Radyonun içinde kimler oturur?

Kamyon kasalarında, vagonlarda kilitli olanları dışarı çıkarıyor Cenk Gündoğdu. Bir geminin ambarındaki dar ve karanlık sandıklar içinde, umuda ve ölüme yolculuğa çıkmış kişilere ışık tutuyor
Haber: GONCA ÖZMEN / Arşivi

Sinemasıyla, televizyonuyla, magazinel yayınlarıyla görselliği öne çıkarıp, toplumumuzda zaten az olan nitelikli okur sayısını iyice azaltan popüler kültür; çoğu insanı okumak yerine, seyretmenin kolaycılığına, yüzeysel olana ve sıradana alıştırmakta. Bu nedenle ‘Kaç filmin, kaç dizinin senaryosu ya da sahnelenen kaç oyunun kitabı yayımlanmıştır?’ sorusunun yanıtı kolayca kestirilebilir. Roman, öykü ve güncel konuları ele alan, yazınsal bir değer taşımayan kitaplara göre oldukça az satan kültür-sanat dergileri ya da şiir, tiyatro kitapları yayımlamak, günümüz Türkiye koşullarında bir kahramanlık sayılmalı. Yalnızca tiyatro yapıtlarıyla piyasa ekonomisine meydan okuyan Mitos-Boyut’un yürekli yayıncısı Yılmaz Öğüt’ün inadı, direnci ve kültürel savaşımı, Özcan Erdoğan’a da güç vermiş olmalı ki İkaros Yayınları da bir tiyatro dizisi başlattı. Griboyedov’un ‘Akıldan Belası’ndan sonra, dizinin ikinci kitabı olarak Cenk Gündoğdu’nun ‘Radyonun İçindekiler’ adlı oyunu yayımlandı. 

Cezalandırılanlar yine onlar
Taşıyabileceğinin çok üstünde kişi bindirilen hurda teknelerle Avrupa ’ya kaçırılırken Ege’de, Akdeniz’de ya da üzerlerine kilitlenmiş kamyon kasaları ve vagonlarda havasızlıktan boğulan; kimi zaman açık denizde, yol kenarlarında, boş bir arazide kaderlerine, ölüme ve yakalanmaya terk edilen insanların dramını önceleri radyolardan duyuyor, gazetelerden okuyorduk; sonra televizyonlarda izler olduk sık sık. Gündoğdu, bu umut yolcularından küçük bir grubun serüvenini oyunlaştırarak, eskiden günümüze önemli uluslararası sorunlardan birini, sığınmacıları gündeme getiriyor. Böylece soğuk, monoton, duygusuz bir sesle radyo haberi olarak verilince çoğumuzun pek algılamadığı, pek etkilenmediği insan kaçakçılığı ticareti ve sığınmacıların tehlikeli yolculuklarında uğradığı felaketler, TV’deki görsellikle biraz daha canlılığa kavuşurken; tiyatro oyununda insancıl bir duyarlık, estetik bir dil ve kurguyla sanatsal bir gerçeklik de kazanmış oluyor. Oyunda anlatılan olaylar; soyut, sahte, yapay ya da fantastik bir dünyada geçmiyor. Gerçeklikten, yaşanandan yola çıkan yazar, tarihselliği kadar güncelliğini de sürekli koruyan sığınmacılar sorununu trajik boyutuyla ele alıyor. Ülkelerindeki baskı, ölüm korkusu ve açlık, yolculuklarında da peşlerini bırakmıyor. Ölen ölüyor ve bu, kişinin yazgısı kabul ediliyor. Kaçak oldukları için suçlu olan, susan, cezalandırılan yine onlar oluyor. Bu bağlamda oyun, baskıdan-ölümden-açlıktan-yoksulluktan-acılarından kaçan, özgür bir yaşam umuduyla yollara düşen insanların çoğunun bu sıkıntılardan kurtulamadıklarını, ölenlerin yanında, aç-perişan-parasız-çaresiz ortada kalanların durumunu, yaşam karşısında ölümün zaferini duyumsatıyor okuyana. Oyundaki dramatik atmosfer kadar, yazarın olaylara ve kahramanlarına duyarlı yaklaşımı etkiliyor okuru asıl. Gündoğdu, sanatçının insanlık ve sorunlarına karşı sorumlu olması gerekliliğine inandığını; sanatın içeriği boş olan, yalnızca bir dil/biçim sorunsalı olmadığını, insanın özgürlük ve yaşama hakkını, insani değerleri vazgeçilmez bulduğunu, insan ve sorunlarıyla ilgili kaygı taşıdığını da göstermiş oluyor.
Oyun, yatağında uzanmış, radyonun istasyonları arasında gezinen bir çocuğun dinlediği bir haberle başlıyor. Aralarında Somalili ve Pakistanlıların da bulunduğu, çoğunluğu Ortadoğulu sığınmacıları Türkiye üzerinden Yunanistan’a götürmekte olan bir tekne Aydın’ın Didim ilçesi açıklarında batıyor ve 145 kişi ölüyor. Ölenlerin 25’i Iraklı, 45’i Filistinli, 4’ü İsrailli, 5’i İranlı, kimliği belirlenemeyen 54’ü çocuk ve bir grubu da Somalili… İlk sahnenin tekrarı olan son sahnede de aynı haber yineleniyor. Oyunun kişileri, biri 10 yaşında erkek çocukları olan Iraklı ve diğeri İranlı iki aile ile Filistinli, İsrailli, İranlı birer erkek, insan taciri, topal adam ve oyunda gözükmeyen, ilk ve son sahnede yalnızca sesi duyulan anne. Karakterler yaşamın içinden, canlı kişiler. Savaştan evleri yakılıp yıkılan, yakınları öldürülen, baskı altında tutulan, korkunun kucağındaki kişiler. 

‘İnsanım ben be, anladın mı?’
‘Radyonun İçindekiler’i, kamyon kasalarında, vagonlarda kilitli olanları dışarı çıkarıyor Gündoğdu. Varlarını yoklarını insan tacirlerine veren, bir geminin ambarındaki dar ve karanlık sandıklar içinde, umuda ve ölüme yolculuğa çıkmış kişilere ışık tutuyor. Aç, susuz, korku içinde ve çaresiz insanın kıstırılmışlığını, kendini koruma, yaşama ve varoluş savaşımını, yılgınlık ve yürekliliğini, gücünü ve güçsüzlüğünü, umut ve umutsuzluğunu, acıma ve acımasızlığını, yaşadıkları içsel gerilimlerini; açlık, kaygı ve bunalımın nasıl şiddete dönüşebildiğini gösteriyor. Düş kuran, umut eden bir varlık olarak insanın ruhsal karmaşalarını ve yaşamsal gerçekliği sağlam bir psikolojik, özellikle de sosyolojik yaklaşımla, usta bir gözlemci olarak en ince, en ayrıntılı ilişkiler bağlamında başarıyla sanatsal gerçekliğe dönüştürüyor. Bir yapaylığa ya da slogancılığa düşmeden… Duyarlı ve inandırıcı bir şekilde…
Yaşam-ölüm, iyi-kötü, zengin-yoksul, kadın-erkek karşıtlık ve çatışmaları ile gücü, korkuyu, öldürmeyi, bencilliği, sevgiyi, aşkı sorgulayan yazar, insanlara insanın ve doğasının öteki/vahşileşebilen/saldırgan/çıkarcı/bencil yönünü gösteriyor. Açlığın ve çıkarların insanları nasıl insanlıktan çıkardığını, diğer insanlara, ölenlere hiç değer verilmediğini gösteren çarpıcı olaylar sergileniyor oyunda. Kahramanlardan biri, ölen yol arkadaşına değil de onun ağzından çıkan iyi çiğnenmemiş ekmek parçalarına bakıp “işe yarar bunlar,”dan sonra “Yemekten önce düşseydin ya…” diyebiliyor. Yerde yatan ölü adamı ayağıyla dürtükleyen ve gülerek, “Sizin molla çoktan mortu çekmiş. Yasını tutacak değiliz ya! Ortalık bunun gibi çuval dolu.” diyen insan taciri, adamın ağzındaki altın dişleri söküp alıyor. Acımasız tacir, ölümcül hasta olanlardan birininse diri diri denize atılmasını istiyor. Tüm bu şartlarda, “İnsanım ben be, anladın mı?” diye kocasına çıkışıp yere düşen yaşlı adamın yardımına koşan İranlı kadın gibi olanlar da var. Yani yazar, yine de insana ve insanlığa güvenini, iyiye olan inancını korumaya devam ediyor.
Tiyatronun kendine özgü sahne diline ve anlatım biçimine sahip oyunda, yazar iletisini verirken, bir soruna dikkat çekerken, sorgularken, düşünsel ve duygusalı başarıyla kaynaştırıyor. Karakterlerle ilgili tarafsız kalabiliyor. Apaçık bir sonuca da varmayarak, okuyucunun da oyuna katılıp onu kendince tamamlamasını, yorumlamasını bekliyor. Kimlerin ölüp kimlerin kurtulduğu ya da radyo dinleyen çocuğun kim olduğu belirsiz kalıyor örneğin. Hem duygulandıran hem düşündüren oyun, bir tiyatro metninin de bir roman ya da bir öykü gibi ilgiyle okunabileceğini gösteriyor. Bu bağlamda, oyunun güncelliği ve gerçekçi boyutu kadar dramatik yapısı, gerilimli sağlam kurgusu ve ölçülü temposu üzerinde de durulmalı. Giderek artan açlık ve susuzluğun kişileri nasıl insanlıktan çıkardığı, umutların giderek nasıl umutsuzluğa, korkuya dönüştüğü, biyolojik yapıları ve içinde bulundukları dış ortam ve koşullarla insanların nasıl kendilerine, değerlerine yabancılaştıkları yönündeki yoğunlaştırma tekniği gibi. Korkudan, ölüm düşüncesinden kurtulamayan, seçip denediği yeni yolların da sorunlarına çözüm getiremediği, çıkış yolu bulamayan, çıkmazdaki insanları ele alan evrensel trajik boyutuyla da güç kazanıyor oyun.
‘Radyonun İçindekiler’, teknik yönden kurgusu, yer ve zaman birliği, temposu, kısa-gerçekçi-doğal-canlı-yalın-akıcı-oyuncuları zorlamayacak diyaloglarıyla, seyirciyi sıkmayacak ilginç konusuyla, sahneye rahatlıkla uygulanabilir olmasıyla sahnelenmesi gereken bir oyun. Yazarın halk ağzı, kaba konuşma ve argosuyla, deyimleriyle konuşma dilini çok iyi bildiğini, dilin zenginliğini ve kıvraklığını özümseyerek oyununa yansıttığını da vurgulamamız gerek. Oyun, ayrıca kimi tiyatro eleştirmeni ve yönetmenlerinin, son yıllarda ülkemizde yeni ve iyi oyun yazarı yetişmediği, konusu özgün yapıtlar yazılmadığı yollu eleştirilerine “Hayır!” dercesine de bir yanıt veriyor.

RADYONUN İÇİNDEKİLER
Cenk Gündoğdu
İkaros Yayınları
2011, 159 sayfa, 9 TL.