Sanatta aranan ırkçı motifler

Sanatta aranan ırkçı motifler
Sanatta aranan ırkçı motifler

İLÜSTRASYON: MÜGE AVŞAR

'Brandes'in Kararı' yaşlı ve ölmekte olan bir ressamın hayatını geri dönüşlerle anlatıyor. Tahminen 1880'lerde doğan Brandes adlı Dresdenli ressam, Birinci Dünya Savaşı'nda hayatını, İkinci Dünya Savaşı'nda da sanatını kurtarıyor. Roman, dünya tarihinde sanata en ağır sansürün uygulandığı 1930'ların Almanya'sında, modern bir ressam olmanın anlamını sorguluyor
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE - akafaoglu@yahoo.com / Arşivi

Edebiyat eleştirmenlerin babası, Romalı şair Horatius’un (İÖ 65-8) ünlü bir deyişi vardır bonus dormitat Homerusdiye; “İyi Homeros bile uyuklar” anlamındaki bu deyimiyle, şairlerin en büyüğü yüce Homeros’un bile süreklilik hatası yapabileceğini anlatır. Ufak türden süreklilik hataları, örneğin öldürülen önemsiz bir kahramanın daha sonra canlanması (İlyada’da vardır böylesi bir hata!) eserin edebi değerini hiç etkilemez ama bazı hatalar vardır ki, eserin kahramanları hakkında yanlış izlenim verirler, işte onlar kurguyu etkileyecek türden olabilirler. Bunlar karşısında okur bir yalanı yakalamış gibi hisseder kendini çünkü sonuçta yalanın ortaya çıkışı da süreklilik hatalarının belli olması değil midir?
Bu hafta okuduğum Eduard Márquez’in Brandes’in Kararıadlı romanında birkaç süreklilik hatası göze çarpsa da romandan haz almayı engelleyen türden hatalar değildi bunlar.
Brandes’in Kararı yaşlı ve ölmekte olan bir ressamın hayatını geri dönüşlerle anlatıyor. Tahminen 1880’lerde doğan Brandes adlı Dresdenli ressam, Birinci Dünya Savaşı’nda hayatını, İkinci Dünya Savaşı’nda da sanatını kurtarıyor. Roman, dünya tarihinde sanata en ağır sansürün uygulandığı 1930’ların Almanya’sında, modern bir ressam olmanın anlamını sorguluyor. Romanın kahramanı Brandes kurgusal bir kişi fakat romanda çok sayıda gerçek sanatçılar kimlikleriyle bahsediliyorlar. Matisse, Braque ve Beckmann gibi birçoğu Brandes’in dostu olarak giriyor kurguya; ayrıca Brandes’in yaşamöyküsünde tanıdık sanatçıların yaşamlarından izler bulmak da mümkün. Brandes’in Kararı, daha sonra filme çekilen, William Sytron’un ünlü romanı Sophie’nin Seçimi’ni akla getiriyor. İki çocuğundan birinin ölüme yollayan çaresiz Sophie gibi Brandes’e de “kararını ver” deniyor; Sophie’nin seçimi kadar zor olmasa da benzer bir zorbalıkla elindeki çok değerli 1500’lerden kalma Cranach tablosuyla kendi resimleri arasında seçim yapması isteniyor.
Romanın merkezinde Brandes’in kararı görünüyor ama daha geniş anlamda Nazilerin sanata uyguladıkları baskı işleniyor. Roman bu konuda tarihi gerçekleri temel aldığı için, bir yandan da okuru baskı rejimlerinin sanatla ilişkisi üzerinde düşünmeye itiyor. Kültür ve sanatı propaganda aleti olarak kullanmayı önemseyen Hitler, çağdaş sanatta aradığı ırkçı ve ulusçu motifleri bulamadığı için modern sanatçılara çeşitli baskılar uygulamıştı. İlk başlarda bazı modern sergiler kapatıldı, ardından sanatçıların akademik görevlerine son verildi, son olarak da boya, fırça ve diğer gereçleri almaları engellenerek, resim yapmaları yasaklandı. Modern sanata karşı müthiş bir nefret gelişiyordu, aynı nefreti halkın duyması için, 1937 yılında Münih’te ‘entartete Kunst’ (Yoz Sanat) başlıklı büyük bir sergi düzenlendi; halkın olumsuz tepkisini çekmesi için tablolar gelişigüzel asıldı ve bilgi verilmedi. Gerçeküstü, Dada ya da kübist eserler zaten halkın anlayacağı mesajlar vermiyordu, hepsini bir arada göstererek, karikatür etkisi yaratılmıştı. Yüzün üzerinde sanatçı arasında bugün 20.yüzyılın önemli akımlarının temsilcilerini bulmak şaşırtıcı değil çünkü ‘yoz sanat’ Hitler’in çok geniş yelpazede modern sanat için kullandığı bir deyimdi. Bu baskı sanatçılar üzerinde değişik etkiler yarattı: Max Beckmann serginin açıldığı gün Almanya’dan kaçtı, Max Ernst Amerika’ya göçtü, Ernst Ludwig Kirchner intihar etti, Emil Nolde kokusundan anlaşılmasın diye yağlıboya yerine gizlice suluboya resimler yapmaya başladı, Paul Klee ise ‘yoz sanatı’ yüzünden vatandaşlık hakkını kaybetti ve sürgün yaşamak zorunda kaldı.

Romanın doruk noktası
Eduard Márquez romanında bütün bu sanatçıların yaşamlarını bir tek yaşam içinde toplamaya çalışıyor. Roman kahramanı Brandes’in yaşamöyküsüne dönemin sanatçılarının yaşadıklarını adeta yapıştırıyor: Nolde gibi dikkat çekmeden suluboya resim yapıyor, vatandaşlık hakkını yitiriyor ve Beckmann gibi ülkesini terk ediyor. Brandes’in hayatında iki olumlu, iki de olumsuz önemli karakter giriyor. Annesi öldükten sonra onu tek başına büyüten babası Brandes’in hayatındaki en önemli etkendir. Brandes’in Kararı’ndaki en güzel bölümler hiç kuşkusuz çocukluğunun ve baba-oğul ilişkisinin anlatıldığı bölümler. Oğlundaki resim yeteneğini sezinleyen baba, renkler, simgeler, masallarla çocuğun hayal gücünün tetikler. Onu sık sık müze ve sergilere götürür, resimlerin ardındaki öyküleri anlatır. Genç Brandes’in hayatı savaşla altüst olur. Askerliğini sadist bir çavuşun yanında yapan, ölümle burun buruna gelen Brandes’in kişiliği bu dönemde gelişir. Ardından kötü bir evlilik ve aynı dönemde hayatını çok etkileyen Nazi dönemi başlar. Romanın doruk noktasında Brandes’in elindeki ünlü Cranach tabloyu almak üzere partinin önde gelen liderlerinden Göring’in Hofer adlı bir adamı pazarlık etmek için gelir. Gerçekten de Göring’in Nazi iktidarı döneminde binlerce sanat eserine el koyduğu bilinir, roman bu bilgi temelinde geliştirmiş öyküsünü.
Brandes’in Kararı, aslında basit denilecek bir öykü anlatıyor ama çok karmaşık bir zaman dizimi içinde anlatıldığı için, olaylar ve kişiler birbirlerine karışıyor. Romanın doruk noktası olması beklenen, romanın adını da taşıyan, Brandes’in kararı yaklaşık otuz yıl önce yaşanmış bir olayı anlatıyor, oysa romanın başlarında bu olay şimdiki zamanda anlatılıyor, bu da romandaki zaman sürecini anlamayı olanaksız kılıyor. Çocukluk, savaş yılları, Nazi dönemi, hep iç içe anlatıldığı için, savaşın hangi savaş olduğunu anlamakta da zorlanıyor okur. Bu karmaşık kurgu bazı hatalara da neden olmuş, örneğin ressamın karısı Alma, atölyesini ilk ziyaret ettiği gün “benim resmimi yapmanı istiyorum, hemen şimdi” der (s. 17). Daha sonra bu resim seansını “o zamana kadar resim yapmak, ateşli bir erotizme varan bu derece yoğun bir zevki hiç vermemişti bana” diye anlatır. İlerleyen sayfalarda da (s.29) yine Alma, “işte bu yüzden resmimi yapman hoşuma gidiyor, unutmamak için” diye açıklar. Fakat Márquez bu sözlerini unutmuş olacak ki, 88. Sayfada “bence iyi bir model olabilirdi, ama denememe hiç izin vermemişti. Portresini yapmamı hiçbir zaman istemedi. Buna tahammülü yoktu” diye yazar. Elbette bu türden hatalar bir eserin edebi değerini etkilemez fakat yanıltıcı olabilir. Burada da Alma’nın resmini yaptırmasının özel bir anlamı olduğu anlatılıyor, çünkü toplama kampında sapık bir subay onun resimlerini yapıyor. Resminin yapılması basit bir konu değil, bu yüzden bu hata önemli göründü bana.
Brandes’in Kararı, özellikle plastik sanatlara meraklı okurların ilgisini çekecek bir roman. Yazar bazı tabloları önemli özellikleriyle anlatıyor. Ayrıca okuru, sanat ile yasaklar üzerine düşünmeye itiyor, hem de 20.yüzyılın en önemli sanatçılardan alıntılarla.

BRANDES’İN KARARI
Eduard Márquez
Çeviren: İnci Kut
Can Yayınları
2009
115 sayfa, 8 TL.