Şiirin İzmir'deki kısa tarihi

1950'lerde İkinci Yeni etkileri İzmir'e ulaşır. Bir yandan Garip ve 40 Kuşağı izleklerini sürdüren şairler, öte yandan yeni şiirin ilk ürünlerine özenen gençler, imbatın yaladığı bu kentte, şiir adına naif yaşantıları ortaya koyarlar
Haber: ALTAY ÖMER ERDOĞAN / Arşivi

“Suya kırk beş kuruşluk akşam çöken” kentte, şiiri arayıp bulmak isteyen sabırsız okuradır bu yazdıklarım. Homeros’tan Özkan Satılmış’a uzanan bu uzun yolculuğun ara kesitlerine bir ‘şiir ortamı’ tasarımından bakmak, kapsayıcı olduğu kadar genelleyici bir doyuruculuk da taşıyacaktır. Nedir şiir ortamı? Merkezine şiir düşüncesini koyan, şair tasarımlarının, şair yaşantılarının, şiir çevresinde örgütlenen birlikteliklerin ve etkinliklerin tümünün oluşturduğu yarı-biçimsel bir yapı olarak tanımlamayı deneyebileceğimiz bir ortamdır. Şiir akımlarının, dergilerden, kitaplardan süzülen şiirlerin ve şairlerin, şiir toplantılarının ve şair yaşantılarının izdüşümüdür bir bakıma. Aslında tarih de, bir unutmalar denizidir. Bu denize düşen izleri, şiir üzerinden belirli yargılara ulaştırıp İzmir’de şiir ile ilişkilendirilen bir alanın geçmişine bakmak için kullanacağım.
Gerçekten de İzmir, Fransız akademisyen Marie-Carmen Smyrnelis’in söylemiyle; her ne kadar Osmanlı’nın ikinci büyük limanı olsa da, 1930’lara kadar unutulmuş bir kent kimliğindedir. Bu unutulmuşlukta şiir, İzmir Mevlevihanesi’nde, Tokadizade Şekip, Tevfik Nevzat, Ruhi Baba, Şair Eşref ve Neyzen Tevfik gibi şairlerin iç dünyalarından taşra havasına üflenmektedir. Osmanlı’nın son yıllarından cumhuriyetin ilk yıllarına, Anadolu topraklarında, İstanbul dışındaki her yer taşradır. Taşradaki edebi hareketlilik ve ortamlar, İstanbul’un gölgesindedir. İstanbul’daki Yedi Meşaleciler grubuna paralel olarak, Haşim Nezihi, Nahit Nafiz, Mustafa Şevket, Kamuran Cezmi, Ferit Ragıp, Cezmi Tahir, A. Adnan gibi İzmirli yedi genç sanatçının ‘İzmir’den Sesler’ (1931) adıyla bir kitap yayımlaması örnek gösterilebilir. Adı geçen, genç cumhuriyetin toplumsal hayatı Batılı değerlerle baştan kurguladığı yıllarda, İzmir’de şiir adına ortaya konan da, İstanbul şiir ortamının yansımaları olarak ele alınabilecek ilk örneklerden pek öteye gitmez. Yine de Hüseyin Avni Ozan’ın, ‘İzmir Şairleri Antolojisi’ (1934) adlı yapıtında; İzmir ve çevresinde, daha doğrusu İzmir’i de içine alan eski Aydın vilayetinde yetişmiş 146 şairi incelediğine tanık oluruz. 

Şiir laflamak
40’lı yıllara uzanan yıllar, Salah Birsel’in “…o yıllar İzmir’de şiir ortamı diye bir şey yoktu” biçiminde anlattığı yıllardır; “1937’de Nahit Ulvi Akgün’ü tanıdım. O da benim gibi şiir delisiydi. Aruzla yazılmış şiirleri bile vardı. Mehmet Serpin de şiir yazardı. Ne ki, felsefeyi bitirip öğretmen olduktan sonra şiiri bırakacaktı. İkisi de Alsancak’ta otururdu. 1936 ve 1937 yazlarında her gün vapurla karşıya geçer Kordon’da onlarla volta atar, şiir laflardım.” Şiir laflamak, şair yaşantısına ait bir şiir tasarımı yolunda önemli bir eylemdir. İzmir’de de kentin çeşitli mekânları zaman zaman şairlerin buluştuğu, şiir üzerine konuşup tartıştıkları, şair yaşantılarını ortaklaşa sürdürdükleri ortamlar olagelmişlerdir. Dergiler ve dernekler de, genelde edebiyat, özelde şiir adına ortam oluşturma işlevini üstlenmişlerdir. İzmir Halkevi ve yayımladığı Fikirler dergisi de, böylesi bir işlevi yerine getirmesiyle anlamlıdır. İlk yıllarında Necmettin Halil Onan, Vehbi Cem Aşkın, Behçet Kemal Çağlar gibi şairleri de sayfalarında barındırdığı, ileriki yıllarda Mustafa Şerif Onaran, Orhan Kartal, Halim Spatar, Berin Taşan gibi simaların dergi çevresinde yer aldığı görülür.
40’lı yıllarda İzmir’de şiir ve dolayısıyla şiir ortamı, deyim yerindeyse tam bir sıçrama göstermiştir. Nitekim Necati Cumalı, 1943’de ‘Kızılçullu Yolu’nu, Şükran Kurdakul ise aynı yıl ‘Tomurcuk’u yayımlayacaktır. Metin Eloğlu’nun ilk şiiri Sabah Şarkısı da, 1943 yılında, İzmir’de dönemin önemli bir şiir ortamı olma özelliğini taşıyan Besim Akımsar’ın Kovan dergisinde Mehmet Metin imzasıyla okurla buluşacaktır. Nahit Ulvi, 1945’de yayımlanan ilk kitabı ‘Sebep’e kadar üç küçük broşürle şiirlerini gün ışığına çıkartmıştır; ‘Üç Gönül’ (1937), ‘Leyla’ (1937) ve ‘Irgat’ (1942). Kendi adlandırmasıyla ‘şair namzedi’ Attilâ İlhan’ın 941’de İzmir, Behçet Necatigil’in İzmir, 1944 şiirleri de o yılların İzmir’ine gönderilmiş şairane bakışlardır. 60’lı yıllarda, sekiz yıl İzmir’de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliği yapacak olan Attilâ İlhan’ın İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nâzım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat’ında, 16 yaşındayken tutuklandığını, iki ay hapis yattığını ve okuldan uzaklaştırılarak Türkiye sınırlarında okuma hakkını yitirdiğini üç beş meraklı okur dışında kaç kişi bilir ki? 

İzmir’in şansı
1950’ler İzmir edebiyat dergiciliği açısından yavan bir görünüm sergilese de, İkinci Yeni etkileri İzmir’e de ulaşır. Bir yandan Garip ve 40 Kuşağı izleklerini sürdüren şairler, öte yandan yeni şiirin ilk ürünlerine özenen gençler, imbatın yaladığı bu kentte, şiir adına naif ve romantik şair yaşantıları ortaya koyarlar. Öte yandan semt meyhanelerinde bohem bir hayat söz konusudur. Şair Özdemir Asaf, sekiz köşeli Agora Meyhanesi’nin sekiz köşesine ayrı şiir yazmıştır. “Bir tek iyiliğin tüm kötülüklere meydan okuduğu yer” olan meyhanenin dillerden düşmeyen şarkısının sözleri ise, Doktor Onur Şenli’ye aittir. Şiir, ilk kez 1959’da Ege Ekspres gazetesinde yayımlanmıştır. Bu dönem şiire gönül vermiş birçok imzanın ortadan kaybolması, geri çekilmesi, farklı türlere yönelmesi de dikkat çekicidir. İlk şiirlerini İzmir gazetelerinde ve Kervan dergisinde yayımlayan Dinarlı Nedret Gürcan’ı unutmamak gerekir bu bapta. İzmir şiir ortamı periferisiyle karşılıklı etkileşim içinde olmuştur hep.
Gündüz Badak yönetimindeki Evrim, Özkan Mert, Berin Taşan, Refik Durbaş, Arif Karakoç, Mehmet Kıyat, Günel Altıntaş, Ruşen Hakkı gibi şairleri birbiriyle buluşturmasıyla, yayımlandığı 22 sayılık periyotta belirli bir şiir düşüncesi oluşturamamışsa da, kapsadığı şiir örnekleri adına bir şiir verimini ortaya koyabilmiştir. 60’lı yıllar, görece özgürlük ortamında, İzmirli genç şairlerin ilk adımlarını attıkları yıllardır. Bu gençler, 70’li yıllara içerikte toplumsal kaygılar güden, biçimde şiir olanı arayarak yol alırlar. Eleştirmen Mehmet Yaşar Bilen’in nitelikli çabalarıyla kendini işaretleyen 70 Kuşağı’nın önemli bir damarı da İzmir’de atmaktadır. Bu yıllarda, yukarıda andığım Attilâ İlhan’ın yayın yönetmenliğini üstlendiği Demokrat İzmir’in sanat sayfalarını başka bir şair Ali Rıza Ertan yönetmeye başlayacaktır. Gazetenin sanat sayfaları, bugün bile özlemini sürdüren bir nitelikle İzmir ve çevre illerden genç edebiyatçıları ve şairleri ortaya çıkarmasıyla, desteklemesiyle anılacaktır. “Yorgun kapısına dikil akşamın/ Hesap sor alnındaki birikmiş terle/ Ey adanmış olanla gelen” dizeleriyle nitelikli bir toplumcu şiirin izini süren otuz beş yaşında aramızdan ayrılan Ali Rıza Ertan, “bu marşı da siz çalın ey korkusuzluk/ bilin bir şölen kadar kısadır hayat” dizelerinin şairi olan ve yirmi sekiz yaşında hayata veda eden Ender Sarıyatı, şiirin İzmir’deki kısa tarihine kısacık ömürleriyle damga vurabilmiş iki şair profili olarak ekleneceklerdir.
Ali Rıza Ertan’ın Hüseyin Yurttaş, M. Kadri Sümer ve Ahmet Günbaş ile birlikte kurucuları arasında yer aldığı Dönemeç ise, İzmir şiir ortamında şair ve şiir tasarımına dair en belirgin çizgiyi koymuş edebiyat dergisi olmakla birlikte, İzmir’de günümüze kadar ulaşan şair topluluklarının oluşmasında, muhalif bir şiir dilinin filizlenmesinde önemli bir rol üstlenmişti. Sedat Şanver’in öncülüğünde yayımlanan Ayrım Şiir’i ise 80’lerden 90’lara atılmış, şiiri enikonu sorun edinen bir köprü olarak ele alıp hak ettiği önemi teslim etmemiz gerekecektir. Çünkü, çıkışını ve yayım hayatını “Şair kapıkulu değildir!” diye manifestolandıran dergi, bir şiir hareketliliğine yol açmasıyla, etkisini İzmir sınırlarından ülke şiir gündemine taşıyabilmişti. İzmir’in şiir adına şansının, bir şiir düşüncesiyle, kuramsal çabalarla, şiire yön verebilecek, yeni kanallar açabilecek bir birikimle yol alma koşullarının olgunlaşması olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda Veysel Çolak, bir şiir düşüncesi ve ortamı oluşturmak adına hiç pes etmediği serüvenini günümüze kadar sürdürmüş bir şiir adası olma özelliği taşır. Günümüze kadar 185 sayı yayımladığı Dize adlı aylık şiir seçkisi, bir şiir okulu niteliği de taşımaktadır. Özellikle 80 sonrası şiire seçiciliği ve kuramsal katkılarıyla kılavuzluk eden Mehmet H. Doğan’ın İzmir’de yaşamış olması da kuşkusuz büyük bir şanstır. 

Kentin köşelerinde...
İçinden geçtiğimiz şu günlerde İzmir şiir ortamının ve gündeminin hayli derin bir yoğunluğa sahip olmasında, bu kısa tarihte şiirin ufkunu açan herkesin payı vardır. Kentin pek çok salonunda şiir tartışılmakta, şiir festivalleri düzenlenmekte, şiir dinletilerinde şairler okurlarıyla buluşabilmekte, otobüs duraklarından ve dev billboardlardan şiir gündelik hayata nüfuz edebilmektedir. Her tarih eksik yazılır ya biraz, ama İzmir’de şiirin kısa tarihini Abdullah Neyzar Karahan, Turgay Gönenç, Hüseyin Peker, Mehmet Sadık Kırımlı, Oğuz Tümbaş, H: Recai Atalay, Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Timuçin Özyürekli, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Sina Akyol, Yusuf Alper, Mansur Balcı, Fergun Özelli, Muzaffer Kale, Yücelay Sal, Tuğrul Keskin, Hayri K. Yetik, Zeynep Uzunbay, Namık Kuyumcu, Nazmi Ağıl, Derya Çolpan, Kazım Şahin, Mehmet Sarsmaz adlarını anmadan yazmak fazlaca bir eksiklik olmaz mı? Kırk yaşın altındaki şairler ise, sürdürdükleri şiir hayatlarıyla, kendi şiir tarihlerini kendi özgünlüklerinde yazabilecekleri birer varsıllığa sahipler. İzmir şiir ortamının bu varsıllığa gereksinimi ise, had safhada!