Sol gözüm, acemi gözüm!

Sol gözüm, acemi gözüm!
Sol gözüm, acemi gözüm!
Geçirdiği beyin kanaması sonucunda sol gözü dışında hiçbir uzvunu kullanamaz hale gelen Jean-Dominique Bauby'nin 200 bin göz kırpmasıyla 'yazdığı' 'Kelebek ve Dalgıç Giysisi', dört dalda Oscar'a aday gösterilen Julian Schnabel filmiyle mükemmel bir 'deney'e dönüşür, deyim yerindeyse 'tamam'lanır
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Fransız moda dergisi ELLE’in editörü Jean-Dominique Bauby, Aralık 1995’te geçirdiği beyin kanaması sonucunda, milyonda bir rastlanan ve ‘locked-in-sydrome’ (‘içerde kilitli kalma sendromu’ diye çevirebiliriz) denen hastalığa ‘hapsolur’. Vücudunun hiçbir yerini hareket ettiremeyen, sadece sol gözünü (göz kapaklarını) kullanabilen Bauby, bedenine hükmedemeyen beyninin diğer fonksiyonlarına ise hâkimdir. Onun hikâyesini ‘yegâne’ kılansa, bu vaziyetteyken bir ‘ kitap yazma’ eylemine girişip bunu sonlandırabilmesidir. ‘Kelebek ve Dalgıç Giysisi’ (Le Scaphandre et le Papillon) adındaki kitabın yayımlanmasından birkaç gün sonra hayatını kaybeder Bauby, Mart 1997’de.
Bu kitap, edebi değerinden ziyade Bauby’nin ‘özel’ durumu nedeniyle ilgiye değerdir. Yazarın ‘locked-in-sydrome’ durumundayken bile zehir gibi çalışan beyninden yansıyanlar, ‘Kelebek ve Dalgıç Giysisi’ni bir edebiyat şaheserine çevirmez, ama Bauby’nin hastanade yaşadıklarını (aslında hissettiklerini), hatıralarını, rüyalarını kısa bölümler halinde önümüze getirir. Bu bölük pörçük gibi duran metinler, yazarın içine hapsolduğu ‘dalgıç giysisi’ pozisyonunu gözler önüne serer. Sol göz kapaklarını kırparak harfleri işaretlediği uzun yazma sürecindeyse yanında Claude Mendibil vardır. Onun 10 aylık bir sürece yayılan ‘yazma’ serüvenini hayata geçiren kadındır Mendibil.
Dediğimiz gibi, oldukça dağınık bir çalışma olmasına karşın, Bauby’nin azmine hayran kalmamak mümkün değildir bu kitapta. Yaklaşık 200 bin göz kırpmasıyla vücut bulan ‘Kelebek ve Dalgıç Giysisi’, onun hayatla kurduğu ilişkiyi ‘daha dürüst’ bir açıdan aktarır bizlere. Durum, onu ‘gözden geçirme’ye yöneltir, hatalar ve günahlarla yüzleşmek de kaçınılmazdır. Öte yandan sevdiği insanları ve onlarla geçirdiği güzel günleri hatırlaması da ‘iyi’ gelmektedir ona, ‘ilginç’ rüyalarla zihnini meşgul etmesi de...
Jean-Dominique Bauby’nin durumunu ‘Sol Ayağım’ın (My Left Foot) yazarı Christy Brown’la da karşılaştırmak mümkün. Ancak bu karşılaştırmada onun bir adım geride kaldığı da aşikâr, en azından edebî anlamda. Bir yandan Bauby’nin durumunun çok daha ‘çözümsüz’ olmasıyla artı değerler taşıdığını da söyleyebiliriz. Klostrofobik ‘kilit altına girme’ sendromunun yarattığı yılgınlık da cabası... 

Bauby’nin sol gözüdür kamera
Bauby’nin kitabının sinema sanatının hizmetine sunulması diye bir şeyi düşünmek zor(du). Ta ki Julian Schnabel imzalı ‘Kelebek ve Dalgıç’ı görene kadar. Sinemanın istediği hiçbir şeye sahip olmayan, buna karşın istemediği her şeyi önümüze koyan kitap, bu filmde tam anlamıyla mükemmel bir ‘ yorum ’la sunulur bize.
Julian Schnabel, Bauby’nin ‘locked-in-sydrome’ durumunun resmini yaparken, keyifli bir izleme süreci vaat etmez öncelikle. İzleyeceklerimiz, yazarın yaşadıklarının ‘içe dönük’ bir yansımasıdır. Kamerayı Bauby’nin sol gözü kılar yönetmen ve bu gözün gördükleri üzerinde yapılandırır filmini. Teknik olarak izleyiciyi ‘zorlayan’ bir durumdur bu. Filmde ‘doğru’ bir kadraj neredeyse yoktur. ‘Standart’ bir izleme serüveninden uzakta gezinir Schnabel, durumun trajikliğini sömürecek hamlelerden de özenle kaçınır.
En iyi yönetmen, uyarlama senaryo (Ronald Harwood), görüntü yönetimi (Janusz Kaminski) ve kurgu (Juliette Welfling) dallarında Oscar’a aday gösterilen ‘Kelebek ve Dalgıç’, Jean-Dominique Bauby’yi canlandıran Mathieu Amalric’in ‘duran’ performansından da mükemmelen faydalanır. Aktör, bir oyuncu için son derece zor (hatta istenmeyen) bir kompozisyon çalışması içine girer. Bauby’nin ‘dalgıç giysisi’ne hapsolan ‘kelebek’ misali durumunu hassasiyeti bir an bile olsun kaybetmeden yansıtır. Onun sol gözüyle oynarken, gözünden aksedenleri ustaca resmeden görüntü yönetmeni Janusz Kaminski de filmin kahramanlarından biridir. ‘Deneysel’ bir çalışmanın izlerini takip ediyor gibidir onun görüntüleri. Ancak bu deneysellik, hikâyenin duygusundan uzaklaşmayı getirmez beraberinde, aksine bu duyguya daha da yaklaşmanın müsebbibi olur. Bu görüntüleri kurgulayan Juliette Welfling’in işiyse çok daha zordur, yönetmen Julian Schnabel’le birlikte. İkili, Jean-Dominique Bauby’nin yazgısını film karelerine dönüştürmenin ‘anlamsızlığı’nın üstesinden gelmiş, hatta bu durumu tersine çevirip ‘anlamlı’ kılmıştır. Kitabın yarım yamalak yaptığını ‘tamam’ hale getirir Welfling ve Schnabel, Bauby’nin fiziksel kapanışının yanıltıcılığını görünür kılmayı da başarırlar.
Ne yalan söyleyelim, ‘Kelebek ve Dalgıç’ın dört dalda Oscar adayı olması şaşırtmıştı bizleri. Oscar gibi ‘standart’ peşinde koşan bir organizasyonun böylesi ‘standart dışı’ bir çalışmaya yakın durması, pek rastlanır bir şey değildi. Evet, kazanamadı Oscar’ları ama yedinci sanatın ne denli zengin bir yelpazede değerlendirilebileceğini kanıtladı ‘Kelebek ve Dalgıç’. Bu sayede, bu filmi hiçbir zaman göremeyecek bir kitle de ‘meraktan’ izledi Julian Schnabel’in yapıtını.
Not: ‘Kelebek ve Dalgıç’ın DVD’sini raflarda bulmanız mümkün.

KELEBEK VE
DALGIÇ GİYSİSİ
Jean-Dominique Bauby
Çeviren: Burçin Gerçek
Arion Yayınevi, 2007
(2. baskı), 120 sayfa
8 TL.