Sırf gözbebeklerim beyaz diye...

Sırf gözbebeklerim beyaz diye...
Sırf gözbebeklerim beyaz diye...
Türkiye'de fantastik edebiyatın akla ilk gelen adı Barış Müstecaplıoğlu, usta işi kitabı 'Şamanlar Diyarı'nda öncelikle insanın insana ettiklerinin üstünde dururken, unutulmaz bir dünya yaratıyor
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

Barış Müstecaplıoğlu’nun artık fantastik edebiyatın ustası olduğunu kanıtlayan kitabı ‘Şamanlar Diyarı’nın açılış sayfasında ünlü ozan Sera Om Talse’nin Nasra Dağları adlı şiirinden bir alıntı var. Talse bu şiiri Kermak Savaşı’nda bir altın madeninde esirken yazmış, o madenden de hiç çıkamamış. Tıpkı dünyanın neresinde, hangi devirde olursa olsun, insanların kendi kendilerini hapsettiği hoşgörüsüzlük zindanlarından çıkamayışları gibi. Talse, “Gözbebeklerim beyaz olduğu için, benden nefret ettin” diyor. Oysa “Farklı dillerde konuşsak da aynı rüyaları görüyorduk. Farklı şarkılar söylesek de aynı özlemleri duyuyorduk.” ‘Şamanlar Diyarı’, sırf farklı yerlerde doğdukları için, biçimleri, göz renkleri birbirinden farklı olduğu için birbirlerinden nefret eden insanların hikâyesini anlatıyor.
Ama bunu ustaca kurulmuş bir olay örgüsüne yedirerek, gerçekten akılda kalacak karakterlere ve yaratıklara can vererek yapıyor. ‘Şamanlar Diyarı’, “dans ederek tanrıların katına çıkan” şamanlarıyla, yılanbaşlı kuyrukları ile hem çekici, hem itici bir tablo çeken harnanlarıyla; denizleri, diyarları, ormanlarıyla cezbedici ve inandırıcı bir bütün oluşturuyor. Klasik iyi-kötü mücadelesinin üstüne çıkarak, keşke ortak olsa dedirtecek bir amacı dile getiriyor: “....herkesin mutlu olduğu, kimsenin acı çekmediği bir yer.” Yazarının adı gibi, barış içinde bir dünya , dünyalar... Daha da ilginci, ‘Şamanlar Diyarı’nda akı bembeyaz, karası simsiyah olmayan karakterlerin de bulunması. Haritadan da anlaşılacağı gibi, olayların esas olarak geçtiği ülke, Delkarna. Vaktiyle pek çok farklı ülkeden oluşan bu toprakları ilk kez, Sultan Arterus’un atalarından Koledion “tek bir insan ömründe ortak bir hükümdarlık altında” toplamış ve “farklı milletlerden farklı diller konuşan insanları Delkar adı altında bir ve bütün” yapmış: Tek ve barış içinde yaşanan büyük bir ülke. 

Sultan’ın ordusu
Ne var ki Koledion’dan sonra gelenler bu mirası gereğince koruyamamış. Şimdiki Sultan Arterus ise, Nasralar’ın kökünü kazımak istiyor. Delkarlar ile barış içinde, onlara tabi olarak yaşayan Nasralar’ı ya öldürüp, ya çok uzaklara gönderip topraklarına el koyacaklar. Tıpkı insanların daha önce harnanlara yaptıkları gibi. Bu amaçla, Nasra köylerini içindeki halkla birlikte yakıyor, casuslarıyla başında Orsalin’in bulunduğu asilere haber salıyor. Onlar saldırınca da orduyu üstlerine gönderiyor. Bu olup bitenlerin suçunu da Nasralar’a atarak, halkı kendi yanına çekmeye çalışıyor. Katliamı gerçekleştirenlerin bizzat Sultan’ın ordusundan askerler olduğunu çok az kişi biliyor. Diğer askerlerin bile bundan haberi yok.
Sultan’ın içine korku salanlar ise, onun deyişiyle “hayvan adamlar”, yani şamanlar. Onların köklerinin kazınmadığını acı bir olay sonucu öğreniyorlar. Saraya giren bir (İnsan? Büyücü? Yaratık?) Sultan için çok değerli bir şeyi, altın damlayla mühürlü bir parşömeni çalmış. Ancak, insan olması mümkün değil, büyücü olması da. Saray büyücüsü genç Derian duman büyüsüyle, onun kuş, Nazkor ayısı, arı ve kartala dönüştüğünü saptıyor. Sihirbazlar başka yaratıklar şeklinde görünebilir, ama onlara dönüşemezler. Belli ki bu şahıs bir şaman. Oysa Sultan’a bağlı zalim Zincir örgütünün başındaki amansız genç kadın Olein’e göre, hepsi Zincir’in ajanları tarafından öldürülmüştü. Sultan, yeniden güvenini kazanabilmesi için Olein’e parşömeni geri getirme görevini veriyor. Derian’la birlikte çalışacaklar.
Arterus şamanlardan niye korkuyor peki, niçin onları sindikleri deliklerden çıkarmak istiyor? Çünkü şamanlar insanların kulağına Kadim Diyar’a ilişkin masallar fısıldıyorlar. Diyorlar ki, orada herkes eşitmiş, hatta aynıymış. Kadim Güçler’in gözünde herkes birmiş. Halkın da aklı çabuk çelinir, malum. Sultan Arterus işte bu yüzden ülkesinin bu masallardan arınmasını istiyor.
Parşömeni çalan, gerçekten de bir şaman, adı Darok. En son şekline büründüğü kartal olarak elinde onunla ganimetiyle, Kaptan Gura’nın gemisi Kılıçbalığı’na iniyor. Birlikte yola koyuluyorlar. Teknedeki Nasralar’ı ve başka nedenlerle bu topraklardan kaçmak isteyenleri güvenceye taşımak niyetindeler. Gemideki insanları belki de, eski günlerde insanların katliamından kurtulup kaçan harnanların ülkesine götürebiliriz diye düşünüyorlar. Yanlarında kafeste tuttukları bir harnan kaptan var, ama onlarla konuşmuyor. Kaptan Zorgo’yu ve yılanbaşlı kuyruğu Ordos’u, Erasla Ormanı’na sığınmış olan Şamanlar’ın atası Melkara’ya götürmeyi planlıyorlar. Melkara belki onu kandırır diyorlar, çünkü vaktiyle çok harnan kurtarmış. Yeni ülkeye onun heykellerini dikmişler, kendilerini hâlâ Melkara’ya minnettar hissediyorlar. Yaşlı şaman, onlarla gelip eski dostu harnanları ikna etmeyi kabul ediyor. 

Büyü diye bir ilim
Zor bir iş, çünkü harnanlar Nasralar’ı da sevmiyor. Asırlar önce onlar katledilirken, evlerinden, topraklarından sürülürken Nasralar Delkarlar’la işbirliği yapmış da ondan. Yaşlı şamanlar ise harnanları “adil ve güvenilir bir ırk” diye anarmış. Melkara kadım zamanları anlatıyor: Harnanlar’ın, Delkarlar’ın, Nasralar’ın hep birlikte barış içinde yaşadığı zamanlar. Kadim Güçler’in ölümsüz temsilcileri de insanlar ile harnanların arasında gezinirmiş. Ancak Güç Sahipleri bir gün hiçbir açıklama yapmaksızın ortadan kaybolmuşlar. Geride de Büyü diye bir ilim bırakmışlar.
Gemide onların dışında, Nasra katliamından uzaklaştırmaya çalıştıkları genç Eymar ile küçük kızkardeşi Natensi de var. İki kız, önce Nasralar’ın eline düştükleri için büyük bir korkuya kapılmışlar, ama sonra durumun sandıkları gibi olmadığını anlamışlar. Darok’un yıllar sonra gördüğü kızkardeşi, kiralık kılıç olarak çalışan şaman Kaye de,Setiran Limanı’ndaki üzücü bir olayın ardından ister istemez onlara katılıyor. Olein ile Derian ve seçkin Delkar savaşçıları ise, üç gemiyle onların ardında. Barış isteyen herkesin tek umudu ise, Sultan’ın tek barışçıl evladı Prens Torin’de.
Barış Müstecaplıoğlu, çok gezen, çok gören, çok da araştıran bir yazar. Televizyonda kendisiyle yapılan bir söyleşide, “Her şey gerçekten yola çıkıyor, alıp hayalgücünde farklı şekle sokarsın,” demişti. Doğrudur, o da çeşitli ülkelerde, farklı insanlardan, özellikle de edebiyatçıları bir araya geldiği bir etkinlikten öğrendiklerini, ‘Şamanlar Diyarı’na dönüştürmüş. Bellibaşlı ilham kaynaklarından birinin üstat Mehmet Siyah Kalem olduğunu söylüyor. Hatta Melkara’nın anlattığı şamanlardan birine Siyah Kalem adını vermiş. Öyle bir şamanmış ki, gezdiği yerleri, gördüklerini, yaşadığı maceraları çizerek anlattığında (bütün şamanlar yapar bunu) onun çizgileri, gözüyle gördüğünden daha gerçek gelirmiş bakana. Müstecaplıoğlu’nun kitaplarından biri de, 14. yüzyılda yaşamış gizemli şamanist ressam Mehmet Siyah Kalem’in eserlerini odağına alan “Bir Hayaldi Gerçekten Güzel”di. Yani ustayı yakından tanıyor.

ŞAMANLAR DİYARI
Barış Müstecaplıoğlu
İthaki Yayınları
2012, 304 sayfa, 22 TL.