Sırr-ı hakikate ulaşmak

Sırr-ı hakikate ulaşmak
Sırr-ı hakikate ulaşmak
Viran Abdal Dergâhı Postnişini olan Hilmi Baba bir cinayete kurban gider. Ali Yakup, ittihatçılardan kaçıp saklandığı dergâhta bir yandan Bektaşi erkânını öğrenmeye, bir yandan da katilin izini bulmaya çalışır
Haber: RAYE ASKIN / Arşivi

‘Lâmekân’, Aleviler üzerine araştırmalarıyla tanınan gazeteci Murat Küçük’ün ilk romanı. Küçük, geleneksel Alevi-Bektaşi kavramlarından olan Lâmekân kavramını Hallac-ı Mansur, Nesimi, Şeyh Bedreddin çizgisinde romanlaştırmış. Sözlükte, “mekânı olmayan, mekânsız, yersiz yurtsuz” anlamına gelen Lâmekân, Alevi-Bektaşi tasavvuf anlayışında “mekândan münezzeh olma, arınma, ezeli ve edebi olma, sırr-ı hakikate ulaşmak” anlamında kullanılıyor... 1910’lu yılların sonlarında İzmir ; Rumların, Ermenilerin, Türklerin ve Alevilerin kozmopolit bir toplum yapısı oluşturduğu bir şehir görünümündedir. Dağılmak üzere olan bir imparatorluğun için için kaynadığı ve çeşitli mücadelelere tanık olduğu günlerdir. Rumlar ve Ermeniler milliyetçi amaçlarını gerçekleştirebilmek için her yolu denemektedir. İttihatçılar milli devleti kurmak için her yönde mücadeleye girişmişlerdir. Alevi ve Bektaşi topluluklar bu hengâmeden zarar görmeden çıkmaya çalışmaktadır. Farklı düşünce ve inançları bir arada tutmaya çalışan az sayıda insan vardır. Bu nazik dönemde bir Bektaşi dergâhı olan Viran Abdal Dergâhı Postnişini olan Hilmi Baba bir cinayete kurban gider. Osmanlı sosyalist hareketinin lideri olan Hüseyin Hilmi’nin takipçisi olan romanın kahramanı Ali Yakup, ittihatçılardan kaçıp saklandığı dergâhta bir yandan Bektaşi erkânını öğrenmeye, bir yandan da katilin izini bulmaya çalışır.
İzmir’de bir matbaada çalışan Ali Yakup, mürettiphaneye gelen dergiler sayesinde memleket meseleleri ve siyasetle ilgilenmeye başlar. Kitaplara, okumaya düşkünlüğünü bu matbaada gidermektedir. Bir süre sonra dergilerini bastıkları Osmanlı Sosyalist Fırkası üyeleriyle dostluk kurar. Kısa zamanda kendini Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın başı çektiği muhalif bir ortamda bulan Yakup, sosyalist ve ateist düşünceleriyle dönemin adem-i merkeziyetçi grubunda yer alır. 1913’te İttihatçıların darbesi sonucu kaçacak yer bulamayınca beklenmedik bir şekilde derviş olmaya karar verir. Bu kararı sadece bir saklanma ihtiyacından değil Bektaşi Dergâhı’nın mürşidi Hilmi Baba’yla olan sohbetleri sayesinde almıştır. Gönülden bağlandığı Hilmi Baba’nın öldürülmesi üzerine Ali Yakup, Bektaşi tarikatının temellerine doğru uzun bir yolculuğa çıkar. 

Rumca Bektaşi nefesleri
Romanda öncelikle Alevi-Sünni anlaşmazlığının tarihi izlerini görüyoruz. Batı Anadolu ’da Börklüce Mustafa, Torlak Kemal ve Şeyh Bedreddin’in düşüncelerini yaşatmaya çalışan Tahtacıların, Kızılbaşların ve Bektaşilerin Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi karşılaştıkları zorluklara şahit oluyoruz.
Yazar; İştirakçi Hüseyin Hilmi, Prens Sabahattin, Baha Tevfik, Abdullah Cevdet gibi düşünürlerin din, devlet, millet, aile , ortak paylaşım (sosyalizm) etrafında yaptığı tartışmalara giriyor ve Tanrının varlığı-yokluğu, evrenin birliği (vahdet-i vücut), Platon ve Yeni Platonculuk anlayışlarını tartışıyor. Hz. Ali-Muaviye çatışmasından Muhittin Arabî’ye, Şeyh Bedreddin’e kadar geniş bir yelpazede varlık ve Tanrı-insan ilişkisini değerlendiriyor.
II. Abdülhamit’in istibdadının ardından özgürlük umutlarının coşkusuyla ilan edilen II. Meşrutiyet ve sonrasında Osmanlının yaşadığı dini ve ideolojik çatışmalar romanda İzmir örnekleminde ele alınıyor. Yahudiler, Ermeniler ve özellikle Rumların dış güçler tarafından kışkırtılmaları karşısında beraberce doğup büyüdükleri topraklarda Türkler ve Alevilerle birlikte barış içinde yaşam arayışlarını görüyoruz. İttihat ve Terakki politikalarının Arnavutlar, Rumlar, Yahudiler ve Ermeniler üzerinde nasıl yavaş yavaş imparatorluktan kopuşa yol açtığına ve halkın eşitlikçi, çoksesli bir meşrutiyet hayalinin milliyetçi ideallerle nasıl parçalandığına tanık oluyoruz. Yazar, bu parçalanmışlığın dinler, tarikatlar, dergâhlar, medreseler arası ilişkilere izdüşümünü gözler önüne seriyor.

Lâmekân
Murat Küçük
Horasan Yayınevi
2011, 302 sayfa, 14 TL.