scorecardresearch.com

Rastlantıların romanı

Rastlantıların romanı
Talihsiz sondan 'Az' da kurtulamamış. Hikâyenin sonu hikâyenin gelişim kurgusuna oranla sönük kalıyor. İkinci bölüm ayrı olarak değil birinci bölüme yedirilerek anlatılsa daha iyi bir sonuç çıkacaktı ortaya
Haber: A. Ömer Türkeş / Arşivi

Yedinci romanı ‘Az’da önceki romanlarını sevmiş okuyucularının beklentilerini boşa çıkarmayacak sert bir hikâye anlatıyor Hakan Günday. Şeyhlerin, tarikatların, korucuların, uyuşturucu tacirlerinin, tetikçilerin boy gösterdiği ‘Az’, cinayetler, tacizler, tecavüzler, sado mazohist ilişkilere dayalı olaylarıyla irkilten, rastlantılara dayalı kurgusuyla şaşırtan tuhaf bir roman... O kadar çok rastlantıya yer vermiş ki yazar, hikâyesini özetlemek gerçekten zor. Roman kahramanı Derda, hikâye başladığında Güneydoğu’nun yoksul bir köyünde, yatılı okula verilmiş on bir yaşında bir kız. Okulda meydana gelen travmatik bir olay nedeniyle annesi tarafından hava değişimi için teyzesinin yaşadığı köye götürülüyor ve kaderi değişiyor. Eniştesi tarafından güçlü bir tarikata başlık parası için satılmıştır Derda. Olanların farkına varamadan kendisini Londra’da yaşayan kocasının yanında bulur.
Kocası Bezir baskıcı, hatta sadist bir adam. Tanışmalarının ve evliliklerinin ilk gecesinde Bezir’in tecevüzüne ve dayaklarına maruz kalan, kapı dışarı çıkması, hatta perdeleri açması bile yasaklanan Derda, ruhu yaralı bir halde geçirecektir ilk beş yılını. On altısına geldiğinde kendisini kurtaracak kahraman olduğunu hayal ettiği komşuları Stanley ile yakınlaşır. Ancak Stanley uyuşturucu bağımlısı bir mazohistten başka bir şey değildir. Önce Stanley’in, sonra müşterilerin sadomazohist fantezilerinin nesnesi haline gelen, pornogrofik filmleri çekilen Derda, biriktirdiği parayla Bezir’in evinden kaçmayı planlamaktadır. Kaçar da; tam da Bezir’in mafya tarafından öldürüldüğü gecede kendisini Londra’nın sokaklarına atacak, yaşlı bir adamın evine sığınacaktır. Yaşlı adam Stanley’in babasıdır. O da oğlu gibi Derda’yı cinsel fantezi nesnesi haline getirecektir.
Başı dertten kurtulamaz Derda’nın. Stanley tarafından uyuşturucuya da alıştırılmıştır. Torbacılık yapmaya başlar. Uçurumun kenarına gelmiştir. Ne var ki uyuşturucu götürdüğü bir ev baskına uğrayacak, İngiliz istihbaratının İslami örgütlerle ilgili soruşturmasında tanıklık etmesi karşılığında devletin korumasına alınacak ve bu sırada tanıştığı bir kadın tarafından evlat edinilecektir. Hayatı değişmiştir Derda’nın.
Romanın sadece ilk bölümünün özeti bu. İkinci bölüm başladığında, zaman ilk bölümün başına dönüyoruz. Roman kahramanı yine Derda, ama bu Derda bir oğlan. Derda’nın yıllar önce ilk bölümün kahramanı Derda ile İstanbul’da bir mezarlıkta karşılaştığı andan başlıyor onun hikâyesi. O da hayatın her türlü acısına, şiddetine maruz kalarak, buna rağmen hayata bir biçimde –Oğuz Atay’ın ‘Tutunamayanlar’ı sayesinde- tutunacak ve Derda’ların yolu sonunda kesişecektir… 

Yeraltının biraz üstü
İlk roman olmanın sıkıntılarını taşımakla birlikte ‘Kinyas ve Kayra’ (2000) ile edebiyat dünyasına parlak bir giriş yapmıştı Hakan Günday. Henüz 24 yaşındaydı, gençti ve gençlerin ilgisini çekecek aksiyonu bol uzun bir hikâye anlatmıştı. Ardından ‘Zargana’ (2002), ‘Piç’ (2003), ‘Malafa’ (2005), ‘Azil’ (2007), ‘Ziyan’ (2009) ve ‘Az’ (2011) geldi. Dikkatinizi çekmiştir belki; tek kelimelik roman isimleriyle sanki bir seriyi sürdürüyor Günday. Romanları konuları, meseleleri ve anlatım biçimleri açısından birbirini tamamlar nitelikte. Ancak benzer hataları da barındırıyorlar.
Öncelikle rastlantılar üzerinde duracağım. ‘Az’da, Derda’nın okuldan alınmasına neden olan ölüm vakasıyla başlayıp sonrasında küçük kızın başına gelen hemen her olayın, daha doğrusu kaderinin rastlantılar üzerine kurulması, sayfalar ilerledikçe hikâyenin inandırıcılığını zayıflatıyor. Aslında bir çok rastlantının yalnızca okuyucuyu şaşırtmak dışında bir katkısı yok. Başlangıçta şaşırtsa da bir süre sonra kanıksıyorsunuz. Bir avuç roman kişisi etrafında dönen, onların tuhaf tesadüflerle birbirini kesen hayatlarının anlatıldığı bir hikâyeye dönüşüyor roman. Günday, rastlantıların insan hayatındaki belirleyiciliğini vurgulamakta fazlasıyla ısrarcı.
Entrikalara, aksiyona, hıza dayalı pek çok romanın düştüğü talihsiz sondan ‘Az’ da kurtulamamış. Hikâyenin sonu hikâyenin gelişim kurgusuna oranla sönük kalıyor. Belki de ikinci bölüm ayrı olarak değil birinci bölüme yedirilerek anlatılsa daha iyi bir sonuç çıkacaktı ortaya. Aslında sadece Derda adlı kız çocuğun hikâyesini anlatmak, onun hikâyesini tafsilatlandırmak, böylelikle akış hızını yavaşlatmak yeterliydi.
Günday, roman kahramanlarının seçimleri ya da sürüklendikleri bireysel yaşantılar üzerinden toplumsal hayatın bütününe yönelik eleştiriler getiriyor. Özellikle bireylerin yalnızlaşması, kapıldıkları hiçlik duygusu, toplumun dayanışmacı yanını kaybetmişliğinden. Önceki romanlarında hiçlikle kuşatılmış kahramanların toplumla çatışmaları bireysel tercihleriydi. ‘Az’ın kahramanları baştan kaybetmiş insanlar. Kaybettiklerini geri kazanmak için umutsuzca ama inatla mücadele ediyorlar. Kendi kederlerini kendileri belirleyebilmek için verdikleri mücadeleye başladıkları ilk anda içine doğdukları koşullarla, yer altı dünyasının kurallarıyla ve ilişkileriyle çevrililer. Ancak ilk romanlarından farklı olarak bu kez o kuralları çiğneyecek ve yeraltını terk edecekler. Belki de ilk kez iyimser bir bakışı var Günday’ın. Buna karşı değilim, ama karanlıklardan aydınlığa geçiş hazmı olayların hızlı akışıyla sağlanınca, kara başlayan romanın rengi aynı hızla pembeleşiyor, pembeleştikçe de peri masalına dönüşüyor.
Derda’nın cinsellik nesnesi haline getirilmesi bahsinde Batı toplumlarının oryantalist zihniyetini, vaaz ettikleri ahlak ve etik değerlerin iki yüzlülüğünü, kadının metalaştırılmasını, o toplumlardaki yozlaşmayı teşhir etmesi iyi bir başlangıç noktası olabilirdi. Ama Günday’ın Kürt ve Müslüman tiplemeleri öylesine kriminal ve kötü ki, yabancı düşmanlığını doğallaştırıyor. Erkeklerin hemen hepsi şiddete düşkün, kadınları ezen, suça meğilli. ‘Şu iyi’ diyebileceğiniz bir tek örnek bile yok. Sadece Londra’da yaşayanlar değil, Güneydoğu’daki Kürtler ve tarikat mensupları da insanlıktan hiç nasbini almamış sanki. Günday’ın romanındaki Kürtler örgütüyle, tarikatıyla, köylüsüsüyle ayrım gözetmeksizin bir şer cephesi izlenimi veriyor. Eleştirilebilecek pek çok yan var. Buna rağmen Günday’ın okuyucuyu kavrayan çekici ve vurucu dili sayesinde romanın içinde kalacaksınız. ‘Kinyas ve Kayra’dan bu yana yazdığı her romanda karşımıza çıkan bu dil sayesindedir ki roman kahramanlarının maruz kaldıkları şiddetin travmasına eşlik edebiliyoruz. Mesela Derda’nın kocasıyla, cinsellikle ve tecavüzle tanıştığı ilk gecenin hemen sonrasını: “Derdâ küvette kan içinde yatıyor ve nefes almakta zorlanıyordu. “Temizlen” demişti Bezir. Sonra da kucaklayıp bırakmıştı küvetin içine. Mezara koyar gibi. Çıplaktı Derdâ. Üzerindeki kanın nereden geldiğini öğrenmekten korktuğu için başını kaldırıp bakamıyordu. Zaten istese de kaldıramazdı. Gücü kalmamıştı. Bütün gece direnerek geçmişti. Çekerek, iterek, ısırarak, bağırmak için açılan ağzını kapatan elleri kemirerek. Ama hiçbiri işe yaramamıştı. Tırnaklarıyla etlerinin arası pıhtılaşmış kanla doluydu. kolları ve bacakları leopar derisi gibi lekelenmişti. Çürümüştü Derdâ. Bir gecede. Çürüyüp kurumuştu. Bu yüzden ağlayamıyordu.” ‘Kinyas ve Kayra’yı okuduğumda daha iyi romanlar yazabileceğini düşünmüştüm; ‘Zargana’ eleştirimi “Türkçe yazılan romanlar arasında kuşkusuz farklı bir çizgi, ama bu farklılık bir beğeni yargısına dönüşmüyor henüz” cümlesiyle noktalamış; ‘Piç’i okuduktan sonra “...ama yine de iyi bir anlatıcı Günday; hikâyesini aksamayan bir dille akıtıyor, tempoyu düşürmüyor, sıkmıyor okuyucusunu. Alışılmışın dışında kalan hikâyeleri ve kahramanları ile romanımıza –ilerisi için çok şeyler vaad eden- yeni bir soluk getiriyor” demiştim. O zamandan bu yana Günday farklı çizgisini değiştirmedi ama potansiyelini de yeterince kullanamadı. Yazdıkları kötü değil ama hâlâ daha iyisini yazacağını düşünüyorum.

AZ
Hakan Günday
Doğan Kitap
2011, 360 sayfa, 19 TL
.


http://www.radikal.com.tr/104695610469560

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.