Sektörden endüstriye

Sektörden endüstriye
Sektörden endüstriye

2008 de , Frankfurt Kitap Fuarı nın konuk ülke Türkiye ydi.

Yayımlanan kitap çeşidi 2000'de 12.580'di, 2010'da 34.363 oldu. 2000 yılında 844 olan yayınevi sayısı ise 1691'e çıktı. 40 bin civarında olan kitapçı sayısı ise 10.383'e düşmüş
Haber: METİN CELÂL / Arşivi

‘Yayıncılığımız on yılda büyük bir gelişim gösterdi.’ Bakış açınıza göre bu cümleyi olumlu da yorumlayabilirsiniz, olumsuz da. 2000’lerde Türk edebiyatı nihayet dışa açıldı. Orhan Pamuk’un Nobel’i kazanması, Türkiye ’nin Frankfurt Kitap Fuarı’na konuk ülke olması, TEDA projesi gibi gelişmelerle birçok yazarımızın kitapları dünya dillerine çevrildi. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yayıncılık, kültür endüstrisinin bir parçası haline geldi. Artık çok satan kitaplar birçok ülke ile birlikte Türkiye’de aynı zamanda yayımlanıyor. Büyük kampanyalarla sunulan, yüz binlerce basılan kitaplarımız, ün ve paraya boğulup yıldızlaşan yazarlarımız var. Büyük kitabevi zincirleri kuruluyor, yabancı sermaye yayın pazarına girmenin yollarını arıyor. Medyanın kitaba, yazara ilgisi büyük, önemli gazetelerin kitap eki var. Radikal Kitap 10. yılını kutluyor. Hemen her şehirde kitap fuarları açılıyor. Yayıncılar dünya fuarlarında Türkiye’yi temsil ediyor. Türk yayıncılığı yükselen bir pazar olarak uluslararası kitap fuarlarının onur konuğu oluyor.
Rakamlara bakarsanız da durum öyle. Yayımlanan kitap çeşidi 2000’de 12.580’di, 2010’da 34.363. On yıl içinde üç katına ulaşmış. Yayın çoğalmasının edebiyatta yansıması özellikle romanda görülmüş. 2000’de 140 roman yayımlanırken 2010’da 500 romanla yeni bir rekor daha kırılmış. Bunların yarısı ilk roman. ISBN Ajansı verilerine göre 2000’de 844 olan yayınevi sayısı 2010’da 1691. Öte yandan 21. yüzyıla ortalama 2000 tirajla başlamışken şimdi ortalama tiraj 1000. Öyküde 500’lerden, şiirde 200-300 tirajdan söz ediliyor. Birçok kitap okura ulaşmak bir yana kitapçı raflarına bile giremiyor. Çünkü 40 bin civarında olan kitapçı sayısı 10.383’e düşmüş. 2000’de 1403 olan halk kütüphanesi sayısı 1136.
Türkiye siyasetine bir zamanlar nasıl her on yılda bir darbelerle ket vurulmuşsa ekonomisine de her iki- üç yılda bir krizlerle ket vurulur. Yayıncılık da tüm diğer sektörler gibi 2000’li yıllara krizle girdi. Ama diğer sektörlerde 2001 krizi geçip giderken yayıncılıkta kriz kalıcılaştı, kronikleşti. Çünkü yayıncılığın kangrenleşmiş sorunlarını çözmek için herhangi bir çalışma yapılmadı. Sektör olarak görmezden gelindi. 
2000’li yılların başından itibaren yayıncılık hemen her yıl ciro kaybetti, mali olarak küçüldü. Ciro kaybı yayımlanan kitap çeşitini artırarak çözülmeye çalışıldı. Çoğu kitap kitapçılarda sergilenmeden ömrünü tamamladı. Kitabevleri, büyük kampanyalarla sunulan çok satışlı kitaplara bel bağladı. Oysa, 10-15 bin sınırını aşıp çok satanlar listesinde yer alabilen kitap çeşiti yılda 40-50’yi geçmiyor. Yayınevleri, şiir, hikâye gibi çok şatışı olmadığını düşündükleri türlerden kaçmaya başladılar. Edebiyatın yerini gazete haberlerinden, mahkeme tutanaklarından, savcı iddianamelerinden birkaç günde derlenen popüler siyaset kitapları aldı. 

En büyük yayıncı MEB
Yayıncılık, devletin sanayi politikaları içinde ‘reel’ bir sektör olarak görünmüyor. Bu nedenle de destekler, krediler gibi diğer sektörlere sağlanan avantajlardan yararlanamıyor. Diğer sektörlerde devlet üretici değil hizmet sağlayıcı, sanayicinin işini kolaylaştırıcı bir anlayış geliştirirken yayıncılıkta en büyük kuruluş haline getirildi.
Sosyal devlet anlayışının bir ürünü olarak desteklediğimiz ilköğretim ve lise öğrencilerine ücretsiz ders kitabı dağıtma politikası kitapçı esnafın ölümü oldu. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ücretsiz ders kitabı dağıtımında kitabevlerini devredışı bırakan anlayışı neticesinde Anadolu’da, özellikle okul çevrelerindeki on binlerce kitabevi kapandı. O bölgelerdeki okurların, özellikle öğrencilerin kitaba ulaşması imkânsız duruma geldi. Bunun neticesinde de eğitim yayıncılarının çoğu kapandı, kültür yayıncılığında da zaten az olan tirajlar daha da düştü. 2011 itibariyle Türkiye’nin en büyük yayıncısı MEB’dir. MEB, 2010 yayımlanan 408.339.289 adet kitabın 193.925.000 adetini kendisi üretmiş ya da ürettirmiş. Bu rakam tüm kitap üretiminin yüzde 47,5’dur. MEB, bununla da yetinmiyor, her ders yılı başında yayımladığı genelgelerle okullara yardımcı ders kitaplarının sokulmasını da engelliyor. Okullarda fotokopi ile çoğaltmayı özendirip yayıncıyı hiç kitap satamaz hale getirmeye çalışıyor.
2000’lerin başında Avrupa Birliği uyum yasaları ile yayınlama özgürlüğü yolunda önemli adımlar atılmıştı. Umutlanmıştık. Avrupa Birliği rüyamızın başka bahara (belki yüzyıla) kalması ile kitaplar hakkında açılan davalar tekrar arttı, yazar ve yayıncıların yargılanmaları yetmedi hapis edilmeye başlandı. Eskiden satışa çıktığında toplatılan kitaplar şimdi bilgisayarlada imha ediliyor. Yasalarda yapıldığı söylenen iyileştirmeler lafta kaldı. 301. madde yazarlara, gazetecilere korkulu rüyalar gördürdü. Müstehcenlik iddiası tekrar hortlatıldı. Yeni ceza kanunu da, terörle mücadele yasası da düşünce ve ifade özgürlüğünü engelleyici maddeler ve çelişkili hükümlerle dolu. Hapiste 67 yazar, gazeteci ve yayıncı; mahkemelerde on binlerce dava var.
Korsan yayın, her yıl yazarların ve yayıncıların kazançlarının %40’ını çalmaya devam ediyor. Son bir-iki yıla kadar sürekli yasa değiştirmek dışında hiçbir şey yapılmadı. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın gibi fikir hırsızlığına göz yummayan emniyetçiler sayesinde bir kaç hamlede milyonlarca korsan kitap yakalanabildiğini görünce, kararlılıkla davranılsa korsanı en aza indirmenin hayal olmadığını gördük.
Daha birçok sorun var ama yerimiz yok. Yayıncılar tüm engellere, hapis tehditlerine rağmen mesleklerini yapmaya kararlı. Ensemizi karatmıyoruz. İşimizi inatla, aşkla yapıyoruz. Gelecekten ve okurlardan umutluyuz.