Sanal cennetin Adem'i

Sanal cennetin Adem'i
Sanal cennetin Adem'i

İLÜSTRASYON: ELA AYDEMİR

Levent Şenyürek'in yeni romanı 'Cennetin Kalıntıları', yerli edebiyatımızda pek sık rastlanmayan bir türde yazılmış; bilimkurgusal özellikler taşıyan bir kara ütopya...
Haber: A. Ömer Türkeş / Arşivi

İlk denemeleriyle ODTÜ Bilim Kurgu ve Fantezi Topluluğu’nun, Türkiye Bilişim Dergisi’nin ve Nostromo dergisinin düzenlediği öykü yarışmalarında birincilik ve ikincilik dereceleri kazanan Levent Şenyürek, hikâyelerini topladığı ilk kitabı ‘Çıldırtan Kitap ’ı 2007 yılında yayımlamıştı. Ertesi yıl da ilk romanı ‘Alacagöl Efsanesi’ni tamamladı. Yüz kırk sayfalık bu kısa ve akıcı romanında Hakkari dağlarında geçen dört gizemli ve gerilimli günün hikâyesini anlatırken fantastiğin sınırlarına yaklaşmış ama akılcı bir sonla bağlamıştı hikâyesini. Yeni romanı ‘Cennetin Kalıntısı’ hem daha hacimli hem de Şenyürek’in ilgi alanıyla daha yakından ilgili. Günümüzde başlayıp milyon yıl sonra sonlanan bir hikâye anlatmış. ‘Cennetin Kalıntısı’, yerli edebiyatımızda pek sık rastlanmayan bir türde yazılmış; bilimkurgusal özellikler taşıyan bir kara ütopya…
Günümüzde, İstanbul’da başlıyor hikâye. Anlatıcı ve roman kahramanı Adem, orta yaşlarda, iletişim sektöründe faaliyet gösteren bir firmada çalışan, karısından boşanmış yalnız bir adam. Karanlık bir ruh hali içindeyken tanışacaksınız Adem’le. Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle şiddetli baş ağrılarından ve yüksek ateşten mustarip. Ama belki de onu daha fazla rahatsız eden şey, içine düştüğü bunalım. Adem’in bunalımının öleceğini düşünmekle ilgisi mutlaka var. Sadece o kadarla kalmıyor. Levent Şenyürek, kahramanının bunalımını büyük kentlerde yaşayan orta yaş grubundan ve orta sınıftan pek çok insanın kolayca paylaşacağı türden sıkıntılarla pekiştirmiş. Gündelik hayatin sıkıntı veren yerlerini özenle seçmiş; hastaneler, askerlik şubeleri, işyeri rutinleri, komşuluk ilişkileri, para sıkıntısı, alım satım işleri, boşanmanın verdiği duygusal yük… Bunlar yetmezmiş gibi, her gün medyadan yansıyan savaş haberleri… Ve bütün bunlar sanki hiç yokmuş gibi, bütün kanalları kaplayan klipler, çıplak bedenler, dostluk ve sevgi mesajları savuran reklâmlar, sokağa çıktığında reklam panolarından fışkıran ‘çakma’ mutluluk imgeleri… O mutluluk imgesine tutunmaya çalışan ama insani bir ilişki kurmak için medyadan medet uman insanlar; eş, arkadaş arayanların umutsuzca yazdıkları satırlar, kâğıttan yapılmış çiçekler, çiçek kokusu yayan spreyler… Gerçeklikten bir an olsun kaçmak için bilgisayar oyunlarına sığınma hali ve tarihin bütün çağlarını birbirine ekleyen tuhaf bir geçmişe duyulan özlem…
Adem’in bütün bu yapay uyaranlardan ve televize edilmiş yaşantıdan oluşan düş dünyasında hep birlikte büyük bir illüzyon içinde yaşayan topluma yabancılaşması attığı her adımla biraz daha derinleşiyor. Nitekim, bunalım anlarından birinde kendisine dışarıdan bakacak ve kendisini çok gereksiz bulacaktır; “Kalbimin bulunması gereken yerde koca bir boşluk vardı. Damarlarımdaki kan bu boşluğa doğru akıyor, bir ağrı nöbetindeymişim gibi gücüm tükeniyordu. Aklım alev almış, hiçbir ayrıntıya, hiçbir zorluğa katlanamaz, dikkatimi toplayamaz olmuştum. Gözlerim isleniyordu bu yangından.”
Uzun zamandır planladığı tasarısını gerçekleştirmekten başka şansı bulunmadığını anlıyor Adem. Daha önce anlaştığı “Şefkat Enistitüsü” ile temasa geçecek ve hastalığına çare bulunana kadar bedenini “kışlatacaktır”. Makinelere bağlanıp, bilinmeyen bir süreliğine uykuya yatmaya karar vermiştir. Romanın ikinci bölümünde gözlerini açtığında tuhaf bir dünyada bulur kendisini. 

Milyon yıl sonra
İlk bölümde, yaşanılan zamanın –bugünün- yükünü taşıyamayan insanların, gerçeklikten kaçmak için, tarihin bütün çağlarını birbirine ekleyen tuhaf –anakronolojik- bir geçmiş nostaljisine ve sanal âlemlere tutunduklarına tanık olmuştuk. Romanını kurgularken Levent Şenyürek böyle bir tespitten yola çıkmış, diyalektik bir düşünce sistematiği ile var olanı geleceğe taşımış; bugün bizleri böylesine saran ‘çakma hayatlar’ın gelecekte nasıl bir hal alacağını bilimkurgusal öğelerle sergiliyor. Milyon yıl sonra elbette sanal dünyalar yaratmakta son derece başarılıdır insanoğlu. Öyle ki, geleceğe değil geçmişe gitmiştir sanki… Dünyanın bütün şehirleri en güzel halleriyle yeniden yaratılmış; sadece bir vakit oldukları gibi değil, aynı zamanda biraz da hayal edildikleri gibiler. Bir yandan sokaklarda ortaçağ kıyafetlerine bürünmüş insanlar dolaşıyor, diğer yandan teknolojinin bütün imkânları kullanılarak bir bolluk ortamı yaratılmış. Bütün masalların, bütün efsanelerin, tarihin önemli olaylarının canlandırıldığı bu dünya üç boyutlu bir bilgisayar oyununa dönüşmüş, insanlık ulaşmak istediği noktaya vardığı için saatler durdurulmuş, tarihin sonu gelmiş.
Evet, bir tür ‘Cennet’. Kendisine eşlik eden güzel Leyla ile tutkulu bir aşk da yaşayan Adem, milyonlarca yıl sonra mutluluğu yakalamak üzere. Ne var ki, başta da belirtmiştim; Şenyürek’in gelecek ütopyası hiç de aydınlık değil. Adem, hastalığı ansızın nüksettiğinde, yiyip içmek, gezip dolaşmak ve oyun oynamak üzere planlanmış böyle bir cennetin ancak insanoğlunun yokluğuyla gerçekleşebileceğini anlayacaktır. Okuyucu olarak biz de Adem isminin anlamını tam manasıyla ancak o zaman kavrayacağız; o hem ilk, hem de son insan…
‘Cennettin Kalıntısı’ romanıyla Levent Şenyürek, edebiyatımızın en zayıf damarlarından bilimkurgu ya da ‘ütopya’ türüne önemli bir katkıda bulunmuş. Ütopyası, her ütopya ya da bütün fikirler ve hayaller gibi, içinde yaşadığı hayatı ve toplumu kerteriz alıyor, o hayatın sorunlu yanlarını deşiyor ve o hayata ve topluma bir yanıt niteliği taşıyor. Her ütopya gibi, ilk bakışta yeni bir ülkeyi müjdeliyor, okurlarına bir hayal ülke, bir yeryüzü cenneti tasarımı sunuyor gibi görünse de, geri planda, içinde yaşanılan toplumu, mevcut dünyayı ve hatta bütün kurumlarıyla sistemi eleştirir. Öyleyse renginin ‘kara’lığı da ona ilham veren bugünün karanlığından. Eğer bugün gerçekliğe sırtını dönüp sanal âlemlere, düş dünyalarına sığınmaya bu kadar meyilliyse, insanoğlunun eline fırsat geçtiğinde tamamıyla sanal bir dünya yaratmasından doğal ne olabilir?
‘Cennetin Kalıntısı’, teknolojiye duyulan körleşmiş hayranlığın gizlediği gerçekleri başka bir zamana taşıyarak teknolojinin imkânlarını, daha çok da barındırdığı yıkıcı potansiyeli görünür hale getiren bir roman. Bugün ve gelecek hakkında karamsar bir bakış barındırmakla birlikte, hikâyesi hiç de iç karartıcı değil. Hatta Şenyürek’in ironik anlatımıyla –özellikle ikinci bölümde- yer yer eğlenceli bir hal alıyor. İlaveten, ilk romanı ‘Alacagöl Efsanesi’ kadar şaşırtıcı, meraklı ve akıcı. İlkinden fazlası, gelecekteki hayatı gözle görünür kılmak için yaptığı tasvirler. Hikâye bulma, bulduğunu anlatma derdi yok Şenyürek’in; bundan sonra yazacaklarında işin edebi yanına da biraz ağırlık verdiği takdirde adından çok söz ettirecektir.

CENNETİN KALINTILARI
Levent Şenyürek
Çitlembik Yayınları
2011, 280 sayfa, 16 TL.