Pablo Neruda zehirlendi mi?

Pablo Neruda zehirlendi mi?
Pablo Neruda zehirlendi mi?
Haber: ZEYNEP HEYZEN ATEŞ - heyzen@mail.org / Arşivi

Los Angeles Times Şili’nin geçmişini sorgulamaya başlamasıyla beraber Pablo Neruda’nın ölümüyle ilgili soru işaretlerinin de gündeme geldiğini anlatan bir yazı yayınladı. Times’ın ve pek çok gazetenin gündemlerinde yer verdikleri soru şuydu: Pablo Neruda zehirlendi mi? Bugüne kadar Neruda’nın ölümüyle ilgili pek çok iddia ortaya atıldı. En bilineni Neruda’nın, 1973’te askeri darbe yapıp Salvador Allende’yi deviren General Augusto Pinochet için çalışan gizli servis görevlileri tarafından zehirlendiği. Ne var ki bu iddianın fazla bir destekçisi yoktu. Varisleri Neruda’nın 23 Eylül 1973’te, 11 Eylül darbesinden sadece on iki gün sonra gerçekleşen ölümünü prostat kanserine bağlarken, hükümet yetkilileri de Neruda’nın doğal nedenlerden öldüğü görüşünü destekliyorlardı. Şimdi ne değişti diye sorabilirsiniz: Yazarın şoförü ve arkadaşı Manuel Araya resmi bir demeçle yazarın zehirlendiğine inandığını dile getirdi. Sözleri ilk kez gitmeleri gereken yere ulaştı ve komünist parti üyeleri bir dava dilekçesi sunarak yasal süreci başlattı. Ölümünden birkaç gün önce Neruda’nın darbeyi eleştiren bir metin yayımladığı biliniyor. Araya kendisiyle röportaj yapan gazetecilere Neruda’nın darbe karşıtı düşüncelerini rahatça dile getirebileceği Meksika’ya gitmesini engellemek amacıyla zehirlendiğini söyledi. Bu demeçlerin ardından iddianame Yargıç Mario Carroza tarafından onaylandı ve Neruda’nın cesedinin İsla Negra’daki mezarından çıkarılmasını da içerebilecek bir soruşturma süreci başlamış oldu. 

Rahatlatıcı madde
Neruda Vakfı’ndan bir yetkili resmi bir açıklama yapıp Neruda’nın kanserden öldüğüne inandıklarını, duruşlarını değiştirmeyeceklerini tekrarladı. Bunun akabinde komünist parti üyeleri Neruda’nın ölümünün ardından yayımlanan ve altmış dokuz yaşındaki yazarın “rahatlatıcı bir madde” karnına enjekte edildikten sonra “kalp krizinden” öldüğünü bildiren 23 Eylül 1973 tarihli La Tercera haberini gösterdi. Yargıç Carroza o döneme ait basın demeçlerinin ve yayımlanan haberlerin incelenmek amacıyla toplanmasını emretti.
Neruda davası uzun bir yolda atılan son adım. Şili hükümeti geçen hafta gerçekten intihar edip etmediğinin tespit edilmesi amacıyla Allende’nin cesedinin incelenmesini emretmişti.

Tea Obreht’e Orange ödülü
Yirmi beş yaşındaki Tea Obreht ilk romanı ‘Kaplan’ın Eşi’yle elli bin dolarlık Orange roman ödülünü kazandı ve ödülü bugüne kadar kazanan en genç yazar olarak da tarihe geçti. Obreht’in romanı Balkan Savaşları’nı anlatan mistik bir roman. 1990’ların Yugoslavya’sında yaşanan çatışmaları düşünün. Serebrenika çatışması, Saraybosna’nın bombalanması, Mostar Köprüsü’nün yıkılışı. Tea Obreht’in romanında bunların hiçbiri yok. Kaplan’ın Eşi o topraklarda yaşananları fabllar ve enfes bir sembolizmle donatılmış gündelik hayattan hikayelerle anlatıyor böylece Balkanlar’ın kanlı tarihi ve dehşet verici gazete manşetleri bir kenara bırakılıp bunları yaşayan insanların hikayeleriyle sayfalara dökülmüş oluyor. Halk hikayelerini derleyen, romanın anlatıcısı Natalia Stefanoviç adlı genç bir doktor. 21. yüzyılda adı verilmeyen bir Balkan şehrinde yaşayan Natalia batıl inançları ve halk hikayelerini ciddiye almayacak kadar modern bir kadın ama geçmişi deşmeye başladığında duyduğu hikayeler onu değiştiriyor. Obreht’in anlattıkları yer yer Kipling’inkilerle karşılaştırılabilecek kadar güçlü. Kitaba adını veren Kaplan da bu karakterlerden biri. Belirli bir zaman sonra Natalia ne büyükbabasından hikayesini dinlediği Luka’nın ne de kaplanın eşinin peri masallarından fırlamış hayali karakterler olmadıklarını öğreniyor. Onlar Galina’da yaşamış gerçek kişiler. Örneğin bahsi geçen kaplan bombalardan ürküp 1941’de Galina’ya gelmiş. Natalia bize büyükbabasının köyünün yakınındaki ormanda hala hayvanın sesinin duyulabildiğini anlatıyor ve onun sayesinde Obreht bir hikâyenin efsaneye dönüşmesi için yüzlerce yılı değil iyi bir hikâye anlatıcısına ihtiyaç olduğunu ispatlamış oluyor.