Ruhumuzu saran uğultular

Ruhumuzu saran uğultular
Ruhumuzu saran uğultular
İlker Karakaş 'Tahterevalli'de toplum tarafından kabul görme kıstasına karşı çıkıp kaybetmeyi göze alan kahramanlarla tanıştırıyor bizi
Haber: SİNAN KANDEMİR / Arşivi

İlker Karakaş ikinci öykü kitabı ‘Tahterevalli’de ilk öykü kitabı ‘Hennoz’daki gibi adeta birer sanatkâr olan kahramanlarının varoluş sıkıntılarını dile getirmeye devam ediyor. Yazar, hırsın, başarılı olma anlayışının, toplum tarafından kabul görme kıstasına karşı çıkıp kaybetmeyi göze alan kahramanlarla tanıştırıyor bizi. Beş öyküden oluşan ‘Tahterevalli’ tek bir uzun öykü olarak da okunabilir. Zira öyküler birbirinden bağımsız gibi görünse de, kahramanımız Arman Bey’in hikâyesi ancak kitabı okuyup bitirdiğimizde tamamlanıyor. Öykülerdeki kahramanımız toplumsal sistemimin araçlarıyla kuşatılmış ve varoluş kapanına kıstırılıp kalmış bir birey olarak çıkıyor karşımıza. Başarılı ve düzenli bir yaşamı, aile babası kimliği, sistemin onayladığı ne varsa hepsine sahip olan kahramanımızın hayatında ikilemler, çelişkiler, korkular, yüzleşmeler baş gösteriyor ve kendisiyle mücadeleye başlıyor. Zaman zaman kaybederek mutlu olmaya çalışan, zaman zaman gücünü kaybetmekten alan aykırılığın kıyılarında dolaşırken aslında aykırı olmak da istemeyen bir adamla tanışıyoruz sayfaları araladıkça. Erken kaybetmişliğin makûs talihini yıllar yılı içki kadehlerinde ararken kendine itirafını da şahit oluyoruz: “Alkolün verdiği o birkaç saat rahatlık, sahte cesaret, hastalıklı yılları kolay geçirmemi sağladı. Bedeli ağır olsa da.” Aklının bir ucunda asılı duran hastalıklı gençliğini bile karısına evlendikten sekiz yıl sonra anlattığında hâlâ iyileşemediğini söyleyecek kadar da kabullenmiştir durumu avukat Arman Bey. 

Bir aşağı bir yukarı
Kitaba ismini de veren Tahterevalli öyküsünde kahramanımızın hukuk fakültesindeki ilk yıllarına uzanıyoruz. Odasından günlerce dışarı çıkamayan, çıktığında yarım saat bile sokakta kalamayan, otobüse binemeyen, kimseyle konuşamayan bir gençlik dönemidir Arman Bey’inki. Ruhsal yaralarını uyuşturan ama geçirmeyen içkiye başlama serüvenini de bu şekilde öğreniyor; zorundalıklarla geçecek bir hayatın ipuçlarına da ilk burada tanıklık ediyoruz: “Yaşım ilerliyordu. Okulda tek ders bile veremiyordum. Ailem de benden bıkmıştı. Hastalığım herkesten saklanıyordu. Ayıptı hasta olmak. Ben başarılı bir hukuk öğrencisi olmak zorundaydım. İyi bir avukat olmalıydım. Başkalarına göre sorun okulda başarısız olmamdı. Bütün neden buydu. Hastalığım bile kabul görmüyordu.” Öyle ki o vakitler hayattan en çok bir kahvehaneye gidip insanlarla oturup çay içmeyi istiyor Arman bey. Yıllarca kendine sığınak yaptığı, hayata karşı birkaç saatlik de olsa huzur bulduğu rakıyı bıraktığında yerine başka şeyler aradığı fakat bulamadığı günler. Ve aklından çıkmayan, hiç değişmeyecek olan o tekdüze ritim duygusu. Tıpkı bir tahterevalli gibi. Bir aşağı bir yukarı. 

Laf kalabalığından uzak
Varoluşun yoğurduğu, karşı çıkışın ağır yükünü taşıyan yalnız bir adam Arman Bey. Bunaltı, korku, intihar, ölüm. Erken kaybedenlerin makus talihine doğru mu sürüyor arabasını? Yoksa her şeye inat varlığındaki hiçliği keşfe mi çıkıyor? Mustafa kaptanın teknesinde beyaz köpükleri seyre dalarken buluyoruz kahramanımızı. Kimselerin olmadığı bir adaya sürüyor tekneyi Mustafa Kaptan. Üzerinde en güzel takım elbisesi, aklında bin bir soruyla adadan ayrılan teknenin arkasından bakıyor Arman bey. Uzaklaşan sadece bir tekne değil, geçmişi de yavaş yavaş uzaklaşıyor kıyıdan. Ailesini, işini, geçmişini suların öteki yanında bırakıyor. Adını deliye çıkardıklarında da aklanıyor herkesler tarafından. Uğultulara meydan okurcasına saatlerce küçük bir çakıl taşını seyrediyor kimi zaman. Bir tek kızı geliyor aklına: “Nasıl bir dünyaya getirdik onu? Yanlış mı yaptık? Belki de. Düşünmedik. Doğru mu? Neler bırakacağız ona? Nasıl acılar, hayal kırıklıkları.”
Sistemin bireyi denetleyip düzene uyduran acımasız çarklarına kendini teslim etmiş, yakınmaktan öteye geçemeyen, tutunmaya dahi takati kalmamışların haleti ruhiyesini gözler önüne seren ‘Tahterevalli’, akıcılığıyla, laf kalabalığından uzak olay örgüsüyle övgüyü fazlasıyla hak ediyor.

TAHTEREVALLİ
İlker Karakaş, Notos Kitap , 2011,
112 sayfa, 10 TL.


    ETİKETLER:

    Cunda

    ,

    Beyaz

    ,

    kitap

    ,

    Aile

    ,

    Çay

    ,

    Avukat

    ,

    toplum

    ,

    yazar

    ,

    hukuk

    ,

    ,

    zaman

    ,

    ders

    ,

    Uzak

    ,

    Karşı