Patlarsam anlarsın!

Patlarsam anlarsın!
Patlarsam anlarsın!
Prof. Dr. Hotinli, çoğu insanın sadece adını duyduğu bir kuramı 'anlaşılır' kılmanın yolunu, kitaba büyük patlama kuramının altyapısını oluşturan bilimsel gelişmeler ve atılım noktalarını da kapsayacak bir çerçeve çizmekte bulmuş
Haber: TURNA ÇINAR / Arşivi

Siz de yaşamışsınızdır: Doğanın enginliğiyle karşılaştığımız nadir anlarda yoğun kimi duygular, düşünceler doluşur içimize. Şehir ışıklarından uzakta, aysız bir gecede başımızı göğe kaldırdığımızda, örneğin. Derin karanlığın içinde irili ufaklı, uzaklı yakınlı yıldızlar, bulutsu alanlar… Sınırsızlığıyla büyüleyen bir evren. Evrenin o görkemli büyüklüğü karşısında küçücük hissetmişizdir kendimizi. Ama bununla çelişen başka bir duygumuz daha vardır: Bu muazzam bütünün bir parçası olduğumuz hissi. Her ne kadar, bugün evrenin bir ürünü olduğumuzun bilgisine bilim yoluyla ulaşmış olsak da, evrenin bir parçası olduğumuz hissi, aynı gökyüzünü çağlar boyunca seyretmiş diğer insanlara da yabancı olmasa gerek. Belki mağarasının önünde gökyüzündeki meteor yağmurunu seyrederek heyecanlanan türümüzün ilk örneklerine bile.
İnsanoğlunun gökyüzüyle başbaşa kaldığı anların esinledikleri, anlama ve bilme tutkusuna kolaylıkla dönüşebilecek güçtedir. Bu nedenle astronomi, bilime en kolay yönelten ve bilim coşkusu yaşatmaya en olanak veren alanlardan biri gibi gelir, bana. Nitekim astronomi tarihi, büyük bir tutkuyla, geceler ve geceler boyu gökyüzünü gözlemleyen sayısız insanla doludur. Evrenle ilgili sahip olduğumuz en ufak bilgi kırıntısına bile, sayısız insanın değirmentaşını çatlatacak bir sabırla yaptıkları bu uzun gözlemler sonucu ve bu gözlemlerden ya gözlemleri yapanların ya da başkalarının çıkarımlar yapması ve kuramlar oluşturması yoluyla varılmıştır. 

Berrak bir zihin ve özle anlatım
Bu muazzam emek önünde, bir kez daha şapka çıkarmamızı sağlayan bir kitap var elimizde: Metin Hotinli’nin ‘50 Soruda Büyük Patlama Kuramı’ adlı kitabı.
İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’ne kırk yıl hizmet etmiş olan Prof. Dr. Hotinli, çoğu insanın sadece adını duyduğu bir kuramı ‘anlaşılır’ kılmanın yolunu, kitaba büyük patlama kuramının altyapısını oluşturan bilimsel gelişmeler ve atılım noktalarını da kapsayacak bir çerçeve çizmekte bulmuş. Bu da metne, ister istemez bir evrenbilim tarihi izleği kazandırıyor. Ama ‘evrenbilim tarihi’ deyince, gözünüz korkmasın. Bu sadece 118 sayfalık bir ‘tarihçe’. Böyle muazzam bir bilgi birikimini içeren tarihi, bu kitaptaki kadar özlü ve anlaşılabilir verebilmek gerçekten büyük bir ustalık işi. Görüldüğü kadarıyla yazarın berrak zihni ve özlü anlatımı buna olanak tanıyor; ama kitaba yazdığı önsözden, yazarın birikimini ve becerisini özellikle bu yönde kullanmayı amaçlamış olduğunu da anlıyoruz. Yazarının ‘50 Soruda Büyük Patlama Kuramı’nı doksan yaşını sürmekte olduğu günlerde yazdığı tahminiyle, sanırız bu ustalık, daha bir takdir kazanacaktır. 

Katır çobanlığından, astronomi tarihine
‘50 Soruda Büyük Patlama Kuramı’nın beş ana bölümü var: Bunlar sırasıyla Sümerlerden Kopernik’e Antik Kozmoloji, Kopernik Devrimi, Klasik Fiziğin Doruk Noktası: Newton Çağı, 20. Yüzyıl Kozmolojisi ve son olarak Büyük Patlama. Bu bölümler boyunca ilerleyen ana hatta tabii ki Aristoteles, Kopernik, Galilei, Kepler, Newton, Einstein ve büyük patlama kuramının gelişiminde köşebaşlarını tutan Friedmann, Lemaitre, Hubble, Gamow, Alpher ve Herman gibi, evreni anlamada kuramsal ve gözlemsel gelişmelere öncülük etmiş isimler çıkıyor karşımıza. Ama aynı zamanda, evrenbilim (kozmoloji) tarihinde gölgede yer alan isimlere de rastlıyoruz ilerlerken. Bunlardan kimisinin hikâyesi gerçekten çok ilginç. Örneğin, Edwin Hubble ile birlikte, galaksilerin Samanyolu’ndan uzaklaştığını keşfeden Milton Humason bunlardan biri. Humason, astronomi tarihine adını yazdırışını, aldığı eğitime değil, merakı, sabrı, titizliği, azmi ve öğrenme tutkusuna borçlu, sıradışı bir insan. Humason ilkönceleri, Wilson Dağı Gözlemevi’nin yakınında yer alan, astronomların zaman zaman kaldıkları otelin belboyu. Sonra, dağın tepesindeki Gözlemevi’ne erzak ve alet taşıyan katırları çekmeye başlıyor. Hayattaki konumlanmalarıyla giderek Gözlemevi’ne daha da yaklaşan Humason, sonunda Gözlemevi binasının kapısından içeri girmeyi başarıyor. Gözlemevi’nde hizmetli oluyor. Her geçen gün astronomi, astronomlar ve yaptıkları iş hakkında yeni şeyler öğreniyor. Sonunda bir matematik öğrencisinden özel ders de alarak, öğrendiklerini kavrayışa dönüştürüyor. Çabaları sonuçsuz kalmıyor: Gözlemevi’ne hizmetli olarak girdikten üç yıl sonra fotoğraf bölümüne alınıyor, bundan iki yıl sonra da tam zamanlı astronomi asistanlığına geçiyor. Uzun gece çalışmalarıyla, Edwin Hubble ile birlikte, 46 galaksinin uzaklıklarını ve Doppler kaymalarını ölçüyorlar. Bu ölçümlerle vardıkları sonuçlar, yani galaksilerin Samanyolu’ndan uzaklaştıkları ve uzaklıklarıyla hızları arasında bir bağ olduğu çıkarımı, Hubble ve Humason’un her ikisinin de imzasıyla makale olarak yayımlanıyor. Ki o güne kadar Einstein dahil, pek çok bilim insanı evrenin sabit, hareketsiz, durağan olduğunu düşündüğünden bu sonuç, büyük patlama kuramına giden yolda, en önemli kanıtlardan sayılacaktır. 

‘Big bang’le dalga geçmek!
Gerçekten, evrenin değişmez, sabit olduğu düşüncesi, uzun süre konuyla ilgili birçok bilim insanının temel yaklaşımı olarak kalmış ve kitaptan öğrendiğimize göre bu düşünce, kimi zaman evrenbilimin gelişiminin önünü de tıkamış. Bu nedenle olsa gerek, Metin Hotinli, büyük patlama kuramına ulaşılmasının tarihini, evrenin dinamik ve evrim halinde olduğu gerçeğine ulaşılmasının tarihi olarak da ele alıyor, kitabında. Ancak, evrenbilimin, kendi içinde yaşanan farklı tezlerin çatışmalarında bile, bütün tarafların ortaya koyduklarından nasıl faydalandığına, ilerlemek için bunlardan nasıl güç aldığına da tanık oluyoruz kitap boyunca. Bunu adeta sembolize eden ilginç bir anekdot da var: Büyük patlama kuramının uluslararası bilim camiasında kabul gören adı olan “Big Bang”, bu kuramla amansız bir biçimde savaşan , bilim adamı Fred Hoyle’un bir buluşu. O güne dek “genişleyen evren” modeli diye anılan bu kuramı, katıldığı bir radyo programında eleştirirken, biraz da dalgacı bir ifadeyle “Big Bang” diye adlandırıyor Hoyle. Ama işte, talihin oyununa bakın ki, büyük patlama kuramı, zaman içinde ulaşılan yeni kanıtlarla kendini ispatladıkça, baş karşıtı Hoyle’un onu tanımlarken kullandığı alaycı tabirle yerleşiyor bilim dünyasına.
‘50 Soruda Büyük Patlama Kuramı’nı, insanın gözlediği evrenin boyutlarının büyümesinin tarihi olarak da okumak mümkün. İlkçağlardan başlayarak insanoğlu, evrenin boyutlarının gözlediği kadar olduğu yanılgısı taşımış hep. Bildiğimiz evren, Dünya-merkezli yedi kat olmaktan başlayarak, Güneş-merkezli olmaya varmış, Güneş Sistemi’nden ibaret olmaktan çıkmış, Samanyolu Galaksisi’nin dışına taşmış, sonunda milyonlarca ışık yılı ötesine dayanmış. Elektromanyetik dalgalar, radyo dalgaları gibi evreni anlamamızın yeni araçları bulundukça, gözlem araçları geliştikçe, insanoğlunun bilgisine varabildiği evrenin boyutları da büyüyor. Evrenin büyüklüğü karşısında maddi varlığımızla iyice küçülüyoruz belki, ama “bilgi evrenimizle” büyüyoruz. Bilim bize bu anahtarı sundu/sunuyor: Evrenin sırlarına erebilecek, vakıf olabilecek bilinçli bir bileşeniyiz. Bu da sanki küçüklüğümüzü dengeleyen bir şey evrenin büyüklüğü karşısında.

50 SORUDA BÜYÜK PATLAMA KURAMI
Metin Hotinli
Bilim ve Gelecek Kitaplığı
2010
118 sayfa
9 TL.