'Soğuk, karlı bir gecede...'

'Soğuk, karlı bir gecede...'
'Soğuk, karlı bir gecede...'
'Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrûkesi' hâlâ 'ayrıksı' ve 'aykırı' bir roman...
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Ankara Caddesi’nin Sirkeci’ye yakın Semih Lûtfî Kitabevi’ni ‘Yarın Yapayalnız’da anlatmaya çalışmıştım. Hem kitabevi, hem Semih Lûtfî’nin yayınevi bence bir dönemin simgesi, doğrudan doğruya tarihçesidir.
Bu yayınevi, Latin alfabesine geçtikten sonra popüler edebiyatın verimlerini okurla buluşturmuştur. Aka Gündüz’den Güzide Sabri’ye, Suat Derviş’ten Mükerrem Kâmil Su’ya çok geniş bir yelpaze. Okur üzerindeki etkisini de sanırım 1940’lara kadar sürdürmüş. Sonra yayınevi usul usul ‘piyasa’dan çekiliyor.
Kitabevi, ‘Yarın Yapayalnız’daki ‘metrûk’ haliyle 1960’ların sonuna kadar yaşadı. Derken orası da yitip gitti. Düne kadar bir tavuk burgercisiydi. Şimdiyse hediyelik eşya satıyor. Eski günlerinden hiçbir iz kalmadı.
Güzide Sabri imzalı ‘Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrûkesi’ni o kitabevinden almıştım. Kapakta Münif Fehim ilüstrasyonu. Tam o sıralarda ya da biraz daha öncelerde, roman sinemaya aktarılmış. Sezer Sezin romanın baş kişisi ve anlatıcısı Fikret’i canlandırıyor. Bir zamanlar, roman, okurları peşinde sürüklemiş; tabiî, beyazperdeye aktarılışı da büyük ilgi devşiriyor, sinema kapılarında kuruklar...
‘Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrûkesi’den televizyon dizicileri herhalde habersiz. Çünkü, yazılışından, yayımlanışından handiyse yüz on yıl sonra bile bu romanın beyazcamda çok gönüller yakacağını söyleyebilirim.
Lâcivert Yayıncılık Güzide Sabri’nin bu romanını geçen yıl yeniden yayımladı. Yayına Zeynep Berktaş hazırlamış. Orijinal metin korunmuş; eski sözcüklerle ürülü bazı cümlelerin bugünkü karşılıkları köşeli ayraç içinde verilmiş.
1905’in verimi ‘Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrûkesi’ düşündürücü bir roman. Öyle üslup filan aranmadan yazılmış. Kurgusu derme çatma. Bir anı defterine çiziktirilmiş satırlar, hatta hezeyanlar, sabuklamalar. Yine de sarsıyor okuru. Oysa edebiyat tarihlerimiz hemen hep hor görüp geçmiş.
Mehmed Rauf’un unutulmaz ‘Eylûl’ü ‘imkânsız aşk’ı ille ‘beyaz aşk’a dönüştürmeye çalışır. eskilerin platonik aşk dedikleri bir duygu fırtınası. Güzide Sabri beyaz aşktan karasevdalar yaratmış. Uzaktan uzağa ‘Aşk-ı Memnû’ romanın dokusuna sızıyor.
Meselâ Fikret, tıpkı Bihter gibi, yaşlı kocasına ihanet etmek istememekte, fakat Doktor Nejad’a tutkusunu saklayamamaktadır.
Behlûl, Bihter’i baştan çıkartıyor. Doktor Nejad sadece âşık. Öyleyken cinselliğe teğet geçiliyor. ‘Eylûl’, ‘Aşk-ı Memnû’, ‘Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrûkesi’, üçünde de ‘yasak aşk’ hüküm sürüyor ama, sonuncusundaki kadın okurlara çok daha yakın gelmiş.
‘Eylûl’ aşkı yargılamıyor, ama ‘derin’den tahlil ediyor. Halid Ziya handiyse yargılıyor, fakat Bihter’in yaşlı eşi Adnan Bey’i ‘suçlayarak’. Güzide Sabri sadece gözyaşı akıtıyor.
Özellikle kadın okurları, hemen hepsi muhafazakâr yaşama koşullarındaki kadın okurlar, nice dönemler, Fikret-Nejat aşkı için gözyaşı dökmüşler. Düşünün, Birinci Dünya Savaşı, koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun göçüşü, yeni umutlarla beslenen ‘genç’ Cumhuriyet, İnönü devri, Demokrat Parti; evet ama, 1960’larda bu eser için hâlâ gizli gizli ağlayan hanımlar hatırlarım.
Onları ‘Gramofon Hâlâ Çalıyor’da yazdım. Edebiyat sosyolojisi açısından ilgi devşireceklerini ummuştum. Sayfalarımda sönüp gittiler.
Piyasa romanı sayılmış ‘Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrûkesi’nin, evli kadının da yeniden -ya da ilk kez- âşık olabileceği konusundaki cesur, atak tavrı üzerinde yazık ki pek durulmamış.
Güzide Sabri sonra rotasını değiştiriyor. 1920 tarihli ‘Yabangülü’nde ya da 1941 tarihli ‘Neclâ’oa ‘evlilik ahlâkı’nın peşine düşüyor. ‘Hicran Gecesi’nin (1937) kötücül kahramanını, o ‘meşum kadın’ıcezalandırmaktan geri kalmıyor. Toplumun genelgeçer ahlâk anlaşını sarsmaya artık yanaşmıyor.
‘Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrûkesi’ hâlâ ‘ayrıksı’ ve ‘aykırı’ bir roman...

Gündeş öneriler:
Hayat Güzeldir’ , Mustafa Kutlu, Dergah Yayınları, 2011.