Paşa tarih

Paşa tarih
Paşa tarih
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Böylesi kitapları okumak bazen bulmaca çözmek gibidir. Bazen de ansiklopedi karıştırır gibi okuyabilirsiniz. Hele beş ciltten oluşuyor ve yeni dile aktarılmamışsa daha kolay bir okuma yöntemi bu. İndeksler asla kaçırılmayacak maddelerle doludur. Şahıs, mekân, kavim ve millet olarak vasıflandırmış Mehmet Arslan indeksini. Dahası bir de içindekiler kısmı var. Günün her saatinde her hal ve duruma göre maddeler bulabilirsiniz. Dilerseniz eski nesrin kendi kendisine mırıldanışı, şiir diliyle kanatlanışı iç içe. Dedikodu, belgeli bilgi, dikkatli ve kendince nezaketli yorumlar. Bir tarih kitabı bu. Fakat dilerseniz roman, dilerseniz şiir. Dilerseniz… Başka bir şey. Ama, temel ve değerli bir kitap olduğu kesin. Okudukça hayretler kadar keşkelerinizi de çoğaltan bir kitap. İlk keşkeniz bugünkü dile aktarılamaz mıydı? İlk hayretiniz ne çok paşa varmış. Paşadan geçilmez Osmanlı tarihi. Paşa tarihidir de o.
Enderun, bugünkü dilimizde bilinen, ancak imgesiyle içerdiği bilgi kolayca ayırt edilemeyen bir kavram. İşte şimdi, konunun meraklıları için devreye giriyor yazar ve her şeyi adım adım gerekçeleriyle yazıya döküyor Pek sever eski kültürümüz sözü uzatmayı. Döne dolana konuşmayı. O yüzden romancılar için bulunmaz hazinedir böylesi kitaplar. Labirenti çözdüğünüzde her şey oturur yerli yerine. “Osmanlıda idari ve askeri kadronun yetiştirilmesi için kurulan bir saray eğitim kurumudur” Enderun. Asker ve sivil bürokrat yetiştirir kısacası. Ama, nasıl, ne zamandan beri ve hangi yöntemlerle. Hangi unvanlar altında. Adeta unvanlardan hareketle devlete doğru gidebilirsiniz. İster boğulun bürokraside ister hayret edin. Tarih de bir tür okuma yöntemidir değil mi? Mehmet Arslan’ın ifadesiyle ‘Tarihi-i Ata’ adlı eser enderunla ilgili birçok bilinmezliği gün ışığına çıkaran, kapalı kalmış birçok soruya cevap veren, hatta çok ilginç işleyiş tarzıyla ve özel lisanıyla bazen bizi şaşırtan bu kurumun hususi literatürünü sunan, kısaca Enderun hakkındaki her ayrıntıyı derleyip toplayarak bir bütün halinde günümüze taşıyan bir eserdir...
Böylesi kitaplar açıklamayı, yayıp geliştirmeyi severler. Sadece ‘Ata Tarihi’nin Kaynaklar’ına bakmanız yeterlidir bu konuda. Yazarın yalnız konuya hakimiyetini göstermez bölümlenmeleri, imparatorluğun kültürel damarlarını da gösterirler. Böylelikle de kitap başka yönden bir tarih çalışması hüviyeti kazanır. Kronolojik tarih çalışmasının dışında, bir bakıma çaprazlama bir tarih ‘dokuyuşu’dur bu. Hele duyulanlar, görülenler, işitilenler, hissedilenler de devreye girince başlar kitabın ve anlatımın çağı. Söz konusu anlatımın başlangıç noktası Osman Gazidir hep ve bu yönüyle benzer tarih kitaplarının aktarageldikleri bilgilerin tekrarı karşımıza çıkar ister istemez. Ama olsun. ‘Sultan Osman Han-ı Gazi Hazretlerine Konya’dan Beyaz Sancak İle Tabl ve Nefir ve Şemşir Gönderildikten Sonra Nam-ı Hümayunlarına Hutbe Kıra’at Okındığı’ bölümünü tekrar tekrar okumanın zevkine varmak gerekir. Sadece bu başlık bile imgeleriyle dopdolu ve çarpıcıdır. Davul, Nefir, Kılıç… Az şey midir? Ece Ayhan gibi söylersek; ‘az şey midir yahuu’. Otuz beş yaşındadır o vakit Osman Gazi. Dante gibi tam ortasında ömrünün. İlk adım çağının. Zihnin ve eylemin.
Öyle ya Enderun da tıpkı Osmanlı gibi, Osmanlı’ya bağlı olarak gelişmiştir. Olgunlaşıp müesseseleşmiştir. Ulema da, asker de, padişah ve mekânlar da bir bahaneyle önümüze serilecektir. Kıztaşı’nı mı merak ediyorsunuz? İşte; ‘Kıztaşı Hakkında Bir Malumat-ı Zaidecik’. Evliya Çelebi gibi şakıyıp gürler Tayyar Zade. Ya da takımınız Galatasaray mı? Galata’da vaktiyle bir saray mı varmış. Durmayın okuyun ordan Gül Babayı da, ‘Galatasaray’nın Tesis ü İcadını’. Haydi diyelim Yavuz Sultan Selim ve Kanuni popüler oldu birden. İşte, satır satır kendi üslubu içinde inci gibi bilgiler, şiir gibi başlıklar. Ve daha yeniçeriler. Burada da kötülenen, çirkef, kara-kötü yeniçeriler. Yeniçeri ağaları. Sokullu ve daha nicesi. Tahsil-i İlm ü Maarif ve Sanata Dair Usul’den tutun da, Cücelerin Hizmetine kadar pek çok ayrıntı. Siz Sır Katipliğini duymuşsunuzdur da, ‘Sır Kaibi Yamaklığı’nı duymuş muydunuz acaba? Hele Ramazanın On beşinde Yeniçerilere Baklava verildiğini duyan var mı bilinmez.
Paşalardan bahsettim başta. O kadar çok paşa, o kadar birbirine benzeyen paşa ismi var ki oturup tek tek paşalar üzerinden de okumak gerekli bu beş cilt eseri. Askerlikten sanata doğru bitmeyen temayüllerini anlayıp tarih içinde yorumlamak gerekli belki. Bir de sadrazamlar var. Gelip geçen sadrazamlar. Gelip geçen zaman gibi. ‘Osmanlı Saray Tarihi’ bir yönüyle ne ve nereden kaynayıp gelerek bugün de yaşıyor onu da gösteriyor. Tırnakçısını bile düşünmüş bir Osmanlı Saray sisteminden geliyoruz neticede. Devletin kötü yayıldıkça sahiplenir toprağını bürokrat olarak. Gerisi düşünce ve yorum.

Osmanlı Saray Tarihi
Tarih-i Enderun
Tayyar Zade Ata Hazırlayan: Mehmet Arslan
Kitabevi Yayınları, 5 Cilt 2533 sayfa,
2011, 250 TL.