'Sınıf'tır, çatışır...

'Sınıf'tır, çatışır...
'Sınıf'tır, çatışır...

Halide Edib Adıvar

Halide Edip'in romanlarında çoğu zaman bir öğretmenin sesi duyulur. Daha güzel bir ülke hayaliyle yazdığını düşündürür okura. Eserlerinin temelinde bir yerlerde halkı eğitmek güdüsü hissedilir. 'Yolpalas Cinayeti' didaktik bir roman değil, aksine, yazarın eğlenerek yazdığı, ironi dolu bölümleri olan hoş bir roman
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE / Arşivi

Bazı yazarları iyi tanıdığımızı sanırız oysa az bilinen yapıtlarıyla bizi şaşırtmayı başarırlar. Halide Edip Adıvar’ın eserlerinin gözden geçirilip yeniden basıldığı bu günlerde, yazarın eserlerini yeniden okumaya pek niyetli değildim; fakat elime daha önce okumadığım Yolpalas Cinayeti geçince, Halide Edib’den bir cinayet romanı hemen ilgimi çekti... Roman, 1930’larda varlıklı bir müteahhittin Şişli’deki evinde gerçekleşen bir cinayeti anlatıyor. Romanın ilk sayfaları, cinayet zanlısının mahkemede hâkim tarafından sorgulanmasıyla başlıyor. Zaten romanın üçte ikisi bu yargı sürecinin işleyişini, tanıkların dinlenmesini, gerçeklerin ortaya dökülmesini gelişim içinde veriyor. Özellikle mahkeme sahnelerinin geçtiği romanları seven biri olarak, bu bölümleri hem çok inandırıcı hem de yeni oluşan bir cumhuriyetin adalet duygusunu yansıttığı için ilginç buldum.
Anlatılan cinayet, çok varlıklı ama silik kişiliğe sahip Bay Sallabaş adında bir işadamı ile yoksul bir çevreden gelen, sonradan görme hırslı karısının evinde geçer. Olaylar, bu evde dadılık yapan Akkız adındaki köylü bir kızın ve ev halkının etrafında gelişir. Akkız, küçük yaşta bir ailenin yanına besleme olarak girmiştir. Ona çok iyi bakan ve eğitim veren Bursalı ailenin yanında yirmi yaşına kadar kalır. Daha sonra kaplıcalarda tanıştığı zengin Sallabaş ailesinin küçük oğluna dadılık yapmak üzere İstanbul’a gelir. Çocuğa olan sevgisi, bu yeni geldiği evde uğradığı haksızlıklara aldırmaz hale getirir onu.

Gizli nedenler ve okur
Akkız, romanın ilk satırlarında cinayeti işlediğini itiraf eder. Cinayet aleti de bellidir. Tipik bir cinayet romanında katilin kimliğinin ve kullanılan aletin saptanması gerilimi yaratan unsurdur. Halide Edib, gerilim unsurunu özellikle bunları yapmayarak, asıl gerilimi cinayetinin nedeninin ortaya çıkmasıyla sağlamış. Gerçekten de ilerleyen sayfalarda, olayların geliştiği sahneler nesnel bir bakışla anlatıldığı halde, altında yatan gizli nedenler okurun merakını diri tutuyor.
Halide Edib farklı sınıflar ve toplumun farklı kesimlerini, başyapıtı Sinekli Bakkal romanında olduğu gibi Yolpalas Cinayeti‘nde de kendi renkleriyle, töreleriyle canlandırıyor. Çizdiği her insan portresi, belli bir geleneğin izlerini taşıyor. Yarattığı mikro kozmos’ta toplumun her kesimi temsil ediliyor; her karakter sadece kendini değil, simgesi haline geldiği bir kesimin gerçeklerini de ifade ediyor.
Örneğin, romanın bir bölümü (cinayetten bir gece önce) Sallabaş ailesinin evinde verilen şık bir daveti anlatıyor. Şampanya ve havyarların bolca tüketildiği, erkeklerin frak, kadınların dekolte tuvaletler giydiği akşam yemeğinde, bireyler arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri minik birkaç cümleyle anlamamızı sağlıyor. O gece davete gelen Bayan Sungur, Alman mektebi mezunu; Bayan Bilgan, Dame de Sion mezunu; Bayan Bozkurt ise Kolej mezunu olarak tanıtılıyor bize. İstanbullu bu zengin kadınlar, olaylar karşısında tam da eğitimin aldıkları okulların temel kültürünü yansıtan tavırlar sergiliyorlar. Alman, Fransız ya da İngiliz soylu kadınlarını taklit eden kadınlar, kendi kültürlerine uzak ve yabancılar.
Adıvar, bu kadın portrelerini sadece toplumsal doğruları göstermek için yaratmamış, yılların gözlemlerinin verdiği rahatlıkla, hem biraz alay etmiş hem de romana eğlenceli bir hava katmayı başarmış. Kendisi de Üsküdar Amerikan Koleji mezunu olan Adıvar (tüm biyografileri, onun kolej mezunu ilk Türk kızı olduğunu söyleyerek başlar) “Kolejlilerin Şişli sosyetesinde pek itibarları yoktu. Ukala tanınmışlardı” diye kendiyle de hoş bir şekilde alay eder.
Yolpalas Cinayeti‘nde yazarın yarattığı en ilginç karakter, zengin işadamıyla evlenmiş Bayan Sallabaş: bu kadın yoksullukla büyüdüğü ortamdan nefret eden aşırı hırslı biridir. Kendi babasını, dilediği gibi aşağılayabilmek için, evine kâhya olarak işe alır. Evdeki tüm çalışanlar ondan korkarlar; onun gözünde değerli olan tek kişi, ona Avrupalı asilzadelerinin ve Amerikalı milyonerlerin davranışlarını anlatan ve onlar gibi davranmasını sağlayan Fransız oda hizmetçisidir. Bu özenti kadından İstanbul sosyetesi hem nefret eder hem de onun bol para harcanmış davetlerinde mutlaka bulunmak ister. Para ve güç için her şeyi yapabilecek bir kadın portresi olarak sunulan Bayan Sallabaş, ilginç bir şekilde, kendi geçmişi hakkında yalan söylemez. Aksine, geldiği çevrenin onu ne denli para hırsına büründürdüğünün farkındadır. Aynı yemek davetinde kendisine “Siz kırk beş kuruşun iştira kuvvetini biliyor musunuz?” diye sorulduğunda “Nasıl bilmem. Biz Karagümrük’te beş boğaz, bazen bir hafta kırk beş kuruş bulup yiyemezdik” diye yanıtlar.

Zihinlerdeki batı
Bayan Sallabaş’ın kişiliğinin eksikliklerini, tam karşıtı olan Akkız karakteri sayesinde daha net görürüz. Bu türden karşıtlıklar, Adıvar’ın bazı karakterleri netleştirmek için kullandığı tekniklerden biridir. Bayan Sallabaş’ın ne denli ilgisiz bir anne olduğu, Akkız’ın çocuğa şefkatli davranışlarının yanında daha göze batar. Birbirlerinin ters yansıması şeklinde gelişen karakterler, yine birbirlerinde iyilik ve kötülük nedenlerini bulurlar.
Adıvar’ın romanlarında karşıtlıklar sadece karakter zıtlıklarıyla kalmaz. Diğer romanlarında yaptığı gibi Yolpalas Cinayeti‘nde de Adıvar, karşıt görüşleri tartıştırmaktan hoşlanır. Bayan Sallabaş ile Paris’te okuyan idealist yeğen arasında geçen konuşma, o yıllarda şekillenen Doğu-Batı tartışmalarındaki karşıt görüşleri de netlikle ortaya serer. Bir yanda, Batı uygarlığını sadece kendi kapitalist düzen ihtiyaçları açısından ele alan karakterler yaratır, öte yanda ise demokrasi ve adalet düzeni anlamında anlayan genç bir hukukçu vardır. Her ikisi de batılılaşmadan söz eder oysa çok farklı anlamlarda ‘Batı’ vardır her birinin zihninde.
Halide Edip, Yolpalas Cinayeti‘ni Paris’te yaşadığı yıllarda (1936) kaleme almış. Bu dönem yazarın olgunluk döneminin başlangıcı sayılır. Halide Edib’in romanlarında çoğu zaman bir öğretmenin sesi duyulur. Daha güzel bir ülke hayaliyle yazdığını düşündürür okura. Eserlerinin temelinde bir yerlerde halkı eğitmek güdüsü hissedilir. Yolpalas Cinayeti didaktik bir roman değil, aksine, yazarın eğlenerek yazdığı, ironi dolu bölümleri olan hoş bir roman. Romanın sonlarına doğru, adalet sisteminin işleyişi -ya da nasıl işlemesi gerektiği- ile ilgili genç hukukçunun yargı önünde verdiği savunma konuşması yer alıyor. Yazar, bu uzun monologu duygusal ama mantıklı bir çerçeve içinde vermiş. Doğu’nun değerlerini ve Anadolu kültürünü öne çıkartmış. Bu bölümde yaptığı bazı göndermeler özellikle çok hoş, örneğin “Büyük bir Fransız kadını ‘anlamak affetmektir’ demişti” diye George Sand’a atfedilen sözleri anıyor. Aslında aynı sözler Tolstoy’un Savaş ve Barış romanında da geçer. Adıvar’ın romanı olumlu bir tonda bitirmesine de çok yarıyor bu sözler.
Yolpalas Cinayeti‘nin bu yeni baskısında, genç okurlar düşünülerek, eski Türkçe her sözcüğün aynı sayfada karşılığı verilmiş. Bazı sözcükler için gerekebilirdi böyle bir uygulama ama ‘hâkim’, ‘nüfus tezkeresi’, ‘ispat etmek’, ‘ekseri’, ‘lakap’ (tüm bu sözcükler romanın birinci sayfasında yer alıyor, fazla ileri gitmeye gerek bile yok) bunları bilmeyen var mıdır? Gereksiz dipnotlar bazen romanın bütünlüğüne zarar verebilir, burada da öyle olmuş. Ama romanın Selim İleri’nin sonsözüyle zenginleştiğini de eklemek gerekir.
Bugünlerde çoğu romanını kitapçılarda bulabileceğimiz Halide Edib Adıvar’ın hayat hikâyesi de okura hep ilginç gelmiştir. Biyografileri yıllar içinde hep yeniden basılır ve her yıl yazar üzerinde çok sayıda tez yazılır. Kitapçıda benim gözüme iki kitap ilişti: Hicran Göze’nin kaleme aldığı Halide Edib Adıvar, Zor Yılların Zor Kadını (Boğaziçi Yayınları) ile Frances Kazan’ın Halide Edip ve Amerika (Bağlam Yayınları) kitapları.

YOLPALAS CİNAYETİ

Halide Edib Adıvar
Can Yayınları
2008
79 sayfa
6 YTL.