Poetik çoğulculuk

Poetik çoğulculuk
Poetik çoğulculuk
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Kendisinin de sık sık dile getirdiği gibi, Haydar Ergülen’in hep ‘sert’ eleştirmeni olarak kaldım. Bu bakımdan sanırım hâlâ ilk ve tek konumdayım. ‘Sert’lik konusunda yaygın bir anlayış olsa da, ben ‘net’ sıfatını kullanmaktan yanayım. Çünkü yaptığım , metinle bize verilen tinsel evrenin sınırlarını ve anlamını net olarak tanımlayabilmek. Düzyazıda bu netliğin sınırlarını göstermek daha olanaklı iken, şiir söz konusu olduğunda, söz konusu netliği gösterebilmek ‘olabildiğince’ durumunda kalır. Yapageldiğim şey, metinde açığa çıkan tinsel evrenin netleştirilmesi anlamında analiz olmuştur. Ama burada bir ayrım yapmak da gerekir. Düzyazının analizi ile şiirin analizi, niyetlerinin sığası içinde tutulmalıdır. Baştan beri, Ergülen’in yazıları ile şiirlerinin eleştirisini ayrı ayrı, birbirine karıştırmadan değerlendirme eğiliminde oldum. Ergülen’e ilişkin ‘sert’ eleştirilerim, şair yazılarına ilişkin olmuştu. ‘Felsefi Şiir’ kitabımda bu yazılar mevcut. Şiiri hakkındaki analizimi de ayrıca yazmıştım, 1995’te, on altı yıl önce; bu yazım da, ‘Kritiğin Toprağında’ kitabımda yer alıyor.
Ergülen’in şiiriyle ilgili olarak kaleme aldığım bu ilk yazı yayımlandığında, Ergülen’in henüz dört şiir kitabı vardı; ‘Karşılığını Bulamamış Sorular’, ‘Sırat Şiirleri’, ‘Sokak Prensesi’, ‘Eskiden Terzi’. Bugün ise, şiir kitaplarının sayısı on iki olmuş durumda. Aslında, bu toplama, yeniden bakmak lazım, ama yer darlığı bakımından, bunun yeri burası değil. Bununla birlikte, burada, özellikle ilkyazımın sığası içinde yer alan kitaplarından çok, son yıllarda yayımlanan şiir kitaplarında ortaya çıkan veya daha belirginleşen bir özelliği adlandırmaya, dolayısıyla kavramlaştırmaya çalışacağım. Dolayısıyla ‘Üzgün Kediler Gazeli’, ‘Keder Gibi Ödünç’ ve ‘Aşk Şiirleri Antolojisi’ adlı kitaplarını merkez edineceğim.
Sözünü ettiğim bu çerçeveden bakıldığında, Haydar Ergülen’in şiirlerinde, daha önce dile getirildiğini sanmadığım, bir özellik ortaya çıkmaktadır. Bu özelliğe bir tür çoğulculuk diyeceğim. Sertliğin yerini yumuşaklığın aldığı, sıkılığın veya kesinliğin yerini ‘gevşekliğe’ bıraktığı bir durumdan söz ediyorum. Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin doğası açısından bakıldığında, yumuşaklık ve gevşeklik, negatif bir durumu dile getirmese de, pek sevimli olmayan bir durumu, hamlık ve olmamışlık durumunu bildiren kavramlardır. Ama çoğulculuk derken kastettiğim, gevşeklik ve hamlık değil. ‘Çoğulculuk’ terimini, henüz el feneri olarak kullandığımı da belirteyim bu arada. Gevşeklik ve hamlık, ‘sıkı şiir’, ‘sert şiir’ kavramlarından hareketle bakıldığında algılanan şey... ‘Sert veya sıkı şiir’ kavramının, burada, militarist bir ses tonuna işaret ettiğini de vurgulamalıyım. Dolayısıyla burada bir momentten, bir uğrak noktasından söz edilebilir. Çoğulculuk sözcüğüyle işaret ettiğim durum, Türk şiirinde bir dönemin sonu anlamına da gelebilir; ‘sert’, ‘sıkı şiir’ algısının, sona erdiği anlamına. Sert, kesin ve sıkı şiir karşıtlığı anlamında ‘yumuşaklık’, sadece Ergülen’in şiirinde değil, başka şairlerde de, örneğin Mehmet Yaşın’ında da söz konusu. Bununla birlikte, Ergülen’de ortaya çıkan ayırıcı özellik, yumuşaklıkla birlikte çoğulculuk. Buna poetik çoğulculuk diyorum. Poetik çoğulculuk dediğim, özne çoğalması anlamında, şiirde konuşan anlatıcı-ben, anlatıcı-benlere dönüşerek çoğalması değil. Haydar Ergülen’in şiirinde tek özne söz konusu; dahası bu tek anlatıcı-ben, bulanık ve belirsizlikte sıyrılarak Haydar Ergülen’in kendisiyle özdeş hale gelmiş durumda. Şiir, bakımından, bu, bence çok önemli bir kimlik durumu.. Şiirdeki, sesin devamlılığından söz etmiyorum, dikkat. Kimlik bakımından, şair ile şiirde konuşan anlatıcı-benin özdeşleştirilmesi girişiminden söz ediyorum. Birçok şairin şiirinde konuşan anlatıcı-ben, şairin kendisinden çok belirsiz-özne, kişi durumuna dönüşmemiş-benlik durumundadır. 

Gece değil karanlık ister aşk’
Kaldığımız yerden devam etmemiz gerekirse... Poetik çoğulculuk; şiirin, tekil anlatıcı-ben olarak öznenin, içinde bulunduğu durumdan, aynı duruma, farklı durum ve açılardan bakarak da oluşturmuş olduğu imgelerle kurulmasıdır. Poetik çoğulculuk dediğim, şiir durumunda, özne, belli bir duruma ilişkin imgeyi dile getirdikten hemen sonra, aynı duruma, başka bir bakış açısından bakılarak oluşturulmuş imgeyi de dile getirmektedir. Örnek: “Yalnızsan cumartesidir!”den: “İronik bir sessizlik varsa kaçınılmazdır/ kederli bir gevezelik de –sözcüklerin kederini/ sessizlik alı –bana seni hatırlatacak/ bir şehir bırak, bir köprü kur/ ya da vazgeçtim bir köprüyü yık,/ tüm köprüleri havaya uçur”
Buna ‘ya da bakışı’ da diyebiliriz, başka türlü söyleyebilirim söylemi de. Ama ben buna, imgenin paralaks tarzda kuruluşu diyeceğim. Paralaks kavramı, bilindiği gibi, Karatani’ye ve Zizek’e ait. Zizek’in tanımı şöyle: Bir nesnenin, gözlem konumunda yeni bir görüş hattını ortaya çıkaracak bir değişim olması sonucunda görünüşte yer değiştirmesi (bir arkaplana göre konumunun kayması).
Sadece imgesel kuruluşta değil, içeriksel, içlemsel anlamda da bir çoğulculuk söz konusu. Örnek: “Üçüncü Konuşma: Aşk Bir Ortaçağ Karanlığıdır!” adlı şiirinden: “…Gece değil karanlık ister aşk/ lirik ikindilere, romantik akşamüstlerine,/ barok akşamlara karşı gotik bir karanlık,/ aydınlanma çağı, düşüncesi de dahil, sonu olmuştur/ pek çok şeyi gibi aşkın da çünkü/ aşk bir ortaçağ karanlığıdır! // Ha ha ha benden beklemiyordunuz değil mi/ solcu, alevi, cumhuriyetçi, demokrat ve laik/ benim gibi naif, naiv, nahif, naive hatta birinden/ ve bazılarımıza göre oldukça romantik, sulu, gözüyaşlı”
Bu parçada, içeriksel ayrım öne çıkarıldığı için, öznenin, sorun edindiği nesneye, bakış konumu değiştirerek bakıyor oluşu daha seçik. Burada, ironik bir tarzda, aşkı, solun, aydınlanma karşıtı bir durum olarak gördüğü ‘ortaçağ karanlığı’ benzetilmesiyle yapılan, ortaçağ karanlığın olumlanması değil, öznenin, duruma farklı bir konuma geçerek bakması durumudur. “Ha ha ha benden beklemiyordunuz değil mi” dizesiyle, dikkat çekilen, bakış konumunu değiştirme durumudur. Dolayısıyla söz konusu olan, şiirde konuşan anlatıcı-benin bakış tarzındaki liberallik ve çoğulculuktur. Bence, bu yeni bir durum, bir ilklik durumu.. Bu ilklik durumunun, poetik bakımdan, ne önemde anlamlı hale gelmesi sadece zamanla alakalı değil, üzerinde tartışmakla da alakalıdır.
Ergülen şiirinde ortaya çıkan şu farklılaşmayı da buraya eklemek gerekiyor:
Haydar Ergülen, Türk şiiri ortamında ortaya çıkmış olan iki eğilimi dikkate almış gözüküyor. Birincisi; enformasyon anlamında bilginin şiire dahil edilmesi, ki bunu ontik (varlıksal) bir zemin üzerinde, yani kendini duruma dahil ederek yapıyor. Örnek vermek gerekirse: “Şair seyrediyor…” alt başlıklı şiirinden: “‘Eskimolarda kar anlamına gelen/ 90 kelime vardır/ Araplarda en az 60 kelime/ aşk anlamına gelen.’/ Afrikalıların ağaç anlamına gelen/ öyle çok kelimesi var ki/ sayısı yapraklarla ölçülmez,/ aynı şeyi su için de söyleyebiliriz de/ söylemeliyiz: Bir de yokluğa özlem var”
İkincisi ise; şiirin, felsefi bir katman içermesi gerektiği yönündeki eğilimi şiirine dâhil etmiş gözükmektedir. Bu konuda, irdeleme yapmak, sanırım, burada bana düşmez.


AŞK ŞİİRLERİ ANTOLOJİSİ
Haydar Ergülen
Kırmızı Kedi Yayınevi
2011, 220 sayfa, 15 TL.