Şiirin tarihi şaire doğru akar

Şiirin tarihi şaire doğru akar
Şiirin tarihi şaire doğru akar
Özgünlük ve özerklik... Bu iki konunun sonuçları bize hangi imkânları sunacak?
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Neresinden düşünelim şimdi? Ya da tam olarak hangi bağlama sadık kalarak okuyalım? Madem ki Peter Wagner’in ifadesiyle ‘modernliğin ayrıştırıcı söylemi ‘özgünlük ve özerklik’tir’, Türk şiiri nereden itibaren ve nasıl özgün ve özerk olmuştur? Bunu kavramayı başarırsak modernizm meselesini halletmiş sayılabilir miyiz? Tam da Yalçın armağanın vurguladığı gibi ‘yapıtı’,(veya dönemi, dönem de yapıtların toplamıdır çünkü) bir kavramla okumayı deneme ya da yorumun çoğul olması, modernizmin bir niteliği olarak karşımıza çıksa’ bile böyle midir bu? Hem, Kant’ın ‘Aklını kullanmak cesaretini göster’ sözü sadece modernliğin değil bizim de alacağımızın yolun başlangıç noktası olabilir değil mi? Sorularla ilerlediğimin farkındayım, çünkü Yalçın Armağan da haklı olarak sorularla ilerlemenin cazibesine kapılmış durumda? Belki bu, asıl mesele bu, soru sorabilmek. Hem soru sormadan, sorgulamadan modernizmi ve yazarın ileri sürdüğü ‘edebiyat kurumu’ kavramını nasıl anlaşılır kılabiliriz ki? ‘Edebiyat kurumu’ diyor Yalçın Armağan, ‘edebiyat yapıtlarının oluşturduğu toplumla sınırlı olmayan, asıl olarak bu yapıtların dağıtımını, ‘üretim’ini ve alımlanmasını etkileyen baskın düşüncelerin bütünüdür’. Belli ki bir kanon vurgusu da taşıyor bu tanımlama. En genel bağlamda ‘çevre’ veya ‘çevreler’le ilişkilendiriyor olup bitenleri. Öyle olmasaydı, ‘Batı’daki kültürel dönüşümü anlamak için geliştirilmiş bir kavram’ olan modernizm bizde tepkiyi de içeren bir tutuma dönüşebilir miydi? Estetik olmakla birlikte toplumsal bir tonu da içerir bu yüzden kavram. Tarih olmasa bile tarihe su taşır.
Bizde, hele bizde,modernliğe tepkiyi de modern bir durum olarak yorumlamadan yol almak ‘imkansız’ gibi gözükür bana.Türk şiirinin modernliği ile kavramsal bakışın modernliği arasında her zaman bir sorun var olagelmiştir. Bu bir kaynak, kaynama sorunudur aynı zamanda. Terminolojisini, dolayısıyla düşünme sistematiğini edebiyatının yaratıcı hamlesine paralel olarak geliştiremeyen toplumlar iki temel çıkmazdan kurtulamazlar. İkame, ithal terminoloji ve geçmişten yola çıkarak okuma. Günü ıskalamaktır bu. Elbette, çağdaşlığın gereklerindendir etkin kültürün literatürüne baş vurmak, ondan yararlanmak. Geçmişe doğru da sonsuzca okunabilir her eser ve dönem. Fakat, edebiyat eserinin ilkin estetik değil politik düzeyde algılanması mantığı, elbette yeni ve modern olanı iğdiş etmek için hem ‘özerklik karşıtlığı’na yönelecek hem de ‘yeni keşif’ ve gelenek ‘icad’ları arayacaktır. Bu sebepten, zaten modernizm gibi tartışmalı, hala tartışılan ‘…kavrama odaklanan çok sayıda çalışmanın varlığına rağmen konunun karmaşık niteliğini korumaya devam etmesine rağmen’ Yalçın Armağan’ın girişimi dikkatle izlenmeyi hak ediyor….
Nereden ve nasıl okuyup düşünelim diye sormuştum. Özgünlük ve özerklik ve bu iki konunun sonuçları bize hangi imkanları sunacak? Yalçın Armağan’ın göstermek istediği biraz da bunlar mı? İkinci Yeni’nin bir düğüm olarak hep karşımıza çıkması kaçırılmış zaman ve dikkatlerin sonucu da değil mi? Üstelik konu ve konular o denli karmaşık bir örüntüye bürünür ki hiçbir zihin bunun altından tam kalkamaz. ‘Fayda ekseninde şekillenmeyen modern sanat ’ yorumu da bizi tam karşılayamaz. Kitaptaki haliyle modernizmi tartışmaya 1860’lardan başlarsanız hele, ne Namık Kemal’i anlayabilirsiniz ne Ziya Gökalp’i. Faydayı, sosyal hedefi düşünmeden, kavramsal bağlamda gözetmeden sağlıklı yorumlara gitmeniz zorlaşır. O yüzeden belki de Türk Şiirindeki modernizm dünyanın ender ‘özgün ve özerk’ süreçlerinden birisi olarak düşünülmelidir. Her ne kadar, Yalçın Armağan’ın çok yerinde vurguladığı gibi; ‘ Türkiye ’de de modernlik ve modernizm, temelde Batılı modelle kurulan ilişkiye göre biçimlenmiş’ olmak gibi temel bir karakteristiğe sahip olsa bile, asıl yaratıcı hamleyi yapan kavramlar ve etkiler değil, şair ve yazarların inanılmaz kapasiteleridir. Bir ‘süreksizliğin’ içinden fışkırmak gibi parodik özelliklere bile sahiptir bu atılımlar. ‘Parasız yatılılık’ ki bir bakımdan parodiktir. Hatta, her şairin bir modernizm süreci vardır. Bakınız, İlhan Berk. 

Şiirin tarihi şaire doğru akar
Hacimli bir tezin entelektüel bazda okunur halde geliştirilmiş örneği ‘İmkânsız Özerklik’. Elbette, edebiyat tarihile paralel giden bir düşünme sistemi de var. Devletle, sistemle, her tür kamusal ilişki ile bir şekilde ilerleyen Türk şiiri konusunda, estetik direnç, kamusal fayda, güdüm, özerklik ve özgünlük gibi konu başlıklarının içini doldurma çabasındaki özen, eldeki kitabı daha ‘verimli’ kılıyor. ‘İkinci Yeni, şiiri, modernleşmenin erken dönemlerindeki görevlerinden (kamusal faydayı kastediyor olmalı) kurtarmak için politik söylemin uzağında bir dil kurmuş özerklik talebinin toplumsal yanını en başta cinsel ahlaka karşı çıkarak ifade etmiştir. Yine özerkleşmenin semptomlarından(!) biri olarak görülebilecek özgünlük anlayışından hareket ederek dünyayı uzlaşımsal biçimde değil, kişisel imgelem açısından temsil etmiştir’ benzeri yorumlarının özgünlüğünü kim inkâr edebilir. Zaten, şiirin tarihi şaire doğru akar. Yani insana. Modernlik de insanın dışında değildir. Özgünlük ve özerklik de öyle.

İmkansız Özerklİk
Türk Şiirinde Modernizm, Yalçın Armağan, İletişim Yayınlar, 2011, 159 sayfa, 14.5 TL.