Sözcüklerden yapılmış çığlık

12 Eylül gerçeği; abartılmadan kurgulanmış 'Hozandaki Kız'da. Hayatla alışverişleri doğaya verdikleri emek ve alınteriyle sınırlı olan bu insanlar, 12 Eylül'de neler yaşadı?
Haber: GÜLTEN MADENLİ / Arşivi

Yazar Azimet Ceyhan, on yıllık mahpusluktan sonra görece özgür kaldı. Kalemini sadece yeni çalışmaları için değil, her gün karakola giderek atmak zorunda olduğu imzalar için de kullanmak zorunda. Yine de hapishaneden bir çeşit ev hapsine çıkmasını kutluyoruz.
Azimet Ceyhan, romanı ‘Hozandaki Kız ’da bizi alıp, terke dilmiş bir Dersim köyüne götürüyor. Doğanın en zor koşullarında var olma mücadelesi veren, birbirine sevdalı olduklarını sanan karı-koca ve bacası tüten tek bir evle buluşturuyor. Burası en yakın komşuların ancak dağı aştıktan sonra ulaşabildikleri bir köydür. Tesadüflerin bir araya getirdiği bu insanlar, kayıp gitmekte olan hayatlarına tutunma çabası içindedir.
Romana adını veren ‘Hozan’ etrafı ağaçlarla kaplı düz bir alandır. Göz alabildiğine uzanan sürülmemiş tarladır. ‘Hozandaki Kız’ ise, ana karakterin sürekli düşlerine giren, kendine de itiraf edemediği, çoktan yok olup gitmiş olan âşık olduğu ilk kadındır. ‘Hozan’ tarla ekilip biçilmemiş. ‘Hozan kızı’ ise yaşanılmamış bilinçaltı aşktır. Her ikisi de ürüne duramamış ve eksiktir. Tarihin, doğanın gazabıyla yaşanılamamış, parçalanmış hayatlar, romanın örgüsüdür. 

Trajik öyküler
Terk edilmiş köylerdeki evlerin kalıntıları, zorla sürgüne gönderilen Ermenilerin trajik öyküleridir aslında. Tarih ve coğrafyadan geriye kalanlar, kimliğini saklı tutan birkaç Ermeni yetimdir. Dünyaya getirdikleri çocuklarının kendileri olamama ve kimlik bunalımlarıdır. Taşıdıkları kimlikler ileride kendilerinde açığa çıktığında, sonradan Ermeni olduklarını fark eden iki çocuğun bir araya gelmesi de tesadüf değildir.
Yerlerinden, yurtlarından koparılarak sürgüne gönderilen Ermenilerin trajik öyküsü, romanın baş ve sonlarında karşılaşılan tesadüfler gibi görünse de, çarpıcılığı, insan aklının çığlığı gibidir. Romanın bütününü de kapsayan, okuyucuda yürek yarası bırakan hüzünlü bir türküdür. Okuyucu, gelişen olaylarda polisiye bir görev de alırken, gerilimin odak noktasına ummadıkları bir yerde şaşkınlık içinde ulaşır.
12 Eylül gerçeği; abartılmadan, etkili bir dille kurgulanmıştır. Az çok okul görmüş insanların da içinde olduğu bir dağ köyünde nasıl hissedilmiştir? Hayatla alışverişleri doğaya verdikleri emek ve alınteriyle sınırlı olan bu insanlar, 12 Eylül’de neler yaşadı? Aslında kendi hayatlarında nedenini çok da anlamadıkları bir dayatmadır. Kurnazlar nemalanırlarken, Kara kumandan eliyle masumlara bedel ödetilmektedir. Burada insanın everensel trajedisi açığa çıkmaktadır. Bu kitap , on yıldır cezaevinde bulunan müebbede mahkûm bir yazarındır: “Hapiste yazmak, soğuk duvarların ötesinde kalan hayata tutunmak, ondan kopmadan yaşamak, bulunduğu mekâna alışmayı reddetmektir bir anlamıyla. Sürekli volta da olur beyaz kâğıdın üzerinde. Yazacaklarının da sonu gelmez. Güzel dünyaların düşü vardır mürekkebinde. Hapiste yazmak; görünür/görünmez bütün kilitleri kırmaya çalışmaktır. Sözcüklerden yapılmış kocaman bir çığlık atmaktır haksızlığa karşı.”

HOZANDAKİ KIZ
Azimet Ceyhan
Belge Yayınları
2011
342 sayfa
15 TL.


    ETİKETLER:

    12 Eylül

    ,

    Beyaz

    ,

    kitap

    ,

    Kayıp

    ,

    Kız

    ,

    Tarih

    ,

    Okul