Pornografinin Palahniuk hali

Pornografinin Palahniuk hali
Pornografinin Palahniuk hali
Palahniuk insanı zorlar, kendine düşürür, boğar, sarsar, köşeye sıkıştırır, tiksindirir. Tüm bunları yaparken de zevk alır ve bunu saklama gereği duymaz. Belki de bu yüzden onun tekinsizliğinde kendimizin olanı ararız
Haber: BURCU ARMAN - burcu@beyazkadincataldilli.com / Arşivi

Pek de kalabalık olmayan ada vapurunun, alçak arkalıklarından faydalanan yaşlıca bir adam, omzumun üzerinden şaşkınlık sinyalleri gönderince, arkama bakmama neden oluyor. Fal taşı gibi açılmış gözleri bir bana bir elimdeki kitaba bakıyor. Çaresiz, bir an, ona elimdekinin porno olmadığını anlatmak istiyorum. Ama bunun tam anlamıyla doğru olmayacağının farkındayım. Yine de aksini ispatlamak istercesine kapatıyorum kitabı ve adamı gerçekle yüz yüze bırakıyorum: ‘Ölüm Pornosu’.
Palahniuk insanı zorlar, kendine düşürür, boğar, sarsar, pataklar, köşeye sıkıştırır, tiksindirir. Tüm bunları yaparken de zevk alır ve bunu saklama gereği duymaz. Aslına bakarsanız o hiçbir şeyi saklama gereği duymaz. Belki de bu yüzden onun tekinsizliğinde kendimizin olanı ararız. Ya da belki, Freud 1919’da yazdığı makalede “Tekinsiz, eskiden ve yakından tanıdıklarımıza götüren korku türüdür” derken haklıydı. İşte tam da bu hisler yüzünden Palahniuk okumanın zamanları vardır. Bu kimine göre ancak dipten çıkmak istenmeyen depresyon dönemlerine, kimine göreyse ruh halinin yükselişte olduğu anlara tekabül eder. ‘Ölüm Pornosu’ndaysa tekinsiz olan tek şey olayın kendisi. Zira Palahniuk bu sefer Cassie Wright’ın arka arkaya 600 erkekle sevişerek giriştiği bir rekor denemesini anlatıyor. Bu porno, olsa olsa ölümüne olur. 

600 adam...
Kendilerine ancak bir mastürbasyon süresi kadar faydaları olan 600 adamın tek derdi, Cassie Wright ölecek bile olsa, adlarını tarihe yazabilmek. Bahsi geçen (ya da numaraları diyelim) kahramanlarımızsa sıranın kendilerine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600. Kendi hayatının trajedisini her şekilde kitaplarına yansıtan Palahniuk ‘damızlık’ yerine koyduğu bu adamlarla da aynı şeyi yapıyor. Üvey ailenin kanatları altında büyüyen Bay 72 öz annesini bulma peşinde ve 600 kişi içinde en genci. Baba tacizine uğramış Bay 137, başarılı televizyon kariyerinin ardından borçları yüzünden hayatının dağılışını izlemiş eski bir oyuncu. Bay 600’se bir insanın başına gelebilecek her şeyi yaşamış olduğuna inanan ama yaşlandığını kabullenmeyen meçhul bir baba. Geriye kalan 570 erkek ve Cassie Wright’in asistanı Sheila rekorun kırılması için pür telaş çalışırken her biri kendi hayatlarının hesaplaşmasını yaşıyor. Elleri boxer’larının içinde olduğu halde, bronzlaştırıcı kremler ve jiletler eşliğinde yapılan sohbetlerin her biri bunları aktarmak adına. Ve tüm mekân yalnızca numaraları söylendiğinde görebilecekleri porno setinin bekleme odasından ibaret. Duvarın diğer tarafındaki Wright’ınsa ulvi bir amacı var. Bu rekor denemesi onun ölümüne neden olsa bile dünyadaki tek varlığının; nerede olduğunu bile bilmediği çocuğunun yararına olacak. Ama diğer dört kahramanın aksine o anlatmıyor tüm bunları.
Palahniuk hikâyeyi kahramanların kendi ağzından anlattırırken Wright’ı diğer kahramanların gözünden aktarmayı tercih etmiş. Kendi hikâyesini anlatamayan bir porno yıldızı çok da ironik gelmiyor kulağa. Yaşam hikâyesi başkalarının kelimelerinde şekilleniyor, hatta amacı ve hatta hisleri… Roman boyunca bir tek ona en yakın karakter olan Shila’dan dinliyoruz anlattıklarını (doğru ya da yanlış). Belki de Palahinuk’un kitabının tanıtımı için Cassie Wright karakteriyle yaptığı röportajın nedeni de budur.
Palahniuk hemen her kitabında kullandığı küçük hileleri burada da sergilemekten çekinmiyor. Okurken gerçekliğinden emin olduğunuz ama bir kısmı tamamen kendi uydurması olan küçük tarihi ‘gerçekler’ bunlar. Vantilatör ve dikiş makinesiyle birlikte elektrikle çalışan ilk ev aletinin elektrikli vibratör olduğu, ilk şişme bebeği Hitler’in icat ettiği, Oz Büyücüsü’ndeki köpek Toto’nun doldurularak bir müzayedede sekiz bin dolara satıldığı gibi mesela. Shila’nın en sevdiği bilgiler bunlar aynı zamanda. 1944 yılında Marlene Dietrich’in Kısmet filmini çekerken bronz göstermesi için kullandığı kurşun bazlı boyadan zehirlenerek ölümden dönmesi gibi. Shila’ya bu hikâyelerin büyük kısmını aslında Wright aktarıyor. Pelvik kaslarını güçlendirmek için, içinde taşıdığı vajinal topların nedenini anlatırken; Aristo’nun uyumamak için elinde tuttuğu demir toptan bahsediyor. Ve de eskiden Asyalı kadınların civa toplarını kullanarak kaslarını güçlendirdiklerini ama sonunda civa zehirlenmesinden öldüklerini. Bu tarihi anektodları anlatan kim olursa olsun, sonunda kullandığı “Gerçekten de doğru” ya da “Bilmiyor muydunuz” cümleleri sizi iyice aptallaştırıp konuya tümüyle inanmanızı sağlıyor. (‘Gösteri Peygamberi’ni okuyup kan lekesi çıkartmakla ilgili dipnotları denemeyen var mıdır?)
Annabel Chong’ın on saatte 70 kişiyle 251 sevişme sahnesinde oynayarak kırdığı rekordan esinlenen Palahniuk, roman boyunca hiçbir detayı atlamıyor. Buna vücudun her parçasını cinsel organların tüm kıvrımlarına kadar en ince ayrıntısına kadar anlatması, kült film isimlerine ya da dünya edebiyatına gönderme yapan porno filmi isimleri de dahil. Hiçbir şeyi oluruna bırakmıyor. Güzellik uğruna yapılabileceklerin, kaybolan kimliklerin, bir anda aslında hepsinin yalan olduğunun anlaşıldığı hayat hikâyelerinin detayları onun kaleminin ucunda şekilleniyor. Üstelik tüm bunlardan tiksinmek ve tiksindirmek açık olarak Palahniuk’un vazgeçilmezi. Onun okuyucularla kurduğu en önemli iletişim yollarından biri bu. Diğeriyse her fırsatta altını çizdiği, hikâyelerini sokaktan dinlediği ya da yaşadığı şeyler üzerinden kurguladığı gerçeği. Bu düşünce iç burkan bir filmin sonundaki “gerçek bir hikâyeden alınmıştır” ibaresini görmekle hemen hemen aynı hissi yaratıyor. Ölüm Pornosu’nun görünen yüzünde sette yaşananlar süregelirken, satır aralarında; güzelleşme, ünlü olma, kimliğini bulma aşkına yapılan her şeyin pornografik bir kaosa dönüştüğü gerçeği yatıyor. Gerçeklerden uzak olduğu söylenilebilir mi? Palahniuk gözüyle bakarsak, televizyonlardaki evlilik programlarında, üçüncü sayfa cinayetlerinin sebeplerinde yaşanan aşırılıklarının yalnızca adı porno değil. 

Yüzleşmekten korkmayın!
Palahniuk’un kahramanlarının dilinden aktarıyor bu ikilemi. Sektör çalışanlarını yarış arabası pilotlarından ya da Everest Dağı’na tırmanmayı tercih edenlerden daha fazla risk altında olmadıklarını söylüyor. Ardından da pornonun ancak hiç ümit kalmadığında yapılacak bir iş olduğunu... Hikâyenin tezleri ve antitezleri toplum – ahlak sınırları içinde tartışılacak uzunca bir mesele olabilir. Ancak porno ödevinin üniversitenin bir bölümünü kapattığı bir toplum olarak tartışılacak daha uzunca bir listemiz olduğu kesin. Siz yine de kitabın arka kapağında yazan uyarıyı dikkate alın: “Kısacası düşüncesinden bile ürktüğünüz insani hallerle yüzleşmek istemiyorsanız Palahniuk sizin yazarınız değil!” 

ÖLÜM PORNOSU
Chuck Palahniuk
Çeviren: Funda Uncu
Ayrıntı Yayınları
2011
191 sayfa
14 TL.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    hayat

    ,

    Fal

    ,

    Erkek

    ,

    Yaşam

    ,

    Ahlak

    ,

    Ünlü

    ,

    toplum

    ,

    iletişim

    ,

    ruh

    ,

    sektör