Parantez içindeki 'özne'

Parantez içindeki  'özne'
Parantez içindeki  'özne'
'Ters Düşünce', erkeğin düşüncesinin tersini dile getiriyor olsa gerek; 'Düzensiz' ise, yabancılaşmanın düzeninin tersini
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Günümüz şiirinde görülen tinsellik ve dünyevilik artışındaki bir yer değiştirmeden söz etmiştim. Solda tinsellik, sağda dünyevilik artışı. Sol derken, laik liberal zemini, sağ derken de, İslami liberal-muhafazakâr zemini kastettiğimi belirtmeliyim. Dolayısıyla laik liberal zeminde tinsellik artışı, İslami liberal-muhafazakâr kesimde dünyevilik artışı söz konusu. Buna, Türk şiirinde, metafizik olanın yer değiştirmesi diyorum. İslami kesimin genç şairleri, İslami şiirin şimdiye kadar üzerinde durduğu teolojik-metafizik zemini terk ederken; laik liberal kesimde yer alan genç şairler ise, solun şimdiye kadar üzerinde durduğu dünyevilik zeminini terk ediyor.
Dünyevilik derken, dünyadan muradını almakla, almak istemekle ve bu istemeye odaklı tutkuyla ilgili bir durumdan söz ediyorum, dolayısıyla tinsellikle de dünyadan muradını alamamakla ilgili bir durumdan. İstemenin, şiirde konuşan öznenin dünya algısında dolayısıyla edimlerinde lokomotif işlevi gördüğü ve öznenin kendi varoluşunu buna göre dünya toplumsallığı içinde kurduğu ve bu dünyevi toplumsallık içinde kendine bir hak/yer talebinde bulunduğu bir durum dünyevilik. Tinsellik ise, varlıksal bakımdan dünya toplumsallığı içinde olamamak veya yer alamamak veya onu reddederek ondan uzaklaşmanın sonucu olarak, istemenin dünya toplumsallığı içinde adlandırılamadan kendinde kalması durumudur. Teolojik bir tinsellikten değil, maddi temellere dayanan bir tinsellikten söz ediyorum. Dolayısıyla, metafizik derken de, felsefi ve teolojik metafizikten değil, şairin kendi varlık durumunda yapmakta olduğu sondaj çalışmanın sonucunda ortaya çıkan bir ontik/varlıksal durum olarak metafizikten söz ediyorum. 

‘Gözlerim onu seçti’
Metafizik olanın yer değiştirmesi dediğim, bu yer değiştirmenin kökenleri 90lı yıllara dayansa da, bugünkü görünümü daha çok kadın şairlerin yazdığı şiirde ortaya çıkan bir ayrım. Bu şairlerden biri de Elif Sofya. Sofya, uzun şiirlerden çok kısa şiirlerle kuruyor şiirini. Elif Sofya’nın şiiri, belli bir varlık problemi etrafında kurulan/yazılan bir şiir. Varlık kavramını burada, insanın var olması anlamında kullanıyorum, aşkın bir varlık anlamında değil. Sofya’nın şiirinde bu iki tarzda ortaya çıkıyor; belli bir arzunun yaşanması esnasında varolmak ve bütün bu yaşantıların toplamı olarak varolmaklık. Elif Sofya’nın şiirini ayırıcı kılan özellik de, bu noktada, insanın varolmasının, bir istemenin belirmesi ve bu istemenin yaşamaya doğru atılmasında gerçekleştiğini betimliyor oluşunda ortaya çıkıyor. Sofya’nın şiirinde imgeleşen, insanın genel bir varolma süreci değil, insanın, kuvve olarak istemesinin belirerek fiile dönüştüğü tekil durumlarında varolmaklığı. İki örnek: “Gözlerim onu seçti/ Bir taş başka bir taşa dokunmuş da/ Yolunu bozmuş gibi havada” (Taş), “Bir eksen çizdim çizilebilir yokluğuna/ Ya suları bırakacağım/ Ya çentikli kemikler aramızda.”(Etobur) Sofya’nın şiirlerinin kısa olmasının nedeni de buradan, varolma anının kısalığından, bu içeriksel nedenden kaynaklanıyor. Varolmanın anına odaklanan bir şiir bu. Anlatımcı bir şiir değil, şiiri ama konu bütünlüğü olan bir şiir. 

Alegorik atmosfer
Elif Sofya’nın iki şiir kitabı var; ‘Ters Düşünce’ (2005) ve 2010’nun son aylarında yayımlanan ‘Düzensiz’. Sofya, daha ilk kitabında kendine özgü bir şiir dili kurmuş bir şairdi. Kendine özgülük derken kastettiğim, gerek imgesel kuruluşun, gerekse tinsel evrenin, şiirde konuşan anlatıcı-benin varlık problemine göre betimlenişindeki süreklilik. Bu kendine özgü dilin bu ikinci kitabı oluşturan şiirlerdeki devamlılığı gösteriyor ki, bu kendine özgülük rastlantıyla veya el yordamıyla yanlış yapılarak bulunmuş bir dil değil.
‘Ters Düşünce’de ilk dikkati çeken, kitabın içerdiği alegorik bir atmosferdi. Ancak bu alegorik atmosfer, şiirin tinsel evreninden değil, kitabın kurgulanış tarzından kaynaklanıyordu. Kitabın, Fedor’a Gösterilen, Fedor’un Tarafsızlığı, Fedor’un Ağzı, Fedor’un Dili, Fedor’un Dudakları, Fedor’un Dansı, Fedor’un İşareti, Fedor’un Sesi adlarıyla bölümlenmiş olması, bu şiirin alegorik bir şiir olarak algılanmasına yol açıyordu. Kitaptaki şiirleri, son sayfadan öne doğru okuduğunuzda, yıkılan bir kurgu da olduğunu söylemeliyim bunun. Düzensiz ise, ilk bakışta, bölümsüz bir toplam izlenimi veriyor, ama ilk bakışta. Aslında, ‘Düzensiz’ de, Fedor’un Eğrisi adlı şiirle ikiye bölümleniyor. Bu şiire kadar olan ilk bölümdeki şiirlerin, diğer bölümdeki şiirlerden farklı iki yönü var. Fedor’un Eğrisi’ne kadar olan, tek ve uzun bir şiirin bölümleri gibi ve bu şiirlerde özne, ötekinin olmadığı bir dünyada konuşurken ikinci kısımda yer alan şiirler ötekinin varlığı karşısında söylenen şiirlerden oluşuyor.
‘Düzensiz’i oluşturan şiirlerin belirgin özelliklerinden biri, belli bir eleştirelliğin ortaya çıkmasında görülüyor: “Başlıyor düzen parçalayan karmaşa/Camda buhar sallanıyor/Buradan böyle görünüyor”(Karmaşa), “Paralar, pariteler, likidite/ Yeryüzü şekli değilmiş anladım.” (Yeryüzü Şekilleri), “Ağırlaştı dünyanın para akışı/ Artık bütün makineleri kırmalı”( Altın Çağ), “Hepimize beklenmeyen dünya suçu yüklendi”(Suç). Bu eleştirellik, öznenin ontik/varlıksal durumunu anlamamız bakımından da önemli.Başka bir deyişle, Sofya’nın şiirinde eleştiri, ideolojik ve epistemik bir tavır alış olarak değil, tam tersine öznenin varlıksal durumunun bir antitez karşısındaki konumunu dile getiriyor. Alıntılanan dizeler göstermektedir ki, eleştirilen dünya toplumsallığıdır. 

Adsızlık nedir?
Elif Sofya’nın şiirlerinde konuşan anlatıcı-ben aslında özne durumunda değil, özne (olma) tasarımı kuran bir ben. (yazının başlığında, özne teriminin tek tırnak içinde olmasının nedeni de bu.) özne olmak, başka öznelerin gerçekliği ve toplumsallığı içinde olmakla ilgilidir. Oysa Sofya’nın anlatıcı-beni, başka özneler arasında, onların toplumsallığı içinde değil, ama toplumsallığın dışında da değil: fakat anlatıcı-benin içinde bulunduğu bu duruma, toplumsallığın öncesi diyeceğim. Sofya’nın şiirinde, özellikle ‘Düzensiz’de, suç gibi, cemiyet gibi, monarşi gibi, milli park gibi, toplumsallığa ait kelimeler var. Ancak bu kelimeler toplumsallığa işaret etmez ve toplumsallık imgesi oluşturmaz. Dolayısıyla bu kelimeler, Sofya’nın şiirinde birer gösterge değil, içeriği yerinden oynatılmış birer imge. Sadece toplumsallıkla ilgili kelimeler değil, doğaya işaret eden kelimeler de, doğanın gerçekliğine işaret eden gösterge değil. Bu şiirlerin oluşturduğu ve anlatıcı-benin de içinde olduğu bu evren, gerçek, dünyevi, toplumsal bir evren değil, tam tersine, fenomenal yani içsel bir evren. Sofya, sezgiyle, yani doğrudan verilenle, doğrudan hissedilenle yazıyor gibi geliyor bana. Dolayısıyla, onun şiirine ilişkin olarak söylediğim tinsellik durumu da tam olarak buradan vücut buluyor.
Tinsellik nitelemesini, burada, yabancılaşma durumunun karşıtı anlamımda kullandığımı belirtmeliyim. Yabancılaşma derken kastettiğim, içsel alanda var olmadan dışsal alanda varolmaya geçişin sonucunda, benin(egonun) kendini dışsal alana açmış başkaya göre tanımlanması durumudur. Yabancılaşma, benin özneleşme sürecinin alanı olduğu için, ötekinin karşısında yaşadığı köle-efendi diyalektiği deneyimini de içerir. Henüz yabancılaşma aşamasına geçmemiş bir ‘özne’dir, Sofya’nın şiirindeki özne. Dolayısıyla, yabancılaşma durumuyla sınanmamış öznenin tinselliğidir, buradaki tinsellik de. Sofya’nın şiirindeki eleştirellik, eleştirel bilinçten değil, yabancılaşmanın betimlenmesinden kaynaklanır derken kastettiğim buydu. Kendisi için olan öznenin, özgürlüğünü dile getiren bir tinsellik değil bu.
Bu öznenin, kadın olduğunu hesaba katarsak (ki imge kuruluşları yoluyla hissettiriyor bunu Elif Sofya; örnek: “Hem soyunurdum öfkemden/ Hem kararlı olurdum”, “Bir geceden beraber gecelim”, ”Kalbimizin kurbağa derisinden bir yüzü varmış”), bu tinsellik, Carolyn G. Heilbrun’un ‘kadının adsızlığı’ dediği durumu dile getirir. Adsızlık, kadınların kendilerini içinde buldukları durumun adıdır. Sofya’nın şiirindeki tinselliğin bu adsızlığın tinselliği olduğunu savunacağım. Kitap isimlerini de bu bağlamda yorumluyorum: ‘Ters Düşünce’, erkeğin düşüncesinin tersini dile getiriyor olsa gerek; ‘Düzensiz’ ise, yabancılaşmanın düzeninin tersini.

DÜZENSİZ
Elif Sofya
Pan Yayıncılık
2010
69 sayfa
9 TL.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    Altın

    ,

    Cunda

    ,

    kitap