Şövalye, vatansever, doktor ve edebiyatçi

Şövalye, vatansever, doktor ve edebiyatçi
Şövalye, vatansever, doktor ve edebiyatçi

Sherlock Holmes sinemada en çok canlandırılan karakter olarak Guinnes Rekorlar Kitabı na girmiş durumda.

Sherlock Holmes bugün hâlâ dünyanın en tanınmış dedektifi. Yüzlerce fan kulübü, dikilmiş heykeli, yüzyıl önceki haliyle korunan bir evi var. Kahramanın her yıl beş milyon kitabı basılıyor
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

“Yaman Çelik, Keskin Bıçak, Arthur Conan Doyle, Şövalye, Vatansever, Doktor ve Edebiyatçı”… Mezar taşına yazılı bu sıfatlara bakılırsa renkli bir kişiliği, heyecanlı bir hayatı varmış Doyle’un. Tıpkı kahramanı Sherlock Holmes gibi. Ne yazık ki Doyle’un ünü zamana yenik düştü, adı kahramanı kadar anılmıyor, başından geçenler şimdilerde kimseyi ilgilendirmiyor. Oysa Sherlock Holmes güncelliğini hiç yitirmedi. Maceraları hâlâ ilgiyle izleniyor, romanları satılıyor, fimleri, çizgi filmleri, TV dizileri yapılıyor, taklitleri üretiliyor, üzerine tezler yazılıyor…
Peki nedir Sherlock Holmes’u -ya da herhangi bir kurmaca karakteri- böylesine dayanıklı kılan? Viktoryen çağlardan çıkıp gelmiş sevimsiz bir İngiliz züppe tiplemesini dünyanın her köşesinde yıllar boyu sevilir kılmak nasıl mümkün olabilir? Bu soruların yanıtları üzerinde düşünmek edebiyatın dinamiklerini kavramak için iyi bir başlangıç noktası ancak bu yazının konusu değil. Niyetim gerek yeni edisyonu gerek bugünlerde vizyona girecek yeni filmi münasebetiyle yazarı ve kahramanı hakkındaki bilgileri tazelemek ve sinemadaki son Holmes uyarlamasına bir muhalefet şerhi düşmek.
Doyle’un Sherlock Holmes’ü; uzun boylu, elinde büyüteci, ağzında piposu, başında avcı şapkası, üzerinde pelerinli pardesüsü ile –herhalde yaşadığı çağda bile- sokaklarda kolay rastlanılamayacak ama kolay kolay da unutulmayacak bir tipti. E. Allan Poe’nun Auguste Dupin karakterinden esinlenerek yarattığı bu kendini beğenmiş, ukala dedektifi 1857’deki ilk macerasında Watson’ın ağzından şöyle tanıtıyordu Doyle; “Boyu bir sekseni geçiyordu, öyle ki, eğildiğinde bile uzun boylu görünüyordu. Zeka pırıltıları okunan gözleri, etkileyiciydi. Şahin gagasına benzeyen ince burnu, tüm yüz görünüşüne atiklik ve kararlılık ifadesi veriyor, çıkık ve sivri çenesi de bir adamın kararlılığına işaret ediyordu.”
Holmes’ün maceralarının anlatıcısı Dr. Watson, bilim adamı olmasına rağmen olayları doğa üstü güçlere yormaya yatkın bir adam. Olayların çözümü için Holmes ile birlikte hareket ediyor, maceralara katılıyor, kimi zaman Holmes’ü ölümden kurtaran rolünü üstleniyor. Sadece bu kadar değil; çok önemli bir görevi daha var Watson’ın; Sherlock Holmes’un karakter ve davranış özellikleriyle taban tabana zıt kişiliği sayesinde Holmes’un karizmasını ve çözümlemelerinin etkisini artıran bir işlevi vardır öykülerde. Ayrıca, her öykünün sonunda, olayın ne olduğunun okuyucuya açıklanmasında aracı –dinleyici- rolünü oynar, arada bir üstlendiği ayak işleriyle arkadaşına yardımcı olur. Watson’ın düşüncesindeki basitlik (aslında normal bir insan olması) Sherlock Holmes’a iham verecek, daha doğrusu olayların yanlış yorumlanmasının kaynaklarını gösterecektir. Bu şablon neredeyse bütün Sherlock Holmes hikâyelerinde titizlikle korunmuştur. Doyle bir yanıyla Dr. Watson’dır, diğer yanıyla Sherlock Holmes. 

Düşünceden eyleme
Doyle’un Poe’dan etkilendiğini belirtmiştim. Biraz da Gabardiou etkilerinden söz edilebilir. Ancak Doyle bu iki yazarı da biraz da şaka yollu eleştirir satır aralarında. Şaka kısmını bir kenara bıraktığımızda, “gerçekçi bir etki yaratabilmek için belli şeyleri ayıklayabilmek gerekir” fikriyatından hareketle, gerçekten de ustalarına göre çok daha hedefe kilitlenmiş polisiye hikâyeler yazmıştır.
Tutkulara, duygulara, metafiziğe hiç yüz vermeyen Doyle’un hikâyelerinde hiçbir fazlalık bulamazsınız. Buna karşılık ayrıntıları çok zengin ve çok işlevseldir. Bakın ayrıntılardan nasıl sonuçlar çıkarıyor Holmes; “Gözlerim bana, sol ayakkabının yanında, tam ışığın vurduğu yerde, ayakkabı derisinin üzerinde neredeyse paralel altı kesik bulunduğunu gösteriyor. Kurumuş çamuru çıkarmaya çalışmış beceriksiz birinin elinden çıktıkları açık. Bu yüzden çift akıl yürütmeyle, kötü bir havada dışarı çıktığını ve Londra’nın en kötü temizleyicisine sahip olduğunu çıkarıyorum. Mesleğine gelince; tendirdiyot kokan, sağ işaret parmağında siyah bir gümüş nitrat lekesi ve şapkasının sağ tarafında, streteskobunu saklamış olduğu yeri belli eden bir şişkinliği olan bir beyefendi odama girdiğinde, onun bir tıp adamı olduğunu anlayamamam için aptal olmam gerekiyor...”
Evet, her ayrıntının bir açıklaması var, ama sonuçta böyle bir akıl yürütmenin kendisi biraz abartılı değil mi? İşte bu nedenle Holmes’un hem allegorik hem parodik bir şahsiyet olduğu iddia edilebilir. Bir yanıyla Aydınlanma felsefesinin temsilidir. Ama tepeden tırnağa rasyonel akıl kesilmiş bir detektif tiplemesi yaratmasına rağmen doğa üstü olaylara merakı ve inancı olan Doyle bunu olumlamak için mi, yoksa alaya almak için mi yapmıştır bilemiyoruz. Sherlock Holmes hikâyelerine biraz da şaka karıştığını düşünmeden edemiyorum. Gothic bir atmosfer altında, inanılmaz hatta uçuk denebilecek bir analitik çözümleme ile muammayı halledip bizi hayrete düşürürken, okuyucuda bu akıl yürütmenin olamayacağına ilişkin bir düşünceyi tetikleme ve bu üstün akılcılıkla dalga geçme duygusunu yaratma işlevi görmüyor mu?
Cevabımız her ne olursa olsun sonuç değişmeyecek; Sherlock Holmes bugün hâlâ dünyanın en tanınmış dedektifi. Yüzlerce fan kulübü, dikilmiş heykeli, Baker Street’te yüzyıl önceki haliyle korunan bir evi var Holmes’ün. Edebiyat ve sinema endüstrisinin yıllardır vazgeçemediği bu tuhaf kahramanın her yıl beş milyon kitabı basılıyor dünya üzerinde. Hakkında yazılan kitap sayısı on binlerle ifade ediliyor ve Sherlock Holmes sinemada en çok canlandırılan karakter olarak ‘Guinnes Rekorlar Kitabı’na girmiş durumda. 75 oyuncu tarafından iki yüzden fazla filme uyarlanmış.

‘Kayıp Dünya’nın yazarı
1859 yılında İskoçya’da doğmuştu Conan Doyle. Tıp eğitimi gördü, bir süre Batı Afrika sahillerine gemi hekimliği yaptı, 1882’de Portsmouth’ta muayenehane açtı. Hikâyelerini hasta beklerken yazıyordu. 1887 yılında yazdığı “Kızıl Dosya” adlı hikâyesinde Sherlock Holmes’a hayat verdiğinde mesleği de, kaderi de değişecekti. Hikâyenin gördüğü ilgi ve yeni hikâye talepleri nedeniyle doktorluk ikinci plana düşmüştü. Sonuçta 4 roman 56 hikâyelik bir Sherlock Holmes külliyatı ile polisiye edebiyat tarihine adını yazdırdı. İşin tuhafı elde ettiği bu başarıdan pek de memnun değildi Doyle. 1891’de annesine yazdığı bir mektupta artık Sherlock Holmes’tan kurtulmak istediğini, bu romanların daha iyi şeyler yazmasını engellediğini belirtmişti. Nitekim 1893’te yayımlanan bir hikâyede Sherlock Holmes’ü bir şelaleden aşağı yuvarlayıverdi. Ama ölmemişti Holmes, yazarının hain komplosuna rağmen hayatta kalmayı başarmış, okuyucuların baskısı sayesinde kahramanımız maceralarını sürdürmüştü.
Sherlock Holmes’tan yakasını kurtaramasa bile, Doyle farklı alanlara yöneldi. Şiirler, oyunlar, tarihi romanlar, bilimkurgu romanları yazdı. Bunlardan en önemlisi 1912 yılında yayımlanan –ve sıklıkla sinemaya uyarlanan- ‘Kayıp Dünya’ romanıdır. Ancak o da diğerleri gibi Sherlock Holmes’ün gölgesinde kalmıştır.