Schwarzenbach'ın bitmeyen yolculuğu

Schwarzenbach'ın bitmeyen yolculuğu
Schwarzenbach'ın bitmeyen yolculuğu

Melania Gaia Mazzucco

Melania Gaia Mazzucco'nun, bir arayış hikâyesini konu edinen ve adını Rainer Maria Rilke'nin aynı isimli şiirinden alan romanı 'O, Öyle Sevgiliydi'si, yetkin bir edebi örnek olarak karşımızda. Mazzucco, gazeteci-yazar Annemarie Schwarzenbach'ın hayatını anlatıyor
Haber: ERKAN CANAN - erkancanan@yahoo.com / Arşivi

Ruhunu şeytana satmak, çok sık kullanılmasına ve böylece gerçek anlamından koparılmasına rağmen, yankısını hep koruyabilmiş kavramlardan. Şimdinin şeytanı, Goethe’nin o olağanüstü Faustus’unda tasvir ettiği şekliyle, kötülüğün karikatürize edilmiş hali olan ve artık bize korkutucudan öte gülünç gelen Mefistofeles değil, medya araçlarından yayılarak hayatın her alanına ve dolayısıyla yazı serüvenine de sızmış ün hırsıdır. Sözünün değerini ve gücünü yitirmek istemeyen, kaba bir geçiciliğe ve uçuculuğa kurban olma korkusunu taşıyan yazar, neredeyse hayatın biricik amacı olarak dayatılan bu yanılsamayla savaşmak zorundadır. Zira ortalık, biraz daha uzun olmaları dışında sabun köpüğünü andıran bazı gazete yazılarından pek farkı olmayan ve hiç sakınılmadan ‘edebiyat’ olduğu iddia edilen metinlerden geçilmiyor. Yani ‘eğlenceli’, ‘bir solukta okunan’, ‘olağanüstü’, ‘acayip’, ‘muhteşem’ etiketli zırvalamalar. Ayrıca, daha önce hiç kimsenin söylemediği şeyleri dile getirdikleri ve edebiyat tarihinin gelmiş geçmiş en ilginç karakterlerini barındırdıkları gibi iddialar taşımaları, bu tür kitapların ortak özelliklerinden. Oysa bilinir, iyi edebiyatın böylesi oyunlara ihtiyacı yoktur. O en sıradanı anlatırken bile, kendinden menkul bir dil inşa eder ve okura kendini beğendirebilmek için cilve yapmaya ihtiyaç duymaz.
İtalyan yazar Melania Gaia Mazzucco’nun, bir arayış hikâyesini konu edinen ve adını Rainer Maria Rilke’nin aynı isimli şiirinden alan biyografik romanı ‘O, Öyle Sevgiliydi’, yetkin bir edebi örnek olarak karşımızda duruyor. Daha önce Türkçeye ‘Mükemmel Bir Gün’ ve ‘ Hayat ’ adlı kitapları da çevrilen Mazzucco burada, İsviçreli gazeteci ve yazar Annemarie Schwarzenbach’ın hayatını anlatıyor. Yaşadığı dönemde, bohem hayatın önemli figürlerinden olan Schwarzenbach, aristokrat ailesinin hiç tasvip etmediği bir hayat yaşamış, uyuşturucu bağımlılığı ve şizofreniyle mücadele etmiş, Avusturyalı antifaşistlerin İsviçre’ye kaçmalarına yardımcı olmuş, Amerika’dan Kongo’ya, İran’dan Portekiz’e ve Afganistan’a kadar dünyanın birçok bölgesinde bulunmuş ve yaşlanmadan, henüz otuz dört yaşındayken bir bisiklet kazasında hayatını kaybetmiş. Schwarzenbach’ın hayatı, görüldüğü gibi oldukça sıra dışı. Fakat Mazzucco’nun romanını nitelikli kılan hususların başında, sırtını tümüyle bu ilginçliklere yaslamaması. Yazar, özgün bir karakterin hayatına inerken, insanı anlamaya, onun evrensel bir hikâyesini kaleme getirmeye çalışıyor. Mazzucco bunun yanı sıra, İkinci Dünya Savaşı döneminde Nazilere karşı isyan bayrağını açan sanatçıları ve Batılıların Doğu kültürüne dair algılarını da bu hikâyeyle harmanlıyor. 

Her zaman için özgürlük
Özgürlük arayışı, ‘O, Öyle Sevgiliydi’de ilk karşılaşılan temalardan. Mazzucco’nun vurguladığı nokta, hangi toplumda ve hangi şartlarda olursa olsun, özgürlüğün hep büyük bedeller talep ettiği gerçeğidir. Annemarie’nin kişisel dünyasından izlendiğinde de, özgürlük talebi, bol çatışmalı bir sorun şeklinde tezahür eder. Çünkü kendisi, İsviçre’nin zengin sanayici ailesi Schwarzenbachlara mensup olduğundan bunun için bayağı mücadele etmek zorundadır. Tutucu ailesinde otorite, babasıyla değil, annesi Renée’yle simgelenir. Çocuklarına sevgi göstermeyen ve tek tutkusu atlar olan Renée’ye göre, ailenin katı kurallarına herkes uymak zorundadır ve bu konuda hiçbir taviz verilmeyecektir. Dolayısıyla Annemarie, istediği şekilde bir gelecek kurmak için öncelikle annesiyle mücadele edecek ve devamında ailenin tümüyle, toplumla ve bizatihi hayatın kendisiyle yaşayacağı bir çatışmaya doğru yol alacaktır. Annemarie bu nedenle ailesinden koptuğu gibi, toplumdan da uzaklaşacak ve taraflar trajik bir şekilde hiçbir zaman uzlaşamayacaktır. İşte Mazzucco bu gerilimi metnin harcı gibi kullanarak kurgunun tümüne yayıyor.
Ne ki Annemarie’nin arayışı, bir türlü neticelenmez. Kuşkusuz erken yaşta ölmesi bunun başlıca nedeniydi. Fakat onun kişiliğindeki bazı kara deliklerin, ruhsal karmaşalarının ve bunalımlarının da bunda önemli payı var. Asıl trajedi istenen hayata kavuşamamak değil, ne istediğine tam olarak karar verememektir ve Annemarie’nin de en büyük çıkmazı budur. O, ailesiyle yaşadığı çatışmaların en öne çıkan sebeplerinden olan yazarlık uğraşından çabuk pes eder. Zira yayınlanan ilk romanı, beklediği etkiyi yaratmaz. Neredeyse aynı dönemde yapmaya başladığı gezi gazeteciliği de düzenli ve uzun soluklu değildir. Onun, yolunu kaybetmiş ruhlar gibi uzak ülkelere yaptığı yolculuklar, kısmen bu başarısızlıkların kötü izlerini yok etme çabası olarak düşünülebilir. Fakat bu sonu gelmez yolculuklar dahi, onun yaşadığı hayalkırıklığını telafi etmeye yetmez. Zira Annemarie’nin Doğu’ya yaptığı seyahatlerinden birinde dile getirdiği, “bu yolculuğu bir şey olmak zorunda olmamak, sadece kendim olmak için yapıyorum,” sözü, aslında yenilgisinin itirafı, yaşadığı kafa karışıklığının ifadesidir. Annemarie’nin çelişkilerini ustaca ortaya koyan Mazzucco, bir anlamda, mükemmellik arayışında insanı bekleyen acımasız gerçekleri de göstermiş oluyor. 

Bir zamanlar Avrupa
Öte yandan ‘O, Öyle Sevgiliydi’, Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı dönemine de ışık tutuyor. Roman, Annemarie’nin arayışını, onun dönüşümünü işlerken, buna paralel şekilde yaşlı kıtada Nazilerin beklenmedik bir anda iktidara gelişini, yükselişini ve adım adım dünyanın tümünü tehdit eden bir güce dönüşmesinin hikâyesini anlatıyor. Fakat roman bilhassa, bu dönemin sanatçılarının yaşadıklarına dair ayrıntılar sunmasıyla ilgi çekiyor. Bu tarihte, birçok antifaşistin İsviçre’ye kaçırılmasına da yardım eden Annemarie’nin sürekli yolculuk yapmasının, farklı ülkelerde uzun müddet kalmasının bir nedeni de, parçalanmış, yaşanamaz hale gelmiş Avrupa’nın içinde bulunduğu çıkmazdı. Ayrıca onun yakın arkadaşları, Nobel Ödülü sahibi Thomas Mann’in çocukları Erika ve Klaus Mann’di. İki kardeşin Nazilere karşı verdikleri mücadele romanda ağırlıklı yer tutan konulardan. Burada, Klaus Mann’in muhalif edebiyat dergisi Sammlung’u çıkarma süreci kadar, Erika Mann’in Nazilere karşı tepkileri geliştirebilmek amacıyla Avrupa’nın muhtelif ülkelerinde ve Amerika’da yaptığı çalışmalar da konu ediliyor.
Bu arada, romanın Türkiyeli okurlara ayrıca hitap etmesini sağlayacak bir detaydan bahsetmek lazım. Bu da Annemarie’nin Doğu’ya yaptığı yolculuklardır. Mazzucco burada, yolu İstanbul ve Ankara ’dan da geçen Annemarie’nin İran yolculuğunda yaşadıkları üzerinden Doğu ve Batı kültürlerine dair ilginç bir karşılaştırma yapıyor. Annemarie’ye İran’da ikram edilen çay bardağı, kirli bir bezle silinir. İlk başta bu durumu yadırgayan kadın, hemen ardından, kendi ülkesinde insanların, sefalete, çirkinliğe ve dağınıklığa olduğu kadar kire karşı da neredeyse patolojik bir korku duyduğunu ve bunun hayatı reddetmenin bir biçimi olup olmadığını düşünmeye başlar. Sırası gelmişken, hem Schwarzenbach’ı daha iyi tanımak hem de onun Doğu hakkındaki görüşlerini kendi kaleminden okumak için, Türkçede yayınlanmış tek kitabı olan ‘İran’da Ölüm’ önerilebilir.

O, ÖYLE SEVGİLİYDİ
Melania Gaia Mazzucco
Çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu
Yapı Kredi Yayınları
2011, 480 sayfa, 27 TL.