Semih Kaplanoğlu hakkında her şey

Semih Kaplanoğlu hakkında her şey
Semih Kaplanoğlu hakkında her şey
Semih Kaplanoğlu'nun sinemasını daha iyi anlamak için artık bir kaynak var. 'Yusuf'un Rüyası', yönetmenin Altın Ayı ödülünü kaldırdığı ana kadar olan dönemi de özetliyor
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Semih Kaplanoğlu’nu Türkiye ’de film üreten yönetmenler arasında ille de birisiyle karşılaştırmak gerekiyorsa, Reha Erdem en iyi isim olabilir. Bambaşka türde film çekiyor gibi görünseler de ikisinin de ortaklaştığı temel iki nokta var: Zaman ve gerçeklik... Bu iki kavram öylesine geniş bir alanı kaplıyor ki, her iki yönetmenin de filmleri hakkında onlarca farklı yorumla karşılaşmak şaşırtıcı olmuyor. Bu nedenle, geçen yıl Çitlembik Yayınları’ndan çıkan ve farklı isimler tarafından farklı başlıklar altında kaleme alınan yazılardan oluşturulan ‘Reha Erdem Sineması: Aşk ve İsyan’ yönetmenin filmleri hakkında kapsamlı ama zorunlu olarak eksik bir çalışmaydı.
Semih Kaplanoğlu sinemasını daha iyi anlamak için ise başka türlü yöntemle oluşturulan bir kaynak var artık. ‘Yusuf’un Rüyası’, sinema yazarı Uygar Şirin’in Semih Kaplanoğlu ile gerçekleştirdiği uzun söyleşiden oluşuyor. Şirin’in kitabın son bölümüne eklediği Kaplanoğlu’nun ‘Yusuf Üçlemesi’ olarak adlandırdığı ‘Yumurta’, ‘Süt’ ve ‘Bal’a ilişkin Sinema dergisinde yazdığı yazıları dışarıda tutarsak, kitap , yönetmenin çocukluktan Berlin’de Altın Ayı ödülünü kaldırdığı ana kadar olan dönemine kadar geçen süreci özetliyor. 

Bütünlüklü bir bakış
‘Yusuf’un Rüyası’nı ‘kahramanımızı tanıyalım’ türü kitaplardan ayıran en belirgin özelliği Kaplanoğlu’nun hangi dönemine ve hangi ilgi alanına girerse girsin filmlerin izini sürmesi ve onun söyleminin altında filmlerden izler bulup çıkartması. Bu bakımdan Uygar Şirin’i titiz çalışması, röportajlar sırasında sorduğu doğaçlama soruları ve bütünlüklü bakışı nedeniyle kutlamak gerekiyor.
Kitap, sinema ile açılıyor ve daha ilk sayfada Kaplanoğlu’na ‘Ben film çekmeliyim’ dedirten filmi öğreniyoruz; Andrey Tarkovski’nin ‘Ayna’sı. Kitabın ilk bölümlerinde Kaplanoğlu’nun nasıl bir ailede büyüdüğünü, ailesiyle kurduğu ilişkiyi, ailede sinemanın yerini de öğrenme fırsatımız oluyor. Herkes Kendi Evinde ve Yusuf Üçlemesi filmlerinin ana mekânı olan ‘taşra’ ile Kaplanoğlu arasındaki bağı, çocukluk yıllarında ‘taşra’da yaşadıklarını ve bu anıların filmlerine yansımalarını görüyoruz. Örneğin ‘Yumurta’da Türkiye sinemasının en güçlü sahnelerinden birisi olarak kabul ettiğim Yusuf’un köpek tarafından ‘esir alınması’ sahnesinin Kaplanoğlu’nun başına gelen bir olay olduğunu öğrenmek şaşırtıcı. 

‘Zaman ayarları’ meselesi
Kitabın ilerleyen bölümlerinde Kaplanoğlu’nun sinemaya bakışı; bir filmin en önemli unsurları olan oyuncu ve senaryo konularındaki fikirleri filmlerini anlamlandırmak açısından oldukça önem taşıyor. Örneğin senaryo ile ilgili görüşlerini açıklarken ‘hikâyeye değil, karaktere odaklandığını’ söylüyor ve ekliyor “İki tür yönetmen var bence. Birincisi senaryocu yönetmenler; senaryoyu, hikâyeyi önemseyen yönetmenler. Bir de esas meselesi senaryo olmayan, her şeyin bir uyum içinde bir arada olduğu, parçalanmamış bir terkibin peşinde olan yönetmenler var.”
Kitaptaki en çarpıcı bölümlerden birisi de Kaplanoğlu’nun ‘zaman’ konusunda söyledikleri. Çünkü, ‘film zamanı’ ya da ‘filmlerinde zamanın akışı’ konusunda çokça eleştirilen bir yönetmen. Ama Kaplanoğlu’nun ‘zaman ayarları’ ile oynamasının kimilerinin dediği gibi ‘entellikten’ çok estetik bir yanı var. Şöyle diyor: “Sinema, planları kısaltarak, hareketi parçalayarak aslında nefsani duyguları kışkırtıyor Sinemayı böyle kullandığınızda nefsi gıcıklayacak bir yükseltme yaratmış oluyorsunuz. Oysa ben sinemanın manevi, ilahi anlamda bir yükseltme yaratabileceğini düşünüyorum. Bunun için de sakinleşmesi, yavaşlaması gerekir. Tıpkı meditasyon yapan ya da tefekkür eden insanların yaşadığı deneyimler gibi.”
Semih Kaplanoğlu sinemasının en temel özelliklerinden birisi de ‘gerçeklik’ duygusunun kaybolmaması. Ancak buradaki ‘gerçeklik’ kavramının ‘gerçekçilik’ ile karıştırmamak gerekiyor. Kaplanoğlu gerçeklik algısını bozacak, manipüle edecek ‘sinemasal’ numaralar yerine; ‘gerçeği’ başka türlü bir sinemasal evrenin içine oturtarak anlatıyor. Kaplanoğlu’nun en çarpıcı görüşleri de ‘hakikat’ dediği ‘gerçeklik’ duygusuyla ilgili. Kaplanoğlu, “Hakikat sizin için nedir” sorusuna “Allah’ın varlığı ve O’nun kurduğu kainattır. O’nun varlığını hissettiğimiz her an hakikate yaklaşırız. Film yaparken ister istemez bu konuda bir pozisyon alırız; ya insanı sadece insandan ibaret bir hayat içinde kurgularız ya da insanın hakikatini, kozmik olanla bağını hissettiririz. ‘Bağını hissettirmek’ diyorum çünkü hakikati bütünüyle algılatmak, ortaya sermek mümkün değil. Ancak bazı ipuçlarını, hisleri, izlenimleri paylaşabiliriz. Hepimiz aynı ruhtan üflenmişsek bizi birbirimize bağlayan ortak bir şey var demektir. O ortaklığı paylaşmak ve sinemayla yansıtmaktır bence önemli olan… Ben, elimden geldiği kadar, ibadet eder gibi film yapmaya çalışıyorum” şeklinde cevap veriyor. 

‘Yusuf’a yeniden bakmak
Kaplanoğlu’nun insanı, doğayı ve evreni yorumlayışına katılırsınız ya da katılmasınız. Ben kendi adıma bir kısmına katılmadığımı söyleyebilirim. Ama öte yandan bir sinemasever olarak onun sinema evrenini, sinemada kurduğu dünyayı, zamanı ve mekanları anlamlandırmaya çalışıyor; filmlerini her izlediğimde farklı bir yan buluyorum. Kaplanoğlu’nun ‘kozmik olan’ ile bağını değilse bile; sinema ile kurduğu güçlü bağı, filmlerine yön veren duyguları; zamanı, mekanı ve doğayı yorumlayışını öğrenmenin hem onun filmlerine hem de sinemaya daha farklı bakmayı sağlayacağı kesin.
İçinde ‘Yumurta’, ‘Süt’ ve ‘Bal’ filmlerinin yanı sıra, bu üç filme emeği geçen insanların görüşlerinin ve set görüntülerinin yer aldığı DVD’lerle birlikte sunulan ‘Yusuf’un Rüyası’ kitabı karşı konulamaz bir biçimde bu üçlemeyi yeniden izleme isteği uyandırıyor. Bu üç filmi izlemeyenler için küçük bir öneri. Önce filmleri izleyin.
Filmler hakkında ne düşünürseniz düşünün. Kitabı okuduktan sonra içinizde hepsini farklı bir gözle yeniden izleme isteği mutlaka doğacak.

YUSUF’UN RÜYASI
Uygar Şirin
Timaş Yayınları
2010
40 TL.


    ETİKETLER:

    Sinema

    ,

    Altın

    ,

    Türkiye

    ,

    Reha Erdem

    ,

    hayat

    ,

    kitap

    ,

    aşk