Shakespeare olmak ya da olmamak

Shakespeare olmak ya da olmamak
Shakespeare olmak ya da olmamak
'Shakespeare Olmak', bir süre çok satmıştı. Galiba kimse, bir Shakespeare uzmanın yazdığı akademik kitabın geniş okur kitlesinin zevkine uygun düşeceğini sanmıyordu
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE - akafaoglu@yahoo.com / Arşivi

William Shakespeare’in doğduğu ve çocukluğunun geçtiği Stratford-upon-Avon’un sokaklarında gezerken, evlere ve insanlara bakıp düşünüyordum, o zamanlar nüfusu iki bini geçmeyen bu küçük kasabada doğan bir çocuk acaba nelerden etkilendi de insanlığın gördüğü en büyük şairlerden biri olabildi? Sıradan bir kasaba bu akıl almaz üstün yeteneği yaratacak özelliğe sahip miydi? Galiba Shakespeare’in derinliğini anlamak için, bir nebze onu anlamaya gereksinim duyuyoruz, bunun için de hayatını anlamak ve tanımak istiyoruz. Ne yazık ki ne yazdığı bir mektup ne de tuttuğu bir günce kalmış günümüze, belki de bu yüzden merakımız iyice kamçılanıyor. Sonunda çoğumuz Âşık Shakespeare filminin senaryo yazarları Marc Norman ve Tom Stoppard gibi eserlerindeki kahramanların izinde onu aramaya başlıyoruz. Günümüzün en saygın Shakespeare uzmanlarından, Harvard Üniversitesi’nin ünlü edebiyat hocası Stephen Greenblatt, Shakespeare’in hayatını anlatmak için aynı yola başvurmuş. ‘Shakespeare Olmak’ adlı biyografik denemede Shakespeare’in hayatını adeta eserlerinin içinde aramaya girişmiş.
Edebiyat çevreleri Stephen Greenblatt’ın adını 1990’larda Yeni Tarihselcilik akımıyla duydu. Aslında 1980’lerden beri önemli kuramlar geliştirmiş, edebiyat yapıtına yeni bir bakış kazandıran kuramlar öne sürmüş bir edebiyat tarihçisi olarak biliniyordu fakat Yeni Tarihselcilik kuramı gerçek anlamda 90’larda popüler oldu. Greenblatt, Yeni Tarihselcilik kuramında edebiyat eserini yazıldığı dönemin kültürel ve toplumsal koşulları ışığında ele alır; yazarın tüm bilgileri, eseri aydınlatan data olarak görülür. Bu arada bir yandan da okuru öne çıkartır çünkü Yeni Tarihselcilik okurun (ya da eleştirmenin) koşullarını, kültürel bakış açısını, önyargılarını da dahil eder okumaya. Başka deyişle bir edebiyat eserini okumak, tarihi bir dönemi anlamaya yol açar. Ancak algılama nesnel değil, özneldir. Eserde anlatılan dönemin episteme’si (bilgi toplamı) ile okunan zamanın belirleyici özellikleri bir arada ele alınır. 

Yeni tarihselcilik uygulaması
Greenblatt, ‘Shakespeare Olmak’ kitabında, Yeni Tarihselcilik kuramına uygun bir yaklaşımla Shakespeare’in hayat hikâyesini yazmış. Bu eseri yazma dürtüsünü belki en iyi şu açıklama anlatıyor: “Shakespeare’in hayatını inceleme dürtüsü, oyunlarının ve şiirlerinin sadece başka oyunlar ve şiirlerden değil de, ilk elden, bedeninden ve ruhundan doğduğuna dair güçlü bir izlenim uyandırmalarından kaynaklanır.” Greenblatt’a göre, Shakespeare’in dizeleri çok doğal bir biçimde ardındaki insana götürür okuru. Eserlerin ve kahramanların izinde bir hayat öyküsü kurgulamayı başarmış. Yazarın kullandığı teknik, Shakespeare’in hayatıyla paralel olarak olası tüm olayları ve tarihsel gerçekleri, şairin eserlerinden faydalanarak yeniden oluşturarak sunmak. Örneğin Shakespeare bebekken annesinin ona hangi ninnileri söylediğini elbette bilemeyiz, ama Shakespeare’in ‘Kral Lear’ ya da ‘Aşkın Boşa Giden Emeği’ gibi eserlerinde kullandığı ninniler ile 1560’lı yıllarda annelerin bebeklerine söylediği ninnilerinin bilgisini birleştirerek bir fikir oluşturabiliriz. Greenblatt’ın yaptığı tam da bu; edebiyat yapıtı içinde tarihsel ve kişisel bilgilerin bir nevi dedektifliği. 

Hayal gücüyle yeni bir yaşam
Benzer bir diğer örnek olarak Greenblatt, 1570’lerde, Shakespeare henüz küçük bir çocukken Stratford’a gelen gezgin tiyatro gruplarının hangi oyunları sahnelemiş olabilecekleri üzerinde fikir yürütmüş. Buradan yola çıkarak, babasının bacakları arasında yere oturmuş beş yaşında, merakla sahne üzerindeki dinsel içerikli ahlak oyunlarını izleyen bir Will (aile içinde bu isim kullanılıyor olabilir) hayal etmeye başlıyor yazar. Bu örneklerden anlaşılacağı gibi, kitap sadece tarihsel ve edebi bilgilerle değil aynı zamanda hayal gücüyle de yeniden bir yaşam kuruyor. Greenblatt’ın çoğu tümcesi bu yüzden “... olmalı” şeklinde bitiyor. “Will her zaman annesi ve babasının yanında, açık arazide olmalı” ya da “ilk kez on altı yaşında görmüş olmalı” ya da “gitmiş olduğunu sandığımız...” gibi başlayan kurgulamalar ışığında gelişiyor anlatı. Başka yerlerde de yazar “on altı yaşındaki çaylak şair ve oyuncu ile kırk yaşındaki Cizvit’i birlikte otururken hayal edelim...” gibi bir format kullanıyor. Hayal ederek başladığı (ama tabii çoğu zaman çok doğru temeller üzerine kurulmuş hayaller bunlar) bir sahneyi geliştirerek, içine gerçek karakter yerleştiriyor ve onların olası sohbetlerini, kavgalarını, hatta aşklarını düşlüyor. Bu hayaller başka bir yazarın elinde fazlasıyla spekülatif sonuçlar doğurmaya itebilecekken, Shakespeare ve çağı hakkında bilinebilecek her şeyi bilen biri olarak Greenblatt, çok hoş bir yeniden yaratmaya yol açıyor. 

Az bilgiden sonsuz bilgiye
Shakespeare ve ailesi hakkında bugün kesinlik kazanmış bilgi sayısı fazla değildir. Bazı kilise kayıtları (doğumlar, vaftiz törenleri, evlilik ve ölümler) ile belediye kayıtları (tapu işlemleri, borçlar ve resmi görevler) dışında bilgi araştırdığımızda, piyes ve şiirlerine bakmak zorunda kalırız. Stephen Greenblatt’ın kurguladığı biyografi bu açıdan bakıldığında sadece Neoklasik edebiyat hakkında bilgi vermekle kalmıyor, bir çağın yaşam koşullarını da göz önüne getiriyor. İlk bölümlerde alışması zor gibi görünen, parçalanmış bir anlatıyla karşılaşıyoruz, çünkü Greenblatt fazla bilgisiyle her sözcüğe, her deyime ve her fikre adeta parantez açarcasına anlatıyor. Ancak yazarın diline alıştıktan sonra büyük bir keyif vermeye başlıyor anlatı. Çocukluk yılları ve Stratford’ta yaşamın anlatıldığı ilk birkaç bölüm belki daha çok tarih meraklılarının ilgisine çekecektir fakat Shakespeare Londra’ya gittikten sonrasını anlatan bölümler her okurun ilgisini çekecek türden. Bu yüzden, eğer ilk başlarda sıkılan okurlar bile ortalarında geldiğinde çok zevk alacaklardır.
‘Shakespeare Olmak’, 2004 yılında, bir süre çok satanlar listesinde kalarak şaşkınlık yaratmıştı. Galiba kimse, bir Shakespeare uzmanın yazdığı hayli akademik bir biyografi çalışmasının geniş okur kitlesinin zevkine uygun düşeceğini sanmıyordu. Oysa kitap beklenenin üzerinde ilgi gördü. Bunun nedeni tam da anlatmaya çalıştığım gibi, bir hayat hikâyesi hayal ettiği için bence. Bilinen bir ya da iki kesin bilgiden yola çıkarak, yazarın salt hayal gücünü ve derin bilgisini kullanarak kurgu yaratması, sanırım tüm okurlara ilginç geldi. Kitabı Türkçe çevirisinden okumak da çok zevkli. Son yıllarda yeni tür bir çeviri tekniği dikkatimi çekmeye başladı, yazarın dilindeki samimiyeti aktarmayı aynen başaran ve çeviri kokusu yaymadan yapılan başarılı çalışmalar bunlar. Aslında gözüme çarpan birkaç hata vardı, örneğin ‘grammer school’, ‘dil okulu’ diye çevrilmiş, aslında ilköğretim okulu için kullanılan bir deyimdir. Ayrıca Shakespeare’in ‘Lucrece’ye Tecavüz( adlı eseri bir oyun değil, bir öykü-şiir’dir (narrative poem), bu küçük detaylara rağmen kişilikli ve akıcı bir çeviri olduğunu eklemek gerekir.

SHAKESPEARE OLMAK
Stephen Greenblatt
Çeviren: Cem Alpan
Can Yayınları
2010
416 sayfa
27.5 TL.


    ETİKETLER:

    hayat

    ,

    kitap