Paris Review'da kırk yıl aradan sonra ilk kez bir tefrika

Paris Review'da kırk yıl aradan sonra ilk kez bir tefrika
Paris Review'da kırk yıl aradan sonra ilk kez bir tefrika
Bolano öldüğünde eşyaları arasında bulunan roman taslaklarından biri 'El Tercer Reich'ın orijinal dilinde yayımlanmıştı. Romanın İngilizcesi ise Paris Review'da tefrikalar halinde yayımlanacak
Haber: ZEYNEP HEYZEN ATEŞ - heyzen@mail.org / Arşivi

Her şey Andrew Wylie’yle başladı. Bolano, Wylie’den –ve ölmeden- önce de büyük bir yazardı elbette, ama onu bugünkü ihtişamına ulaştıran ve çeviri kitaplardan hoşlanmayan Amerikalılara bin sayfalık ‘2666’yı okutan, yazar öldüğünde onu temsil etme hakkını alan Wylie ajansı ve ‘Çakal’ lakaplı pazarlama dehası Andrew Wylie oldu. Böylece ölümünden sonra Bolano’nun gelmiş geçmiş en büyük yazarlardan biri olduğu ve yaşarken özellikle kendi ülkesi Şili’de hakkının yendiği herkes tarafından kabul edildi. (Ki ben de Bolano’nun 20. yüzyılın son büyük yazarı olduğunu düşünenlerdenim, çevirisini bitirebilirsem ‘2666’yı okuyunca ve siz de ne demek istediğimi anlayacaksınız.) Şimdi de çok yönlü ve oldukça etkileyici bir pazarlama taktiğiyle karşı karşıyayız. Geçen hafta yazarla ilgili iki büyük gelişme oldu, New Yorker bir Bolano öyküsü yayımladı ve Bolano öldüğünde eşyaları arasında bulunan roman taslaklarından biri, ‘El Tercer Reich’ (Üçüncü Reich) Analgama tarafından yayımlandı. Yazar, bu romana onu meşhur eden diğer romanlarından yıllar önce başlamış ve ölmeden önce ilk altmış sayfasını elden geçirip bilgisayarına aktarmıştı. Romanın kalanı notlar ve taslaklar halindeydi. Basılan, bu taslakların Bolano’nun diline uygun olarak elden geçirilen hali.
İngilizce pazarın ekonomik açıdan ne kadar önemli ve ne kadar hain olduğunu iyi bilen Wylie ajansı bu noktada çok akıllıca bir hareket daha yaptı. (Bolano çevrilmesi kolay bir yazar değil, roman çevrilirken kaybedilen yıllar da normalde okuyucu kaybına yol açıyor veya yeni pazarlama kampanyaları gerektiriyor.) Romanın çevrilmesi için bir yıl beklemektense Paris Review dergisiyle anlaştı. Kan kaybeden dergi de kırk yıldan sonra ilk kez tefrikalar halinde roman yayımlamaya karar verdi. Son haberlere göre dergi Bolano’nun yeni kitabının İngilizce çevirisini tefrikalar halinde yayımlayacak. Metin, Leanne Shapton’ın orijinal ilüstrasyonlarıyla yayımlanacak.
“Eşi benzeri görülmemiş bir ilk baskı” diye yazıyor Paris Review’da. “Kitabı, kitap halinde basılmasından tam bir yıl önce dergiden okuyabileceksiniz.” Dergi bu haberle birlikte yıllık aboneliklerde yüzde 25 indirime gittiklerini de duyurmuş ki enfes bir pazarlama yöntemi olduğunu itiraf etmeliyim.
İyi de ‘El Tercer Reich’le ilgili ne biliyoruz? Bolano’yu meşhur eden romanlardan çok önce kaleme alındığını ve Udo Berger adlı bir Alman’la Kosta Bravalı El Quemado’nun karşılaşmasını içerdiğini biliyoruz. Romanın temelinde de “Üçüncü Reich’ın Yükselişi ve Düşüşü” adlı strateji oyunu yer alıyor. El Mundo’da roman, Bolano ve strateji oyunuyla ilgili şöyle bir eleştiri yayınlanmış: “Vahşi Dedektifler’in yazarı strateji oyunlarına, özellikle de Üçüncü Reich isimli oyuna bayılırmış. Anlatılanlara göre Şilili Bolano, Avrupa haritasına dizilmiş taşların başından kalkmadan günler geçirebilirmiş. İkinci Dünya Savaşı’yla ilgili bilgi ve birikimi neredeyse Güney Amerika edebiyatı bilgisi kadar sağlammış. Bolano’nun Nazilere ve strateji oyunlarına olan ilgisi zaten Amerika’da Nazi edebiyatı gibi yapıtlarda da görülüyordu.”
Romanın İspanyolcası birkaç haftaya elime geçecek, o zaman daha detaylı yazarım. Ama şimdi geçmişi şöyle bir hatırlayacak olursak: Bolano öldüğünde bulunan tek kitap ‘El Tercer Reich’ değildi. Diğer roman neydi diye soracak olursanız hemen söyleyeyim, ‘Diyorama’ adlı bir yapıttı ve ayrıca beş bölümden oluşan ve Bolano’nun ayrı ayrı basılmasını istediği ama öyle basılmayan ‘2666’nın altıncı bölümünün de el yazmaları arasında olduğu söyleniyordu. Tahminim birkaç yıllık aralarla onları da göreceğimiz yönünde.
İlgilisine El Tercer Reich’ten bir parça:
“Zavallı adam,” dediğini duydum Hanna’nın.
Kimden bahsettiğini sorduğumda çaktırmadan daha dikkatli bakmamı söyledi. Koyu tenli, uzun saçlı, kaslı yapılı bir adamdı ama en dikkat çeken özelliği yüzünü, boynunu ve göğsünü büyük ölçüde kaplayan yanıklardı –alevlerin neden olduğu yanıklardan bahsediyorum, güneş yanıklarından değil. Adam, düşmüş bir uçağın paramparça metal aksamını veya ızgara edilmiş eti andıran yanıkları açıkça sergilemekten çekinmiyordu.
İtiraf etmeliyim ki bir an için hipnotize olmuşçasına gözlerimi ondan alamadım. Derken onun da bize baktığını fark ettim ve bakışlarında belirgin bir aldırışsızlık, bana son derece itici gelen bir soğukluk vardı.
O andan itibaren ona bakmaktan kaçınmak için elimden geleni yaptım.
Hanna, o duruma düşse, her tarafı yanıklarla kaplansa, kendini öldüreceğini söyledi. Hanna mavi gözlü, kahverengi saçlı, hoş bir kızdır ve göğüsleri –o gün ne Hanna ne Ingeborg bikinilerinin üstlerini giymemişlerdi- büyük ve biçimlidir ama onun çığlıklar atarak otel odasında koşturan her tarafı yanıklarla kaplı halini hayal etmekte güçlük çekmedim.”

Judi Dench kariyerini anlatıyor
Yaşayan en büyük kadın oyunculardan biri kabul edilen Judi Dench’in kitabı çıktı. ‘And Furthermore’ adlı kitapta tabii ki anılarını anlatıyor. Dench’in anıları, içine bir Oscar bir Tony, iki Altın Küre ve dokuz Bafta ile bir de şövalyelik unvanı sığan uzun oyunculuk kariyerinin bir özeti. Kitap, 1957’de genç Judie’nin Old Vic tiyatrosunda Ophelia rolüne çıkışıyla başlıyor ve günümüze kadar geliyor. Bu kitap, aktrisin 1998’de çıkan ‘Judi Dench: With a Crack in Her Voice’ adlı biyografisine ilave niyetine. İlk kitabı sanatçının dostu John Miller yazmıştı. Bu kez Dench, oraya girmemiş notları toplayıp kendisi, daha çok iyi kötü oyunculuk anılarına odaklanan bir kitaba dönüştürmüş. Hala aktif kariyerini sürdüren, her yaşında beğenilen ve saygın olmayı bilmiş bir oyuncunun anlattıkları tabii ilginç.