Şiir enfes bir tehlike

Şiir enfes bir tehlike
Şiir enfes bir tehlike

RESİM: Peter S s

Dünyaların en büyüğünde, gemilerin en küçüğünü hangi maceralar bekler? Kayıp öykülerin bulunduğu cennet nerede? Ürkek ruha tuzak kuran ağı kim örüyor? Hepsi, bir şairinin çocukluğu üzerinden, 'Hayalperest'te
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Dokunaklı ve güzel bir hikâyeyi anlatmaya nereden başlamalı? Belki de onu beceriksiz sözlerimle lekelemeden, kitabı alıp uzatmalı size sadece. Değil mi ki bu hikâye, şiirleri çamurun içinden ağır adımlarla geçip “Elleri, toprağı benim ellerim gibi işledi,” diyen tarım işçisine uzanan, şiirleri köşklerin kapılarını çalıp zenginin okuduğunda, “Benimle aynı basamaklardan çıkmış,” dediği, şiirleri “Ekmeği yoğururken ne hissettiğimi biliyor,” diyen fırıncının masasında, “Onu tanıyor musunuz? Benim kardeşim olur,” diyen dükkân sahibinin tezgâhında duran bir büyük şairin hikâyesi!
Dizeleri, dünyanın bütün dillerine çevrildiği halde, onların altına babasını utandırmamak adına kendi imzasını atamayan bir oğlan çocuğunun, Neftali’nin hikâyesi ‘Hayalperest’. Önce, kendi geçmişinin kıskacında kaldığı için, sevdiklerinin kendi geleceklerini kontrol etmelerine izin verecek cesareti olmayan bir babanın, ardından farklı bakış açılarından, bireylerin kendilerini sorgulamalarından korktuğu için, tek yaptığı kendi içinde doğru olduğuna inandığı bir şeyi yazan birini tutuklamaktan ve vatan haini ilan etmekten çekinmeyen devletin, hayatının her anına acımasız ve nefret dolu koca koca gölgeler düşürdüğü bir oğlan Neftali. 

Babanın ayak sesleri
Çekmecesinde kelimeler biriktiren, cılızlığı yüzünden sık sık okuldan geri kalan, kafası hep başka yerde olmakla, hayalcilikle, kitap okuduğu için boş işlerle uğraşmakla suçlanan, yıllar içinde karaladığı bütün satırlar ailesine utanç yaşattığı için pencereden dışarı uçurulup kaldırımda ateşe verilen Neftali, hayatının özellikle ilk yarısında “şairini yakalamayı bekleyen şiir”e yaşına büyük gelen adımlarla yaklaşıyor.
Kendisini doğurduktan birçok gün sonra ölen, kendisi gibi hastalıklı annesinin ardından iyi kalpli ancak sesinin çıkarmaktan aciz Mamadre ile evlenmiştir Neftali’nin babası. Rodolfo adında sesi melekleri kıskandıracak bir ağabeyi ile Laurita adında, Neftali gibi boş işlerle uğraşma tehlikesi taşıyan tatlı bir kız kardeşi vardır. Bu üçünün hayatı, babanın işte olduğu vakitler pek sıcak ve güzel geçmektedir. Rodolfo’nun tatlı şarkıları çınlatır evi; Neftali kelimelerini, kuş yuvalarını, taşlarını, dallarını ve diğer güzel nesnelerini doğanın, rahatça biriktirir odasında ve o objelerden her birine dokunduğunda o objein yolundan geçen bir yaratığın ona anlatmış olabileceği hikayeleri hayal ederek geçirir vaktini; Laurita istediği zaman gülebilir, istediği zaman ağlayabilir rahatça. Salonda korkusuzca oturup çay içerek sohbet ettikleri bile olur. Babanın yeri “rap rap rap” diye inleten, ailenin reisininki dışında başka birtakım erklerinkini de hatırlatan ayak sesleriyle bölünene dek sürer her seferinde mutlulukları. Babanın ayak sesleri ve düdüğünün ötüşü duyuldu mu, hani nerdeyse herkes hazır ola geçer evde; fiziken ve ruhen.
Rodolfo’nun konservatuarda burslu okuyabilecekken, elbette ki babanın kesin ve tartışılmaz arzusuyla ticarete atılmasına karar vermesi çok şeyin habercisidir belki. Neftali’yi işe götürdüğü (trenle) ve Neftali’nin ilk orman gezisinde pantolonun ön ve arka ceplerinden kazağının içine kadar, ormandan doldurabildiği kadarını doldurması üzerine işçilerin memnuniyet içeren kahkahaları da, Neftali’nin duruma hiddetlenen babasının gözünde kesin bir hayal kırıklığı olacağının göstergesi… Sonra güzel yaz gelir, okyanus kıyısına yapılacak uzun bir geziyle; çok geçmeden Laurita ile Neftali için kâbusların en karanlığına dönüşecektir ama. Okyanusun sesini, dalgalarının kıyıya gelip gelip çekilmesini dinlerken deniz kabuğu ve taş toplamanın, bir dal parçasıyla ıslak kuma kelimeler yazmanın insanı güçlendiren bir tarafı yoktur ve bu nedenle iki çocuk , kıyıyla aralarında babalarının iri ve kararlı cüssesi dikilirken, boylarını aşan dalgalarla boğuşmak zorunda kalırlar her sabah . Neftali’nin uykuları Laurita’nın boğulduğu kabuslarla dolup taşar sabahlara kadar.
Oracıkta, ormanın içinde, okyanusa akan bir derenin kıyısında keşfettiği bir kulübe ve civardaki kuğular Neftali’nin kurtuluşu olur bir süreliğine. Bir süreliğine, çünkü dünyada avcılar ve avlar vardır. Derede birbirlerinden bir saniye olsun ayrılmadan yüzen ve Neftali’nin attığı ekmeklerle beslediği kuğular vurulur. Dişisi ölen kuğunun (ya da erkeği ölen kuğunun) yaraları iyileşir dışardan bakıldığında ama ruhu bir türlü iyileşemediğinden Neftali’nin kucağında can verir. Neftali böylece öğrenir kuğuların ölürken şarkı söylemediğini. Neftali, bir eşi daha olmadığından mı, ruhunu şairliğini dışavurduğu zamana kadar sağ tutmayı başarabilmiştir? Yoksa babasının onu gerçek bir erkek, güçlü bir birey yapma yolundaki acımasız saplantısı Neftali’nin ısrarla bırakmadığı ilgileri sayesinde ruhunu güçlendirdiğinden mi? 

Ateş mi sözcüklerden doğar?
Muhalif bir gazeteci olan Orlando dayısıyla onun sahibi olduğu gazetede çalışmaya başlayan Neftali, makalelerinin yayımlanmasının sevincini yaşarken işin arka planını da öğrenir. Baskı makinesini kullanmaktan muhalefet etmeye kadar… Orlando dayısının gazetesinin, sesini çıkarmakta fazla ısrarcı davrandığı için kundaklanması ve Neftali’nin ifade özgürlüğünü kullanmakta dayısı gibi inat ettiği için yıllar içinde şiirler yazdığı defterlerinin babası tarafından yakılması, yıkıcı olaylardır ilk bakışta belki. Neftali “onların” kazandığını düşünür. Ama külün altında parlayan korlar kalp gibi atmaktadır; ve Neftali gazetesinin yıkıntıları arasında pes etmiş ve yenilmiş bir Orlando değil, haklılıkla sarılı, kendilerini savunamayanların sözcüsü olmaya ant içmiş, kalemini kimsenin asla susturamayacağı bir adam görür. Neftali de öyle bir adam olmayı koyar kafasına. İnsanlık, dayanışma, barış, adalet, cömertlik ve sevgi, yerini şişman ve tatmin olmuş iki heceye, yani ‘korku’ya bırakmayacaktır.
Baskının ve zulmün insanı susturamayacağını, kelimelerin ve fikirlerin köprüleri, çitleri, sınırları ve kıtaları aşarak dünyanın dört bir köşesindeki, kalpleri aynı ritimle çalan sayısız insana eninde sonunda ulaşacağını anlatan bir roman ‘Hayalperest’. Neftali’nin hangi şair olarak büyüdüğüne gelince… Çok önemli olsa da fark etmez bence. Esas soru; “Ateş mi sözcüklerden doğar? Yoksa sözcükler mi ateşten?” Belki de… Şiir, biyografi ve öyküyü böylesine ustalıkla harmanlayan, insanı hayal gücünün yapabileceklerine dair hüzünlü bir yolculuğa çıkaran bir büyülü roman okumak isteyenler kaçırmasın ‘Hayalperest’i. Çünkü evet, şiir enfes bir tehlike ve o tehlikeye yakın olmakta fayda var!

HAYALPEREST
Pam Munoz Ryan
Çeviren: Özlem Sığırtmaç
Resimler: Peter Sís
İthaki Yayınları
2011
384 sayfa
24 TL.