Şaire yol göstermek

Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Şaire yol gösterilebilir mi? Ve şair yol gösterebilir mi? İki paralel sorudur bu ve nereye varacağını kestirmek o kadar kolay değildir. Sadece Divan Şiiri’nin değil modern şiirin de ana kaynaklarından birisi olan Şeyh Galib; ‘ben açtım o güncü ben tükettim’ diyeli asırlar olmuştur. Söz, tarih bakımından eskidir ancak öz ve geçerlik bakımından hala canlı ve geçerlidir. Şair yol gösterilen değil, yolunu keşfeden ve onu tüketendir. Öyledir de, ne şairler, ne de şiir ortamları böylesi tartışmalardan çekinmezler. Edebiyat tarihi, tıpkı sosyal ve siyasal tarihte olduğu gibi yol gösterenlerle doludur. Mehmet Can Doğan’ın ‘Şiir Arkeolojisi’ adını verdiği kitap , sırf bu açıdan bile okunmaya değer. Yol göstermenin arkeolojisi kazındıkça şaşırtıcılığını da sürdürüyor. Bugünün tortuları dünden sızıp geliyor. Hani şimdilerde ‘40’lık listeler’ yayınlanıyor ya, ‘1930’lar da anketler dönemi’dir bizde. Sadece, 30’lar değil, her dönem böylesi ses gösterileriyle doludur edebiyatımız. Göz kamaşmasına, gece körlüğüne dikkat!
En az bir yüzyıllık tartışma konularını içeriyor ‘Şiir Arkeolojisi’. Her ne kadar M. Can Doğan; “Tartışmalar, gazete ve dergi sayfalarında kalıyor; iyi şiirler ise okurların belleğinde” tespit hükmünü vermiş olsa da, bitmeyen tartışmaların bir yerlerden yeniden filizlenmesini engelleyemiyor hiçbir şey. Bunca ilgisizliğe, bunca pervasızlığa rağmen, insanımızın asıl meselesi, şiir ve edebiyat üzerinden yaşamasını sürdürüyor. Şiir, bu arkeolojik süreçte, geri düşürülme kaderiyle baş başa kalmış olsa da, “sürecin değil, sonucun ürünü olan ve bir şey olup bittikten sonra meydana çıkan kurgu saydığımız roman” sokaktaki güncelliğini sürdürüyor. Kitabın adı şiir üzerinden yürüse bile, onun gölgesinin roman olarak düştüğünü kim inkâr edebilir. ‘Şiir Arkeolojisi’ sadece şiir açısından değil, şiire paralel akan diğer edebi türler bakımından da kazıya tabi tutularak okunmayı hak ediyor. Öyle ya, bir antik kenti sadece ana yollarından hareketle kazmayız, kazdıkça her şey iç içe geçer orada da…Çünkü son yüz yıllık tartışmaların özü ‘model arayışı’ hatta ‘model dayatması’ üzerinden de yürümüştür.
Şaire yol gösterme bahsinin açılması, bu kitap üzerinden özellikle açılması yersiz değildir. En azından son altmış yıllık tartışmaların karakterlerinden birisi veriye dayalı olmadan konuşmaktır. Genellemeci, ideolojik ve tek yönlü yaklaşımların ekseninde yapılmıştır yazık ki son dönemdeki tartışmalar. ‘İkinci Yeni’nin Vitesini Değiştiren Kitap; Perçemli Sokak’ gibi, kitapta yer bulmuş yazıların neredeyse bir benzerini bulamazsınız geçmiş devirlerde. İki talihsiz kitap, Attila İlhan ve Asım Bezirci tarafından edebiyatımıza armağan edilmiştir o devirde. Ne ki buradaki derdimiz İlhan ve Bezirci değil, eğer bugünün şairi, şiir yazmak bakımından değil, geçmişi bilip değerlendirmek ve kendi yürüyüşünü tamamlamak yönünden bir aydınlanmaya ihtiyaç duyarsa, bu arkeolojik buluntular yabana atılacak cinsten değil, hiç değil. Bilgisini, araştırma enerjisini, şiire ve şaire doğru çalıştıran bir şair-yazar Doğan. Edindiği, akademik unvanın arkasına saklanmak gibi bir kurnazlığı da yok. ‘İkinci Yeni’nin borçlu olduğu Perçemli Kitap, Oktay Rıfat için çelişik bir yönseme’ ise eğer, bu borç ve yönsemenin gerekçelerini bulmak mümkün söz konusu yazıda. 

Yol aramanın kutsallığı
Bilmek hak edene bilinç getirdiği kadar yol açıcıdır da. Bugün bulduğumuzu sandığımız pek çok tartışma konusunun dünden beri yapıldığını, çoğunca da hiçbir yararlı sonuç getirmediğini görmeyi bazen ; ‘edebiyatçıların ve şairlerin ufkunu gösteren’ bir olgu olarak anlasak bile, unutmamamız gereken bir şey var. Yol göstermek değil yol aramak kutsal bir şey belki. Tevfik Fikret ve Mehmet Emin Yurdakul’un yol göstericiliklerine rağmen şiir karşısında ölümle pençeleşmeleri, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’in hiç böylesi bir yola sapmamalarına karşılık örnek alınmalarını açıklayacak bir dil gerekiyor. Şiirin ne akıl almaya ne akıl vermeye ihtiyacı var. Şiiri bilmek tek başına yeterli bir değer olmalı her zaman .
Dün, “Cumhuriyet İdeolojisini yerleştirme çabası; siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda nasıl seçenek tanımamışsa genelde edebiyat özelde şiirde de ideolojiyi yayma görevini üstlenmeyen şairler ve onların ürünleri bir biçimde bastırılmıştır.” Bugün, şaire düşen bütün bu arkeolojik verilerin ışığında şimdinin şarkısına nakarat olmamaktır. Mehmet Can Doğan’ın yazılarının bugüne tuttuğu ışık bir yönüyle bu olmalıdır. Müzeler ibret vericidir.
Şiir Arkeolojisi, Mehmet Can Doğan, Yapı Kredi Yayınları.
Not: (Bugün İzmir Kitap Fuarı’nda, ‘Bugün Hâlâ Şiir Niçin’ sorusu etrafında konuşacağız. Saat 14.15’da buluşalım. Ö.E.)