da kitleleri peşine takmayı başarır. Yazarın bu yanını, 2009 yapımı Michael Hoffman filmi ‘Aşkın Son Mevsimi’nde de görürüz, Christopher Plummer ve Helen Mirren’ın müthiş performansları eşliğinde.
‘Anna Karenina’ ise Tolstoy’un toplumların ahlâk anlayışları üzerinde tepinen başyapıtıdır. Tabii ki başta ‘Savaş ve Barış’ olmak üzere diğer yapıtlarından fersah fersah ötede değildir bu çalışması, ama ‘çok özel’ bir metin olduğu da açıktır. İlk yayımlandığında (1877) edebiyat eleştirmenleri tarafından ‘küçümsenen’ bu roman, zamanla değerlenip bir ‘klasik’ haline dönüşür. Hikâyenin başkahramanı Anna Karenina ise Puşkin’in kızı Maria Hartung’dan almıştır ilhamını.
Bu romanın ne anlattığını bilmeyen yoktur ama kısaca hatırlamakta yarar var... Kocasını aldatan aristokrat bir kadının, yaptığı bu ‘tercih’le örselenen ruhunun giderek çöküşünü yansıtan hikâye, başkahramanı Anna Karenina’yı alabildiğine ‘farklı’ bir kadın karakter olarak çizer. Aşkın peşine takılmasına karşın, ‘iyilik timsali’ kocasının yaklaşımıyla bir tür vicdan hesaplaşmasına da giren Anna, çevresel faktörlerin baskısına ‘yiğitçe’ göğüs gerer, ama sevdiği adamla onu ‘suçlu’ hissettiren kocası arasında kalmanın bedelini epeyce ağır ödeyecektir... Devasa romanı kısa bir paragrafa sığdırmak haksızlık belki ama ayrıntılardaki zenginliğe tutunmak, anlatmakla değil okumakla mümkün.
‘Kadın özgürlüğü’nün başlıca simgelerinden biri olduğuna inandığımız Anna Karenina karakteri, ‘sınıf’ının (ve erkeklerin) onu yalnızlığa itmesini umursamadan bildiği yolda ilerler, her ne kadar kendisi için trajik sonuçlar doğuracak olsa da. Kendini aşka adamış bir kadındır Anna ve bu uğurda feda edemeyeceği hiçbir şey yoktur. Sadece oğlundan vazgeçmek istemez, ama onu da ‘kayıplar hanesi’ne yazdırmaktan kurtulamaz.
Klasik ‘iki erkek, bir kadın’ formülünü kullanır gibi görünse de, ‘Anna Karenina’nın böylesi ‘beylik’ bir sınıflandırmadan çok ötelere yoğunlaşan bir derinliği var kuşkusuz. ‘Aşk’ ve ‘emek’ arasında sıkışan başkarakterinin, giderek onu ‘delilik’ sınırlarına götüren bu durumla baş etmeye çalışmasını takip ederken, ‘vicdan’ın yan etkilerini de yakınen takip ederiz hikâyede. Anna’yı ikircikli bir pozisyona sokan ve adları aynı olan iki erkeğin durumları da pek iç açıcı değildir aslında. İkisi de Anna’yı sever ama tam anlamıyla onu ‘kazanmaları’ mümkün olmaz, olamaz. Her ikisinin de sınıfsal baskılara boyun eğme potansiyelleri vardır ve bu durumla hem kendilerini hem de Anna’yı örselerler, bunun sonuçlarıyla yüzleşecek ‘cesaret’ de bir türlü ortaya çıkamaz.
Hikâyenin ‘sınıfsal kirlenme’ üzerine söyledikleri de önemli tabii. Karakterlerin içinde oldukları ‘üst sınıf’ın kurallarının onları ne şekilde sıkıştırdığını, bunun yanında ait oldukları ‘toplum’un çökmeye mahkûm yapısının nasıl kendini gösterdiğini, hangi durumda olursa olsun ‘kabullenme’ erdeminin su yüzüne çıkamadığını da görürüz bu metinde. Yan karakterlerden birinin yaşadığı ‘hesaplaşma’ aracılığıyla ‘üreten sınıf’a hakkını da vermeye çalışır hikâye, iki sınıf arasındaki ‘aşılamaz’ uçurumun tarifini de yapar bir yandan... 

‘Zaman kısıtlaması’ yok!
Rus edebiyatının önemli eserlerinin beyazperdeyle içli dışlı olması, yakın dönemlerde pek de tercih edilen bir durum değil. Özellikle Glasnost sonrası Rus sinemasında bu türden eğilimlere pek rastlanmaz. Ama iş Sovyet sinemasına gelince, Rus edebiyatının devasa eserlerinin -zaman kısıtlamasına gidilmeden- uyarlandığını görürüz. Tolstoy’dan Dostoyevski’ye uzanan bir yelpazede karşımıza çıkan bu uyarlamalar, bir yandan Sovyet sinemasının teknik açıdan ulaştığı boyutu da gösterir bizlere.
Tolstoy’un ‘oku oku bitmez’ romanlarından ‘Anna Karenina’ da uyarlama trafiğinden nasibini almış bir eser. Aleksandr Zarkhi’nin 1967 yapımı ‘Anna Karenina’sı, Tolstoy’un ‘oylumlu’ metnini doğru yansıtma konusunda problemli değil. Ancak böylesi ‘büyük’ bir eser beyazperdeyle buluşurken bazı ‘kopukluklar’ da beraberinde geliyor. Filmi izlerken romanın akışkanlığını tam anlamıyla göremiyoruz; bazı bölümler uzunca önümüze gelirken, bazı bölümlerin hızlıca geçildiğine tanık oluyoruz. İki buçuk saat gibi uzun sayılabilecek bir oyun süresine sahip olmasına karşın, hikâyenin ‘tamamlanamamış’ hissiyatı verdiğini söyleyebiliriz. Filmin böylesi bir handikabı olması, Anna Karenina’nın ruhunu anlamamıza engel olmuyor öte yandan da. Yapım, Anna’nın karakter özelliklerini etkili bir biçimde yansıtırken, onun hapsolduğu ruh halini de etkin bir çerçeveden aktarıyor. Bu başarıda, başrolü üstlenen Tatyana Samojlova’nın ölçülü performansı da etkili kuşkusuz. Anna’nın erkeklerini canlandıran Nikolai Gritsenko ve Vasili Lanovoy da resme bütünlük kazandırma konusunda önemli işlevler üstleniyorlar.
Tolstoy’un metnine olabildiğince sadık kalarak beyazperdeye taşınan ‘Anna Karenina’, Sovyet sinemasının efsane stüdyosu Mosfilm’in sınırsız olanaklarının bütün ihtişamıyla kendini gösterdiği filmlerden biri aynı zamanda. Sanat yönetimiyle kusursuzluk abidesine dönüşen film, Leonid Kalashnikov imzalı görüntüleriyle de döneminin ötesinde anlar yakalamayı başarıyor.
Not: ‘Anna Karenina’nın DVD’sini raflarda bulmanız mümkün.

ANNA KARENİNA
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Çeviren:
Ergin Altay
İletişimYayınları
2002 , 836 sayfa
30 TL.