Paralel evren gücü adına!

Paralel evren gücü adına!
Paralel evren gücü adına!
Karısı Rema'nın kayboluşu, onun yerini bir dublörün alması, Kraliyet Meteoroloji Akademisi üyesi Tzvi Gal-Chen'le e-postalarla kurdukları iletişim ve dahası, bu kişinin bir makalesini okuduktan sonra, karısının doğum yeri Buenos Aires'e gitmesi gerektiğine inanması, kahramanımız Leo'nun hoşlukları olmasının ötesinde anlamlar taşıyor
Haber: TÜLİN ER / Arşivi

Rahatsız mısınız? Güzel... Kediyi merak etmeye başladınız demektir. Hani şu kutunun içindeki; gidip bakmadan öldü mü kaldı mı bilemediğimiz kedi... “Zira kuantum mekaniğinin söylediğine göre, hiçbir şey gerçek değildir ve şeylerin de biz bakmadığımız zamanlarda ne yaptıkları hakkında hiçbir şey söyleyemeyiz.” Buna göre, Doktor Leo Liebenstein’ın karısının gün gelip bir tıpkı-modelle, bir dublörle yer değiştirmiş olmasında ya da en azından doktorun buna inanmasında şaşılacak bir şey yoktur. Sizin için parçaları hemen birleştireyim: 1976 doğumlu Rivka Galchen’in ilk romanı Atmosferik Rahatsızlıklar’ın odağında, kuantum teorisinin yarattığı o güzel kafa karışıklığı var. “Geçen aralık ayında daireme karımın tıpatıp benzeri bir kadın girdi ve teklifsizce kapıyı arkasından kapattı,” cümlesiyle başlayan romanın başkahramanı psikiyatr Leo Liebenstein, roman boyunca bu sükûnetini ve şaşkınlığını koruyor. Usulca yaşadığı paranoyası içinde kendini bir gün, meteoroloji takıntılı hastası Harvey için uydurduğu oyuna kaptırıyor ve Kraliyet Meteoroloji Akademisi’nden telefonlar almaya başlıyor.

Doppler etkisi
Karısı Rema’nın kayboluşu, onun yerini bir dublörün alması, Kraliyet Meteoroloji Akademisi üyesi Tzvi Gal-Chen’le e-postalarla kurdukları iletişim ve dahası, bu kişinin bir makalesini okuduktan sonra, karısının doğum yeri Buenos Aires’e gitmesi gerektiğine inanması, kahramanımız Leo’nun hoşlukları olmasının ötesinde anlamlar taşıyor. Karısının inandığı kayboluşunu adli bir olay haline getirmeyip onu zamanda ve mekânda aramaya çıkışı bunun ispatı. Çünkü bu basit bir kaybolma ya da kaçırılma olayı değil, basbayağı kuantumun Leo’ya bir oyunu...
Kitabı okurken benim aklıma, çocukluğumuzun kahramanı He-Man geldi. Pısırık Prens Adam’ken “gölgelerin gücü adına” kötülerin hakkından gelen bir kahramana dönüşen bu karaktere, pek çok çocuk gibi ben de bayılırdım. İskeletor’un kötülüklerini savuşturan He-Man ortalarda kahramanlık yaparken, Prens Adam’ın hep başka bir işi vardır. Bu sembolik dönüşümün yarattığı duygu, He-Man’in aslında aynı anda hem pısırık bir prens, hem de başka bir zaman ve boyutta bir süper kahraman olabileceğini düşündürüyor. Bir boyutta Prens Adam’ın dublörü He-Man’ken; öbür boyutta He-Man’in dublörü Prens Adam olabilir pekâlâ. Atmosferik Rahatsızlıklar’daki Doktor Leo Liebenstein’ın soğukkanlılığının ardında yatan farkındalık da hemen hemen bunun gibi bir şey. Daha açıklanması gereken pek çok şey olduğunu bilmek, ama zaman geçtikçe düğümlerin teker teker çözüldüğünü görmenin getirdiği güven duygusu, onun bu soğukkanlılığının nedeni belki.
Kahramanımız Leo’nun bir anlamda yol haritasını çizen Tzvi Gal-Chen ise hayali bir karakter değil. Yazarın 1994’te vefat etmiş olan, meteoroloji profesörü babası. Kitapta adı geçen raporlar, haritalar, fotoğraflar gerçek hayattan alınma, yani Rivka Galchen’in babasına ait. Bu anlamda, yazarın yazı boyutunda kendi mekânı ve zamanıyla yeni bir evren oluşturup, babasını içinde yaşattığı deneysel bir roman olmuş Atmosferik Rahatsızlıklar. Rivka Galchen bir röportajında, Leo’nun Rema’yla tanıştığı ve yine gerçek yaşamdan alınma bir mekân olan Macar Pastanesi’yle ilgili şu ilginç bilgiyi veriyor: “Babam bu Macar Pastanesi’ne sık sık gelirmiş, bilmiyordum. Tıp okurken bu pastaneye ben de sık gelirdim ve bir seferinde annemden benimle burada buluşmasını istedim. Bunun üzerine dedi ki: ‘Ah, orayı biliyorum. Baban oranın pastalarını yiye yiye şişmanlamıştı.’ Neredeyse genetik yani.”
Atmosferik Rahatsızlıklar’ın oturduğu en güçlü temellerden biri Doppler etkisi. Almanca ‘Doppelgänger’dan gelen bu sözcük, bir fizik terimi olmanın ötesinde anlamlara sahip. Alman halk inanışında, bir kişinin tıpkı-benzerine verilen bir isim bu. Örneğin, siz evde kitap okuyorsunuz, o sırada bir arkadaşınız size markette rastlıyor.

Bir kâbus görmüştü...
Tarihte anlatılan buna benzer hayli olay var. Bunlardan birini, Frankenstein’ın yazarı Mary Shelley şöyle anlatıyor: “İngiliz şair Percy Bysshe Shelley, 8 Temmuz 1822’de Spezia Körfezi’nde boğuldu. 15 Ağustos’ta Mary Shelley, Maria Gisborne’a, Percy’nin kendi “doppelgänger”ına rastladığı iddiasını aktardı. Mary’nin neredeyse ölümcül olacak bir düşük yapmasından bir hafta sonra, 23 Haziran’ın ilk saatlerinde, Percy evin selden yıkıldığına dair bir kâbus görmüştü ve:
“...ertesi sabah bunu konuşurken, son zamanlarda pek çok görüntüye şahit olduğunu söyledi terasta yürürken kendi figürünü görmüş ve bu figür ona, “Ne kadar daha hayatından memnun olacaksın?” diye sormuş. Pek önemli sözler değil, olayı düşününce kesinlikle isabetli değil. Ama Shelley ne zaman hasta olsa bunları sık sık görüyordu; en tuhaf şey de Bayan Williams’ın onu görmüş olması. Jane çok hassas bir kadındır ama pek hayal gücü yoktur. Ben hasta olmadan (15 Haziran) bir gün önce, Trelawny’yle birlikte pencereden bakıyorlarmış, gündüzmüş. Jane, Shelley’nin pencerenin önünden geçtiğini görmüş. Sonra tekrar geçmiş, her iki durumda da aynı yöne doğru, ve her seferinde gittiği tarafa pencerenin önünden tekrar geçmeden gidebilmesi mümkün değilmiş, yaklaşık altı metrelik bir duvarın üzerinden atlamazsa tabii. Böyle iki kez geçtiğini görünce ve dışarı bakıp onu tekrar göremeyince, “Aman Tanrım, Shelley duvardan atlamış olabilir mi? Nereye gitmiş olabilir?” diye hayrete düşmüş. Shelley mi, demiş Trelawny, “Buradan hiçbir Shelley geçmedi, ne demek istiyorsun?” Trelawny, bunu duyunca Jane’in tir tir titremeye başladığını söyledi. Gerçekten de Shelley o sırada terasta falan değildi, onu gördüğü yerden çok başka bir yerdeydi.”

Bilgi bombardımanı ve kurgu
Şimdiye kadar söz ettiklerimden, kitabın biraz fazla bilgiye boğulduğu, belki yer yer didaktikleştiği ve bir anlamda sıkıcılaştığı düşünülebilir. Atmosferik Rahatsızlıklar’ın en başarılı olduğu yan da bu. Bu bilgi bombardımanı kurguya o kadar başarılı yedirilmiş ki, fiziğin, matematiğin, felsefenin kurgusal yanı ortaya çıkmış. Bilime uzak duran roman-severler kadar, romana uzak duran bilim-severleri de çekecek bir yanı var bu anlamda. Mesela, ‘zaman’ı anlamak için hangisine uzak durursunuz: bilime mi, kurguya mı? Leo Liebenstein’la yazışan, hangi boyutta olduğu tartışmalı Tzvi Gal-Chen’in şu sözleri, anlatmak istediğimi çok iyi özetliyor: “Dante’nin ölüleri komik bir biçimde, geçmişi ve hatta geleceği bilirler, ama şimdiyi bilmezler. Şimdi’ye dair Dante’ye soracak bir sürü soruları vardır. Yaşamak da budur işte biraz, şimdide asılı kalmaktır. Zamanda asılı kalmaktır yaşamak.”
Sonunda Leo, dublörüyle yaşamanın ona ‘iyi geleceğini’ düşünmeye başlar. Hayatın rutinleri aynıdır. Ev, iş, çevre... Sabah alışkanlıkları, akşam yemekleri... Rema’nın dublörüyle yeni yaşamına başlayan Leo’nun kendi dublörü de asıl Rema’yla başka bir yerdedir belki, kimbilir? Peter Howitt’in filmi ‘Sliding Doors’ (Türkçeye Rastlantının Böylesi diye çevrilmişti) Atmosferik Rahatsızlıklar’a bazı bakımlardan yakın durur. İki bölümden oluşan bu filmin başkahramanı Helen (Gwyneth Paltrow) ilk bölümde bineceği metroyu yakalar; ikinci bölümdeyse birkaç saniye farkla kaçırıp bir sonraki trene biner. Bu birkaç saniye, Helen’in hayatını bambaşka yönlere sürükler. Zaman hem bizi hem hayatımızı biçimler. Doğru zamanda doğru yerde, yanlış zamanda yanlış yerde olmak, bir hayatı nasıl farklı yönlere savurabilirse...
Atmosferik Rahatsızlıklar, yeni bir şeyler söyleyen bir roman. Rivka Galchen gibi genç bir yazarın, henüz ilk romanıyla ‘Yılın En İyileri’ listelerine girmesi boşuna değil.

ATMOSFERİK RAHATSIZLIKLAR
Rivka Galchen
Çeviren: Hira Doğrul
Siren Yayınevi
2009
280 sayfa, 19.5 TL.