Politika ve kömür çuvalı

İçleri kömür dolu torbalar üst üste yığılmış, yükleme araçları ve kamyonlar sabahın bu erken saatinde vızır vızır çalışıyordu. "T.C. Başbakanlık" yazıyordu torbaların üstünde
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Şehrin yüksek noktalarından bir yerde geniş ve toprak bir top sahası vardı. Vardı diyorum çünkü orası son gördüğümde on binlerce kömür torbasıyla doldurulmuş bir açıkhava deposuna dönüştürülmüştü. Uzaktan tam olarak ne olduğunu anlayamadım. Zaman zaman yürüyüş maksadıyla uğradığım bu alanda yakın ve gelişmekte olan varoşlardan gelen kadınlar spor yapıyorlardı. Yine o kadınları göreceğim onların arasına karışacağımı umarken gördüğüm manzara beni oldukça şaşırttı. Abartısız en az üç metre boyunca ve beş metre genişliğinde sahanın dört bir yanına yığılmıştı torbalar. Galiba burayı bir depoya kiraya verdiler diye düşündüm. Yoksa dedim içimden moloz yığınağı mı yaptılar burayı, korku ve umutsuzlukla. Hayır hayır, tam da S. Spielberg sahnelerini andıran bir görüntü vardı ortada. İçleri kömür dolu torbalar üst üste yığılmış, yükleme araçları ve kamyonlar sabahın bu erken saatinde vızır vızır çalışıyordu. “T.C. Başbakanlık” yazıyordu torbaların üstünde. 

‘Pasif devrim’e dönüşmek!
Bana hep böyle oluyor. Ya da ben böyle yapıyorum. Ne vakit bir kitaba başlasam dev gibi bir imgeye gelip çarpıyorum. Kitapta arayıp bulduğum bütün çıplaklığıyla karşıma çıkıyor. Cihan Tuğal, ‘Pasif Devrim-İslami Muhalefetin Düzenle Bütünleşmesi’ni yazarken böylesi manzaralarla karşılaştı mı bilmiyorum. Bir şekilde hep bağlı kaldığı felsefi zemin ve bilimsel bağlam, retorik olmaktan sıyrılıp yalın bir çarpıcılık kazandı mı böylesi haller karşısında? İdris Küçükömer’de çerçeveleşen ‘asıl muhalif çizgi’ (çünkü Küçükömer, asıl İslamcı çizginin halkla kurduğu organik ilişkiden dolayı sivil ve muhalif olduğunu söylüyordu. Bak. Düzenin Yabancılaşması), Tuğal’ın ifadesiyle ‘pasif devrim’e nasıl dönüştü? Ya da, daha uzun vadede daha tarihsel bir kavram sayılması gereken ‘İslamcılığın Massedilmesi’ meselesi üzerinde uzun uzadıya durmak gerekiyor. Kömür çuvalı ölmez bir imge değil mi burada?
Siyasal akımlar ve onların düzenle yaşadıkları süreçler üzerine ülkemizdeki üniversitelerde zaman zaman çalışmalar yapılıyor. Sempozyumlar, anketler, sosyolojik araştırmalar, tezler ve daha nicesi. Sonuçlarına bakıldığında, ya bilim insanları siyasal bir taraf olmaktan kurtulamıyorlar ya da bilimsellikten uzak düşmek gibi temel handikapları içeriyorlar. Son yıllarda, özellikle sosyal bilimlerde, yakın tarih üzerine yapılan çalışmalarda Amerikan üniversitelerinin merkez olması durumu üzerine herkesin özellikle düşünmesi gerekiyor. Bir şüphe ya da ideolojik yaklaşımla söylemiyorum bunu. Kendi kendimizle objektif olarak yüzleşme adına söylüyorum. Kaldı ki, Tuğal’ın çalışmasında birkaç nokta hariç esaslı bir yaklaşım sorunu görmedim.(Söz gelimi kitabın hemen başındaki Yasin ve ayakkabıların çıkarılarak içeri girildiği işyeri sakil bir izlenim veriyor. Eğer o işyeri bir büro değilse.)
Eğer Türkiye, bugün kültürel ve idealist temelli İslamcılıktan pragmatist ve elitist İslamcılığa kaymış, dahası felsefi bağlamda muhalif değil ‘paylaşımcı- razı’ iklime girmişse(bu ciddi bir soru ve sorundur) yazarın altını çizdiği İslam üzerindeki ‘travmatik etki’ süreci başka bir cephede sürüyor demektir.İslami Modernlik denilen olgunun ‘İslami modernliğin oluşumunun, eşitsizlikleri ve tahakküm üreten ve yeniden üreten bir hegemonyacı projenin içine yerleştirilmiş olma’ ihtimali basit bir vurgu olarak görülemez çünkü. Sivilliğin ve toplumun aradan çekildiği iktidarın kas kazandığı günlerde, kemik büyüyebilir. Hem de batarak.
“Bu kitabın amacı bağlantıların (siyaset, ekonomi , günlük hayat , sivil toplum, bürokrasi, devlet vs ilişkiler) somut bir ortamda nasıl işlediğini, yeni bir bağlantı projesi tarafından bunlara nasıl karşı çıkıldığını ve bu projenin nasıl ehlileştirildiğini anlatmaktır” diyor Cihan Tuğal. Sanırım buradaki kritik kelime ehlileşmektir ve ‘massedilme’ oraya çıkar. Toplumdan yola çıkan bir siyasi hareketin kendisi tarafından değil, öteki tarafından kurulmuş bir yapıyı kuşatıp devralması sonra da ruh değiştirmeden beden kazanması, sadece o kitleyi değil topyekün milleti ilgilendirir. Doğal muhalefet ‘ düzenin siyasal kadrosu’ olmuşsa. ‘Massedilmişse’ bu muhalefet. Yazara göre bu bir büyük başarıdır.‘Türkiye’de geçen yüzyıl laik hegemonyanın sağlamlaşmasına, bu hegemonyaya yönelik İslamcı karşı koyuşa ve bu karşı koyuşun massedilmesine şahitlik’ ediliyorsa eğer politika ve kömür çuvallarını nereye koyacağız? Süreci anlamak yaşamaktan önemlidir. Diyeceğim Tuğal’ı satır satır okumak gerekiyor.

PASİF DEVRİM
İslami Muhalefetin Düzenle Bütünleşmesi, Cihan Tuğal, Koç Üniversitesi Yayınları,
2010, 330 sayfa, 20 TL.


    ETİKETLER:

    ekonomi

    ,

    Türkiye

    ,

    İslam

    ,

    spor

    ,

    Politika

    ,

    hayat