Sanal dünya yalan dünya

Sanal dünya yalan dünya
Sanal dünya yalan dünya
Özgür Uçkan ile Cemil Ertem, Wikileaks sızıntısı üzerinden gazetecilik mesleğinin ne hale geleceğini kestirmeye çalışıyorlar. Kulağa hoş gelen bu iddialı girişimin sonucu pek parlak değil
Haber: Haluk Hepkon / Arşivi

Wikileaks’in ABD belgelerini sızdırması büyük tartışmalara neden olmuş; bu durumun gazetecilikten siyasete kadar birçok alanda milat olacağı öne sürülmüştü. Özgür Uçkan ile Cemil Ertem, birlikte hazırladıkları ‘Wikileaks: Yeni Dünya Düzenine Hoşgeldiniz’ başlıklı çalışmayla bu tartışmalara farklı bir açıdan yaklaşmayı deniyorlar. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere ikili, Wikileaks’i yeni bir dünya düzeninin habercisi kabul ediyorlar. Üstelik bu düzen sadece sanal dünyayla sınırlı değil. Yaşadığımız dünyayı da yakından ilgilendiriyor. Yazarlar bu yüzden kitaplarında son dönemde yaşanan toplumsal ve siyasal olaylarla ilgili analizlere girişiyor, değerlendirmeler yapıyorlar. Wikileaks sızıntısı üzerinden geleceğin dünyasının nasıl bir yer olacağını, gazetecilik mesleğinin ne hale geleceğini kestirmeye çalışıyorlar. Ama kulağa hoş gelen bu iddialı girişimin sonucunun pek parlak olduğunu söyleyemeyiz. İkili, bütün analiz ve değerlendirmelerinin sonucunda çizgi romanlardan fırlamış gibi duran bir dünya kurgusuna ulaşıyorlar. 

Böyle muhalife can kurban
Uçkan ve Ertem işe Wikileaks’in temsil ettiği paradigmanın, yani bilginin ‘gayrimerkezileşmesi’nin büyük bir devrim olduğunu öne sürmekle başlıyorlar. Buna göre Wikileaks sosyal, ekonomik, kültürel ve düşünsel ilişkilerin internet ağı üzerinden kurulduğu bir dünyanın habercisidir. Artık yeni bir dönem başlamakta, bilgisayar ağları sayesinde küresel bir ağ kapitalizmi doğmaktadır. Yeni dönemde ulus devletler hızla eriyecektir. Nitekim Wikileaks ulus devletin kirli çamaşırlarını göstererek bu işi başlatmıştır. ABD’ye emperyalist demenin modası geçmiştir. Artık ağ devletler gündeme gelmekte, hayatı merkezsiz yapılar belirlemektedir. Bu yapılar çok kolu olan ama başı ezilince ölen örümceğe değil, hangi kolu kesilirse kesilsin hayatına devam eden denizyıldızına benzemektedir. Tıpkı işgalcilere direnen Apaçiler gibi.
Yazarlarımıza göre Türkiye ’nin ağ devleti olmasını sağlayacak dört dinamik vardır. Bunlardan birincisi Avrupa Birliği’dir. İkincisi dünya pazarlarından pay almak isteyen yeni burjuvazidir. Hemen akla bu ‘yeni burjuvazi’nin kim olduğu sorusu gelebilir. Yeni bir anayasa ve buna bağlı olarak başkanlık sisteminin Türkiye’nin önünü açacağını iddia eden Uçkan ve Ertem’in kimi kastettiği çok açıktır. Yazarlara göre Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da ve Ön Asya’da gücünü artıran İslam ve Kürt hareketiyse diğer dinamiklerdir. 

Sap ve saman
Burada bir duralım. Sürekli çokluktan, ‘köksap’ örgütlenmeden bahseden yazarlar, kendilerinin de açıkça ifade ettiği gibi Michael Hardt ile Antonio Negri’nin ünlü kitabı ‘İmparatorluk’tan etkilenmişlerdir. Aslında Uçkan ve Ertem’in yazdıkları büyük bir vaveylayla ‘çağımızın Komünist Manifestosu’ olarak sunulan ‘İmparatorluk’un ‘muhalifliğinin’ ne menem bir şey olduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir.
‘Yaratıcı kaos’ adına yola çıkan bu evcil muhalefet işe ABD’nin emperyalist olmadığını söyleyerek başlamaktadır. Daha sonraysa ABD’nin Ortadoğu’yla ilgili dilek ve temennilerini “ülkenin önünü açacak projeler” diye sunmaktadır. Kısacası Uçkan ve Ertem’in bütün söyledikleri hükümetin ve ABD’nin Ortadoğu’yla ilgili politikalarına destek vermek içindir.
İkilinin Hardt ile Negri’den ödünç aldığı merkez, merkezsizlik gibi kavramların gerçeklikle hiçbir ilgisi yoktur. Onlara göre ABD merkez olmadığı gibi emperyalist de değildir. ABD’nin Irak’ı ve Afganistan’ı işgal ettiği, Libya’nın bombalanmasına önayak olduğu bir dönem de böylesi bir tespit çok tuhaf gelebilir. Ama gelmemelidir çünkü bu türden makalelerin ortaya çıkma ve yayılma nedeni tam da bu ‘harika tespit’tir. Günümüzde merkez ile kökü tartışmak, sapla samanın karıştırılması içindir. Merkezsizliğe gelince... Yeryüzünde sınıflı toplumlar bulunduğu sürece, bunlara karşı mücadele de otoriter ve hiyerarşik olmak durumundadır. Aksini iddia edenler mevcut sistemin devamını isteyenlerdir. Günümüzde varlığını sadece turistik bir öğe olarak sürdürebilen Apaçilerin durumundan da anlaşılacağı üzere, kılavuzu İmparatorluk olanın tarihi belirleme imkânı yoktur.
Uçkan ve Ertem, Lenin’in bir çağa damgasını vuran emperyalizm teorisini bilgi teknolojileri konusunda yazılmış birkaç makaleye dayanarak geçersiz ilan etmektedirler. Yeni iletişim teknolojilerindeki gelişmelerin kültürü ve toplumsal örgütlenmeyi değiştirdiğini iddia eden bu türden anlayışları, çağımıza özgü tipik bir burjuva inancı saymak gerekiyor. Bu anlayışlar maddi planda, içinde geliştiği toplumun egemen gruplarının çıkarlarını gözetmekte, ideolojik plandaysa, bu toplumsal yapıyı meşrulaştırmaya yaramaktadırlar. Medya teknolojisindeki gelişmeleri fetişleştiren anlayışların küreselleşmeyi hem kutsallaştırmaları hem de meşrulaştırmaları bunun en önemli göstergesidir. 

Wikileaks ve komplo teorileri
Uçkan ve Ertem’in bütün saptamaları bir siyasi tercihin üzerinde yükselmektedir. Üstelik ikili, bu tercihe saplantılı bir biçimde bağlıdır. Bu saplantı onları ve çalışmalarını nesnellikten uzaklaştırmaktadır. İkilinin Wikileaks hakkındaki komplo teorileri üzerine yazdıkları bu konuda iyi bir örnektir. Evet, Wikileaks hakkında gerçekten de komplo teorileri ortaya atılmıştır. Nitekim ikili kitaplarında, başta Banu Avar olmak üzere birçok muhalif ulusalcı yazarı sayfalar boyunca komplo teorisyenliğiyle suçlamakta, ama Wikileaks belgelerinin yayımlanmasını bir ‘İsrail komplosu’yla açıklamaya çalışan ‘Türkiye’nin dinamikleri’ne hiç değinmemektedir.
Bu saplantı yüzünden ‘muhalif ikili’nin dış politika hakkında yazdıkları, Dışişleri Bakanlığı’nın bültenlerini anımsatmaktadır. Örneğin, ikili, Lizbon Belgesi’nde İran’ın tehdit olarak değerlendirilmemesini Türkiye’nin başarısı olarak görmektedir. Oysa Uçkan ve Ertem’in hakkında kitap yazdıkları Wikileaks belgelerinde Türkiye’nin ABD’nin İran konusundaki taleplerini önceden kabul ettiği, Lizbon’da yaşananların çadır tiyatrosundan ibaret olduğu açıkça söylenmektedir. İşin vahim durumu bu çarpıklık ne bir hatanın sonucudur ne de sadece Uçkan ve Ertem ile sınırlıdır. Gerçekten de yeni dönemde revaçta olan bir kısım medya mensubu Wikileaks’deki hükümetle ABD arasındaki ilişkileri gözler önüne seren belgelere itibar etmemiş, bunları kullanmamış, kullandıklarını da gazetecilik diliyle ‘takla attırarak’ anlaşılmaz hale getirmiştir. Bu garabetin günün birinde ülkemizdeki iletişim fakültelerindeki meslek ahlâkıyla ilgili derslerde vaka olarak incelenmesi gerekmektedir. Tıpkı sıkı ‘Wikileaks ve özgür basın hayranı’ bazı medya mensuplarının kendi ülkelerindeki gazetecilerin başlarına ‘bir sabah ansızın’ gelenler karşısında neler yaptıklarının incelenmesi gerektiği gibi.

WIKILAEKS
Yeni Dünya Düzenine Hoşgeldiniz
Özgür Uçkan, Cemil Ertem
Nesil Yayınları
2011, 368 sayfa, 13.5 TL.