Sanatın dilini savunmak

Sanatın dilini savunmak
Sanatın dilini savunmak

Bülent Şangar, Küreselleşme: Devlet / Sefalet / Şiddet

'101 Yapıt', Halil Altındere tarafından seçilen 101 yapıttan oluşan geniş kapsamlı bir sergi ve koleksiyon önerisi olarak sunulmuş. Kitabın adı ve formatı üstünkörü bir seçme ve kısıtlama mantığını hatırlatsa da bu görünüşe aldanmamak gerekiyor
Haber: BURAK DELİER / Arşivi

İstanbul güncel sanat dünyası Bienal ve Bienal’in kışkırttığı yerel ortam sayesinde iki yılda bir yaşadığı yoğunluğu geride bıraktı. Bu yoğunluktan elimizde neyin kalacağı ise son yıllarda özel sektör, bankalar ve zenginler tarafından desteklenen güncel sanat için asıl soruyu oluşturuyor. Maalesef bu hengâmeden geriye herhangi bir şey kalabilmesi için elimizde ihtiyacımız olan değerlendirme mekanizmaları bulunmuyor. Değerlendirme deyince aklımıza hemen işin kurumsal veya finansal kısmı gelmemeli, yani son yıllarda güncel sanatın etrafında bitmiş olan yatırımcı, spekülatör, borsacı, müzayedeci grubunun dünyayı parasal ve rakamsal bir çerçeve içinde anlama ve yönetme darlığının ve işin magazinsel boyutunun ötesinde, sanatın değerlendirilmesi asıl olarak işaret ettiği tartışma alanını araştırmak, tetiklediği düşünceleri açımlamak ve yapıtları eleştirel bir özenle ele alarak kendi dünyamızın bir parçası haline getirmek çabasını içermeli.
Bu değerlendirme süreci yaşanmadan kendi başına büyük sergilerin, koleksiyonların, müzelerin olması, sanatın tüketildiği, algılandığı, bilindiği anlamına gelmiyor. Paradoksal gözükse de, bir ülkede uluslararası büyük sergiler kotarılıyor olabilir, sanat kurumları, müzeler, koleksiyonlar olabilir ama bütün bunlara rağmen o ülkede sanat görülmüyor, işitilmiyor ve duyulmuyor olabilir. Bunun tersinin de aynı şekilde doğru olduğunu söylemek mümkün. Sanat yapıtlarının görülmesi, duyulması, işitilmesi sadece algılamaktan ibaret değildir, herhangi bir yapıt ancak üzerine düşünüldüğünde, bu düşünceler dillendirilerek belirli bir söylem alanı yaratıldığında, bu söylem alanı ve tartışmalar birikerek zenginleştiğinde mümkün olabilir. 

1001 gece gibi 101 yapıt
Halil Altındere, Süreyyya Evren, İz Öztat ve Aslı Altay’ın katkılarıyla ortaya çıkarılan ‘101 Yapıt: Türkiye Güncel Sanatı’nın Kırk Yılı’ adlı kitap Art-ist Yayıncılık ve Revolver Yayıncılık işbirliğiyle yayımlandı. ‘101 Yapıt’, 2007 yılında aynı yayınevi tarafından basılmış olan ‘Kullanma Kılavuzu: Türkiye’de Güncel Sanat 1986-2006’ adlı yayının bir devamı. Altındere ve Evren, güncel sanat dünyasında son yıllarda içine gömüldüğümüz büyüme ve kurumsallaşma tartışmalarına meselenin ‘özüne’ yani bizzat yapıtlara giderek katkıda ve eleştiride bulunuyorlar. Yapıt okumalarının ve form tartışmalarının seslerinin duyulmadığı güncel sanat dünyamızda sadece yapıtlara ve yapıtlar arasındaki paslaşmalara yoğunlaşarak bu boşluğu doldurmaya, dolduramayacak olsa bile bu boşluğu işaret etmeye çalışan bir girişim.
Kitap, Halil Altındere tarafından seçilen kırk senelik bir zaman aralığına yayılmış 101 yapıttan oluşan geniş kapsamlı bir sergi ve koleksiyon önerisi olarak sunulmuş. Her ne kadar kitabın adı ve formatı ‘görmeniz gereken yüz yapıt’ ya da ‘güncel sanatın ilk yüz eseri’ gibi üstünkörü ve kısıtlayıcı bir sıralama ve seçme mantığını hatırlatıyor olsa da bu görünüşe aldanmamak gerekiyor. Zaten burada söz konusu olan 1001 gece gibi 101 yapıttır. Ve oradaki 100’e eklenen 1 aslında bu tür baskılayıcı çerçevelerden sonsuza kaçan enerjileri, anlam dalgalanmalarını, merkez kaymalarını imler. Bu haliyle bakıldığında yüzbir yapıt denemesi neredeyse kendi mantığını çökerten, her adımda (yapıtların seçimi, lineer olamayan anlatının ve yapıtların aralarındaki ilişkinin çatılması) kendi altını oyan ve kendini anlamsızlaştıran çatallanmalar ile dolu. Fakat başkalarınca bir çelişki olarak okunabilecek bu özellik, tam da kitabı zenginleştiren, yapıt okumanın nelere gebe olduğunu işaret eden, izleyici-okuyucuyu diğer yüzbir yapıtlara taşıyan, anlamlandırma alanlarını açıcı etkiyi yapan nitelik.
Aslı Altay’ın tasarımı yapıtların sergi alanındaki sunum şeklini temel almış. Kitabı açtığınızda karşılıklı duran iki sayfada yapıtın fotoğrafını ve yapıt hakkında bilgileri içeren bir etiketle karşılaşıyorsunuz. Yapıtlar kronolojik bir sıralamayla düzenlenmiş fakat Süreyyya Evren’in bir sergi rehberi gibi izleyici/okuyucuyu yapıtlar arasındaki anlam ve form yankılanmaları arasında gezdirdiği metni bu kronolojiyi aşan atlamaları, yapıtlar arasında öngörülmemiş yankılanmaları, toplumsal, siyasal gönderimleri de ele alan, seçkiye dahil edilmemiş ama en az seçkideki yapıtlar kadar anlamlı ve etkili olduğunu sezdiğimiz diğer yapıtları da anarak lineer olmayan bir anlatı sunuyor. Böyle bir gezinti sırasında tarih olarak daha sonra üretilmiş bir iş kendisinden önceki bir işin ‘öncüsü’ haline gelebiliyor ya da daha önce üretilmiş bir işin daha sonra üretilmiş bir işe ‘eklemlendiği’ iddia edilebiliyor. Yazıyı okurken ve yapıtlar arasında gezinirken küratörün ve yazarın sürekli olarak başka merkezler, başka ‘101 yapıt’ izlekleri bulduğunu, tıpkı bir arkeoloji kazısındaki gibi umulmadık kanallara girerek başka anlatıları farkına vardıklarını hissediyorsunuz. Bir yapıt asla sadece kendinden çıkan ve kendine dönen, öznenin bir monologu olarak anlaşılamaz. Ya da sanat, büyük yapıların kültür politikalarının yönettiği kurumsal çerçeveler ve bu çerçevelerin sunduğu dil aracılığıyla anlamlandırılamaz. Yapıtların hem üretildikleri tarihsel ve sosyal bağlam ile güçlü ve ayrıştırılmaz ilişkileri hem de diğer sanat yapıtları ile konuştuğu başka bir yaşam dünyası mevcuttur. Kuşkusuz elimizdeki kitabın en önemli etkisi çatallanmalar ile dolu bu zengin yaşam dünyasının sanatın asıl meyvesi olduğunu hatırlatan ve savunan bir tarafta durması. 

Sürekli bir ‘başlama’ ve ‘giriş’ hali
Elbette böyle bir kitap hiçbir şekilde hikâyenin ve sanat deneyiminin bütün zenginliğini sunamaz. Elimizdeki, zaten az olan iç tartışmalara değinmeyen sadece genel olarak sanatın dilinin savunulması ihtiyacına karşılık gelen bir çaba. Bulunduğumuz ortamda önemli bir katkı olmasına karşılık böyle bir kitaba ihtiyaç duyulmasının güncel sanat dünyası hakkında soru işaretleri uyandırdığını belirtmem gerekiyor. Sanat dilinin savunulması ihtiyacının ötesinde olmamız gerekirdi. Türkiye’de henüz güncel sanat, sanat işleri üzerinden gelişen form okumalarını, iç tartışmaları, ayrışmaları ve kendi eleştirel dilini yaratamadı. Bunun için gerekli olan dergilerlerin, entelektüel tartışma ve eleştiri kültürü eksikliğinden mustaribiz. Hala on sene önce üretilmiş olan yapıtları enine boyuna tartışmış, sorgulamış ve anlam dünyamızın bir parçası haline getirmiş durumda değiliz. Bu yüzden sürekli bir ‘başlama’ ve ‘giriş’ halindeyiz. Bu halden kurtulmak için daha dar kapsamlı ve ayrıntıların üzerine giden, eleştiriyi ve düşünceyi tetikleyen girişimlere ihtiyacımız var. Umalım ‘101 Yapıt’ kitabı güncel sanat ortamını yapıtlar üzerinde daha fazla düşünmeye sevkeder ve sanat yapıtları üzerine düşüncenin ve eleştirinin gelişmesine katkıda bulunur.

101 ARTWORKS/101 YAPIT
Türkiye Güncel
Sanatı’nın Kırk Yılı
Halil Altındere, Süreyya Evren
Art-İst ve Revolver Yayıncılık
2011, 320 sayfa
120 TL.