Sipehsalar

Sipehsalar
Sipehsalar
'Sipehsalar Risalesi'ni yeniden okurken bir kez daha gördüm ki kitap bir tasarımdır
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Bazı kitaplar isimleriyle vardır. Hele o kitap hafızamızın bir köşesine güzellik dolu yaşantılarla yerleşmişse ömür boyu okuruz. Ben kitapların da bir canlı olduğu, insanlar gibi kaderlerinin bulunduğu görüşünü romantik bulup da burun kıvıranlara gülümseyip geçerim. Dünyada her şey zaten bizim bir şeye değer verip vermeyişimizden ibaret değil mi? ‘Bir şeyi sevmekle başlamaz mı her şey.’ ‘Sipehsalar Risalesi’, benim için birkaç dost ismi demek hem. Kitaba ulaşmanın şairce heyecanını paylaşan Ahmet Bayazıt demek. Osmanlıca baskısını benim için temin eden Sabri Koz demek. Pinhan Yayınları’nın Tahsin Yazıcı çevirisini elime aldığımda yeniden yaşadım, tekrar yaşamak için özellikle okudum…

Pinhan, yeni kuruldu. Doğu ve Batı ’dan güzelim eserleri okuyucuyla buluşturuyor. Bu yazın yayın hamlesini neredeyse o yapıyor. Kitapçılarda onun hareketini görüyoruz. Hem ‘Sipehsalar Risalesini’ yeniden okurken bir kez daha gördüm ki kitap bir tasarımdır. Dahası her kitap bir projedir. Bu duyguyu verdi bana Pinhan’ın yayınları. Bilmez değilim kitap hakkında binlerce aforizma üretilebilinir. Ancak, kitabın yazar tarafının tekilliği ile okur tarafının çoğulluğunun değişmezliği benim daha çok ilgimi çekiyor sanırım. Her yayın, her yeni yayın, bir yandan yazarın tekilliğine duyulan saygı olduğu kadar okurun çoğulluğuna verilen değerin de göstergesi olmalı. Kağıttan hurufata, seçilen kitaplardan ciltlemeye, renkten biçime değin bu saygıyı, bu değer duygusu görünmeli kitapta. Sipehsalar hediye edilecek kadar güzel bir basım olmuş. Her ne kadar Mevlânâ ismi, öne çekilmiş olsa ve ‘Mevlânâ ve etrafındakiler’ nitelemesiyle tamamlanmış olsa da ilgimi çekmiyor benim. Tek başına Sipehsalar, yeterince çağrışımlı ve çağırıcı. Mevlânâ hakkında yazılan ilk kaynakların darlığı düşünüldüğünde Sipehsalar’ın değeri daha da artar. Hem, bir çekelim bakalım aradan bu kitabı. Eflaki nerede kalıyor İbtidaname nereden can buluyor? Kaynak bu. Mevlânâ adına dönüp dolaşılıp içilecek en duru su bu.

‘Sipehsalar Risalesi’ gibi anlatım esasına dayalı ve nispeten kolay da anlaşılan kitaplar pek çok yöntemle okunabilir. Bu tür metinler asıl değerlerini satır aralarında saklarlar. Bir yandan da tasavvufun sevdiği bir benzetmeyle söylersek deniz gibidirler. Kıyıdan başka, uzaktan başka, dipten başka, üstünden başka görünürler. Şüphesiz, Mevlânâ’nın hayatını en gerçekçi haliyle vermek bakımından tarihi değeri de yüksek bir eserdir. Tahsin Yazıcı’nın başta geliştirdiği sorular yerinde olmakla birlikte eserin gücü sebebiyle ayrıntı derecesine inmektedir ister istemez. Tasavvuf yolunun, büyük mutasavvıf ve şairlerin sadece aktüel hayatları yer almaz burada. Dikkatle okunduğunda hem problemler üretirler alt metin bağlamında hem de devrin ruhunu yansıtırlar. Şimdi şu ifadelere bir bakalım. Mevlânâ’nın babası Bahaeddin Veled’den bahsederken; “Hiçbir toplantı olmazdı ki, orada ciğeri kanla dolu olan yanmışlardan ve niteliksiz güzelliğe âşık olanlardan canını feda edenler olmasın….”, “Öyle sözler ederlerdi ki, o sözleri üç dört derece basitleştirmedikçe hiçbir yaratık anlamazdı…” Niteliksiz güzellik ve sözü üç dört derece basitleştirmek! Uzun uzun düşünmeye değmez mi? Ya felsefe-medrese kavgası. Fahreddin-i Razi’nin gammazlıkla suçlanması. Sadece bir olay mı? Dedim ya böyle metinler sonsuz okumaya açıktır. Biraz büyüteç biraz çengelli bir zihin pek çok şeyi çözer.
Bildiğimiz biyografilerin dışında, yüceltme ve manevi atmosferi zirveye çıkarma gibi amaçlar taşısa da o çağların yöntemi budur. Geriye doğru yazılan metinler ister istemez çağlarının etkisini taşıyacaktır. Böylesi metinlerin envanter içerikleri de ayrıca çok ilginçtir. Özne kadar çevrenin sosyal , kültürel ve siyasal şartlarını dışa vurur. Türkmen de, ölüm de, aşk da, bağlılık da iç içe geçer. ‘Gayb aleminde yaşamak istersen akla ait eziyetlere ve dünyanın boş şeylerinden ilgiyi kesmeye katlanmak gerekir, ki cenneti göresin.’ ‘Beşeriyet aleminden silinmeden Tanrı’yı görme alemine giremezsin’ sözleri sadece okuyana değil bütünüyle zamana seslenmek ister.

Sipehsalar ve İbtidaname (Sultan Veled’in eseridir) olmadan, Mevlana, Ahmed Eflaki’nin sınır tanımayan aşk yangınında savrulup gider. Bu iki kitap sadece Mevlânâ’nın değil çevresindekilerin de biyografisi sayılır. Ve bana öyle gelir ki, Baba ve oğul (Bahaeddin Veled ve Sultan Veled) iki geniş ova gibi bir dağın zirvesini, Mevlânâ’yı belirgin hale getirirler. Sipehsalar, bu dağdaki en kalıcı yankıdır. Sevilmeyi hak eder. Mevlânâ her şeye değer.

Mevlana veEtrafındakİler
Feridun bin- Ahmed-i
Sipehsalar, Çeviren:
Tahsin Yazıcı, Pinhan
Yayınları, 2011, 184
sayfa, 18 TL.


    ETİKETLER:

    Mevlana

    ,

    kitap

    ,

    aşk

    ,

    Hediye

    ,

    Yayın

    ,

    Sözler

    ,

    yazar

    ,

    batı

    ,

    sosyal

    ,

    kaynak

    ,

    dolu

    ,

    derece