Sallanan şehrin dedektifi: Tate

Sallanan şehrin dedektifi: Tate
Sallanan şehrin dedektifi: Tate
Hiç durmadan yağan yağmur mezarlığın yanındaki göle atılan cesetleri ortaya çıkarıyor. Haliyle herkesin kafasında pek çok soru var...
Haber: ZEYNEP ELİF / Arşivi

Paul Cleave’in romanını okumaya başladığımda birinci bölümün ortalarına doğru içimi hazırlıklı olmadığım bir hüzün kapladı. Ben bu adamın bahsettiği sokakları biliyorum, diye düşündüm. O kütüphanede gazete okudum; kulağımda sorun çıktığında o hastaneye gittim. Şimdi bahsi geçen yerlerin çoğu yok. Ne o mezarlık yerinde ne de roman kahramanının gittiği kilise. Hepsi iki depremle kaybolup gitti. (Eminim Paul Cleave’in bundan dört yıl önce “Bazen Christchurch’ün çok bozulduğunu ve onu kimsenin tamir edemeyeceğini düşünüyorum” diye yazarken kastettiği böyle bir bozulma değildi.) Geriye doğdukları şehre dönmeye korkan insanlar ve onarılamayan bir şehir kaldı. Bu yüzden felaketten önce yazılan romandaki şuna benzer cümleleri okuduğunuzda ister istemez içiniz acıyor: “Buradaki her şey eski. Geçmişte yaşayan insanlar, yaşı yüzden fazla olan binaları tarihi eser ilan ediyor ve onları korumak için çalışıyor. Yatırımcılar gelip bu binaların yerlerine yenilerini dikemiyorlar,” ya da Yeni Zelanda’daki banliyö ruhunu on ikiden vuran cümleler: “Sokaktaki bütün evler bakımlıydı ama özel hiçbir yanları yoktu. Sanki herkes evinin göze batmasından korkuyordu. Önlerinde pahalı arabalar, büyük borçlar anlamına gelen Porcshe’ler ve BMW’ler göremezdiniz. Doktorlar, avukatlar ve uyuşturucu satıcıları başka mahallelerde yaşıyordu.” (Gerçekten de orada kaldığım süre boyunca gördüğüm gerçekten lüks tek araba bir Suudi Arabistanlıya aitti ve banliyölerde insanların bahçelerindeki çiçekler bile birbirinin aynıydı.) Fazla uzatmayacağım ama Cleave’in romanlarını ayrı bir özenle, sokaklarına, restoranlarına, kiliselerine ve evlerine dikkat ederek okumanızı öneriyorum. Çünkü onların birçoğu –hala sallanan o topraklar üzerinde- bir daha asla var olmayacak.
Yazar öngörüsü diyelim, ‘Mezarcı’ da doğanın attığı bir kazıkla başlıyor ama bu seferki felaket şiddetli yağmur, mağdur ise bir seri katil. Hiç durmadan yağan yağmur mezarlığın yanındaki göle atılan cesetleri ortaya çıkarıyor. Haliyle herkesin kafasında pek çok soru var. Cesetler kime ait, neden oradalar, bir seri katil mi söz konusu? İlk iki sorunun yanıtını söyleyemem ama üçüncününki evet, bir seri katil söz konusu. Yalnız bir sorun var, adli tabibe göre cesetlerin öldürüldüklerini gösteren hiçbir şey yok. Öyleyse elimizde kimseyi öldürmemiş bir seri katil mi var? Bu sorunun yanıtını bulmak Tate’e düşüyor. 

Biraz alkolik biraz melankolik
Theodore Tate. Biraz Ken Bruen karakterlerini biraz da 80’lerin Amerikan dizilerindeki özel dedektifleri andıran bahtsız dedektif. Ailesini bir trafik kazasında kaybedince emniyetten istifa etmiş. (Kızı Emily ölmüş, eşinin de beyni hasar görmüş.) Kendisi biraz alkolik, biraz melankolik. Tümden gelimde harikalar yaratıyor. “Her şeyin doğal bir seyri vardır” diyor Tate. “Bir evrimi. Önce fantezi vardır. Fantezi bir sadiste aittir -yalnızca öldürme arzusuyla beslenen, nefes alan bir adam. Sonra gerçek gelir. Katilin ağına bir kurban düşer. Ama gerçek fanteziyle örtüşmez, bu yüzden daha fazla kurban gerekir. Yılda bir kereyle başlar, yılda üç kereye çıkar, sonra iki ayda bir yeni bir kurban bulmak gerekir. Ya da her ay.” Ardından kendilerinin bu süreçteki bir sonraki adım olduklarını açıklayarak size hikâyenin hangi noktasında olduğunuzu söylüyor. Şimdiki zamana geldiğiniz için orada keseceğini sanıyorsunuz. Elbette gelecekte neler olacağını söylemeyecektir? Yanılıyorsunuz, söylüyor. Bu, okuyucuya roman kahramanının bir adım önünde gitme şansı tanıdığı için, 80’lerden beri polisiye yazarlarının pek kullanmadıkları bir anlatım biçimi. ’Mezarcı’yı benzerlerinden ayıran bir özellik daha... Paul Cleave’in altyapısı sağlam, İngiliz polisiyelerini çok iyi tanıyor ve topu başka polisiyelere/dedektiflere atmaktan kaçınmıyor. “Holmes olsa bu olayı kesin çözmüştü” diyerek kendi yarattığı karakterle dalga geçecek kadar mesafeli ama onu sistemin eline bırakmayacak kadar da insaflı. ‘Mezarcı’ yukarıda saydığım bu nedenlerle türün diğer örneklerinden ayrılan bir roman.

MEZARCI
Paul Cleave
Çeviren: Zeliha Babayiğit
Pegasus Yayınevi
2011, 432 sayfa, 20 TL.


    ETİKETLER:

    haber

    ,

    Kilise

    ,

    Lüks

    ,

    Araba

    ,

    Pegasus

    ,

    Kurban

    ,

    İlan

    ,

    yazar

    ,

    katil

    ,

    Mezarlık

    ,

    istifa

    ,

    BMW

    ,

    Dalga