Pis bir karanlık yapıt!

Pis bir karanlık yapıt!
Pis bir karanlık yapıt!

William S. Burroughs

Genel ahlaki kurallar bütünüyle uzlaşmayı ret noktası, kültürel tabuya karşı geliştirdiği içsel yıkım etrafında şekillenen sert eşcinsel kimlik, tehlikeye karşı şuurlu akış... Karanlık bir 'kurgu'dur 'Yumuşak Makine'
Haber: ŞENOL ERDOĞAN / Arşivi

William S. Burroughs’un bir kitabından bahsedeceksek (hele ki bu kitap bir üçlemenin dahilinde ise) ve kaçınılmaz olarak Burroughs’un kendisinden de bahsedeceksek bunu sınırlandırılmış bir sayfa dahilinde yapmak her halükârda eksik kalan şeyler olacağı anlamına gelir! Karşımızda kendi hayatını edebiyatı doğrultusunda en uygun malzeme olarak seçip işlemiş bir yazar var. Genel ahlaki kurallar bütünüyle uzlaşmayı ret noktası, kendi fizyolojik yapı ve zihnini bu yolda suistimal edebilmesi, kültürel tabuya karşı geliştirdiği içsel yıkım etrafında şekillenen sert eşcinsel kimlik, tehlikeye karşı şuurlu akış, uyuşturucuyu bir hudut olmadan deneyimlemek ana yapı taşları dahilinde yaratılmış bir ‘kurgu’dur ‘Yumuşak Makine.’ 

‘Burası kötü bir yer’
Burroughs’un fiziksel ve ruhsal yolculuk için seçtiği (ve mevzu kitabın da toprakları olan) Meksika, Panama gibi coğrafyalar, en klasik tabirle ‘cesaret’ isteyen topraklardı ve bu cesaret, söz konusu edebiyatla hemzemin oluşturmaktaydı. Bu coğrafya ve üzerinde/içinde yaratılan edebiyat ‘tiksindirici olan’a karşı bağışıklılığı kazandırmış hem de ilgiyi canlı tutmuştu yazarın hayatında. “Burası kötü yer Miister, sen deli misin dolaşıyorsun tek başına, nereye gidiyorsun ki?” diye sorar kitapta yerli çocuk , yazara; ve başka bir sayfada New York’tan gelir soru: “Ne yapıyorsun orada maymunlarla?” Burroughs, kendini kendi yıkımına hazırlayarak bedensel bir çileyi de sürükleyerek ruhsal karanlık bir yapı yaratmıştır. Buradaki gerçeklerden biri şudur: W.S Burroughs’un ortaya koyduğu kurgu ağının; özgürlükçü, sosyal yaptırım ve kanunlara karşı koyan yapısından dolayı edebi olarak değil, gerçekten suçlu ve günahkar oluşudur. Burada bir edebiyat karakteri değil gerçekten katil, bağımlı, sapkın olan bir yazarın varlığıdır görülmesi gereken. Burroughs sapkın eşcinselliğin ve bir bağımlı katil oluşunun yanında sürgününü gönüllü de yaşasa kanun kaçağı bir kimlik sürer CIA gözünde. Tam olarak Faustyen ve kötücül-karanlık bir bünyenin varlığından söz ediyoruz. Ki yazar, bu kimliğini kuramsal olarak da yapılandırıp özündekiyle pekiştirmiştir: Harvard’da edebiyat, dilbilim, antropoloji ve Viyana’da yarım bırakacağı tıp eğitiminin yanı sıra eserlerine sirayet edecek olan Maya kültürü üzerine de (Meksika’da) eğitim almıştır. ‘Yumuşak Makine’de de sıkça görüldüğü gibi mutasyon yapıların derin tasviri üzerinden gittiği bir antropolojik anlatıyı; bedensel çürüme ve insan fizyolojisinin zavallılığına dair mide bulandırıcı tasvirleri yaparken de mevzu tıp eğitimini çok iyi şekilde kullanmıştır. Ortaya koyduğu bu tümü ise net olarak; deneysel bir bilim kurgu çizgisinde komplo ve oyun teorileriyle desteklemiştir.
Burroughs metninin bir kısmında teyp kasetlerine aldığı ses kayıtlarını kullanmış ve bunu da “sistemin kontrolünü yıkım ve değişime uğratmanın yolu” olarak izah etmiştir. Yazar neredeyse çok az eserini deneysel cut-up tekniklerinden uzak tutarak yazmıştır ve ilk kitabından bahsettiğimiz bu yazının yazılmasına sebep olan Nova üçlemesi, Burroughsyen cut-up’ın en yoğun kullanıldığı eserler olmuştur. Burada ‘Burroughsyen’ dememe sebep cut-up denen tekniğin dadacı ya da sürrealist benzer kolaj formlarıyla karıştırılmamasına dikkat çekmek adınadır. William S. Burroughs tekniğini şöyle izah eder kısaca: “pisiko-duygusal süreci –ve tüm hastalıklarını- açığa çıkarmak.” Klasik anlamda roman tekniğinin kendisi için deli gömleğine kapatılmaktan farksız olduğunu sık sık söylenen yazar, cut-up yazım tekniğini özgürleşme ve özgürleştirme aracı olarak gördüğünü de belirtmiştir.
Üçlemenin genel adı olan Nova en temelde Burroughs’un evrenidir. Ya da daha doğrusu evren tahayyüllerinden birisidir. Zira yazarın farklı kitaplarında ortaya koyduğu evren algısı her ne kadar bir kordonla birbirine bağlı olsa da genel anlamı etkileyen ve evrene şekil veren etken madde yazım sürecinde ağırlıklı olarak kullanılan uyuşturucunun ana semptomları doğrultusunda belirlenir. Nova üçlemesinin maddesi ise çok net olarak Liserjik Asit Dietilamid’dir. Birçok kitabının ve üçlemenin diğer kitaplarının –özellikle ‘Nova Exspress’- aksine ‘Yumuşak Makine’de fokusu uyuşturucu değil sapkınlıkta sınır tanımayan anlatılarla ortaya konan ve ana figürlerini: rektum, dışkı, kan, sperm gibi kilit sözcüklerin belirlediği sert bir eşcinsel porno oluşturur. Ve yazar, kitapta ‘eşcinsel’ sözcüğünden ısrarlar kaçınarak sürekli olarak ‘ibne’ kelimesini kullanmayı tercih eder. Homo-erotik kavramı bilinçli olarak bozuma uğratılır ve bu anlamda da ‘erotik’ kelimesi anlamını kaybeder zira önünde ve ardında kullanılan tamlamalar gereği yumuşak/naif kalarak tıpkı ‘ibne’ sözcüğünün tercihi gibi yerini sert(hard-core)porno’ya bırakır.
Kitap boyunca iç içe geçmiş iki bağımlılık okurun nefesini tıkayabilir: iğrençlikle soslanmış bir anal seks ve daha geride duran uyuşturucu. Kelimelerin sert etkisiyle metnini de mutasyona uğratmaya çabalar ve bunu elbette becerir Burroughs ki bu değişimi gerçekleştirirken muhakkak fiziksel mutasyonik ögeleri devreye sokarak yapar bunu. Bedensel, dışkısal, salgısal, enzimsel bir değişimdir bu kelimelere de sirayet eden. Antropolojik mutasyon kurgusu çok zaman bilim kurgusallaşan metinde “jeolojik orgazm halinde yeşil yengeç çocuk” ya da “bok yiyen kızlar” gibi genele göre naif sayılabilecek tabirler kullanılırken şiirden form olarak hep uzak durmuş olan yazarın kitap boyunca benim tabirimle “junk-poetik” söz dizimi kendine has bir lirik oluşturarak sadece bu kitabın değil Burroughs’un geneline sirayet eder. Sık tekrarları göze çarpar kesinlikle: “şafak rüzgarı”, “şafak kokusu” “hastane kokusu” gibi çoğaltabileceğimiz kelime ve cümleleri sadece kendisine has lirik bir sound oluşturur. Genel olarak ‘Transgressive edebiyat’ın çok önüne geçen metin dili için ‘infamous experimental’ ifadesi kullanılır. (Burada, okurun çeviri açısından sorun yaratacak olan çoklu izah barındıran ‘infamous’ kelimesinin anlamına sözlükten geniş karşılıklarıyla bakması gerekmektedir, hakeza ülkemizde pek yaygın kullanılmayan ‘transgressive fiction’ için de öyle). 

Zor olacak ama...
Üçlemenin ilerleyen kitaplarında kapatma aygıtı olarak devlet ve dil ögesine fazlaca değinecek olan ve algı mekanizmasının hükümet tarafından tekelleştirildiğine dair teoriler üreten yazar, örgüsünü elbette ancak üçüncü kitabın sonunda tamamlamış olacaktır. Gerçi ‘Yumuşak Makine’de ‘Nova Exspress’de kullanmaya başlayacağı ‘ajan’, ‘nova polisi’, ‘gösteri toplumu’ gibi kalıpların sinyalini de vermektedir ama her ne olursa olsun yukarıda değindiğim temalarla şekillenmiş olan bu ilk kitapta sizi bekleyen şey zoofili’nin dahi sıradan bir şekilde rahatlıkla işin içine karıştırılabildiği, bazı okurlar için ‘zor’ olabilecek lakin herkes için muazzam, bazıları içinse mükemmel bir okuma.
Kısacası, ülkemiz daha önce beş kitabıyla tanışmış da olsa, Sel Yayıncılık’ın bu Nova üçlemesi projesiyle ilk defa William S. Burroughs’un gerçek yazın dünyasına ayak basıyor!

Gerçek bir anti-kahraman
Tam adıyla William Seward Burroughs II, hepsi birbirinden ilginç birer kişilik olan Beat kuşağı yazarların belki de en ilginciydi. 5 Şubat 1914’te doğdu, hali vakti yerinde bir çocukluğun ardından sınıfına uygun bir eğitim için Harvard’a girdi. Gençlik yıllarından itibaren eşcinselliğini de uyuşturucu merakını da hiç gizlemedi. Kısa sürede Beat kuşağı yazarlarının hayatının bir parçası oldu. Jack Kerouac ve Allen Ginsberg’le birlikte bu akımı başlatan üç isimden biri sayılır. Hatta onlara akıl hocalığı ve ağabeylik ettiği söylenir.
Bir Meksika seyahati sırasında, rivayete göre Giyom Tell’den bir sahne canlandırmak isterken, ikinci karısını kazayla vurunca soluğu Fas’ta aldı. Tanca’da erkek arkadaşlarıyla geçirdiği yıllarda ünlü kitabı ‘Çıplak Şölen’i yazdı. Daha sonra Paris, Londra gibi farklı kentlerde yaşadı ve yirmi beş yıllık gönüllü sürgününün tamamladığında New York’a döndü.
Burroughs, şık takım elbiseleri ve soğuk kanlı duruşunun tam aksine tabu yıkıcı, uzak görüşlü, eşcinsel ve uyuşturucu haklarının savunucusu… tam anlamıyla bir anti-kahraman oldu. Çoğunlukla kişisel hikâyeler anlatan denemelerini ve kurgu metinlerini bir tür kolaj gibi bir araya getirdiği kitaplar yayımladı. Ünlü kitabı ‘Çıplak Şölen’ (Naked Lunch), 1991’de David Cronenberg tarafından ünlü bir filme dönüştürüldü. Popüler kültür figürlerini metinlerinde kullanmaya bayılan Burroughs, kendisi de bir popüler anti-ikona dönüştü. Gus Van Sant’ın Drugstore Cowboy filminde de Matt Dillon’ın canlandırdığı uyuşturucu bağımlısı karakterin akıl hocası olarak beyazperdede göründü. William Burroughs, 1997’de seksen üç yaşında öldü. Türkçede ‘Şans Hayaleti’, ‘İçerideki Kedi’, ‘Canki’, ‘Top’, ‘Ara Bölge’, ‘Şans Hayaleti’ gibi birçok kitabı var.

YUMUŞAK MAKİNE
William S. Burroughs
Çeviren: Süha Sertabiboğlu
Sel Yayıncılık
2011
140 sayfa
10 TL.