Sözler iyiydi de ya öyküler...

Sözler iyiydi de ya öyküler...
Sözler iyiydi de ya öyküler...

Orhan Seyfi Orhon

Bestelenen sözlerini her dinleyişimizde bizi ruhsal yolculuklara çıkaran Orhon, öyküleriyle hem kendi şiirinin hem de diğer öykücülerin gölgesinde kalıyor
Haber: SERKAN KARA - serkankaramalla@gmail.com / Arşivi

Pek çok okurun Veda Busesi şarkısından hatırlayacağı Orhan Seyfi Orhon’un ‘Düğün Gecesi’ isimli öykü kitabı raflardaki yerini aldı. Orhon’un, ilk kez Akbaba Mizah Yayınları tarafından 1957 yılında okuyucuya sunulan kitabında 39 hikâye yer alıyor. ‘Düğün Gecesi’ndeki öykülerde, Osmanlı Devleti’nin son, Türkiye Cumhuriyeti ’nin de ilk dönemlerinden kesitler sunan yazar, dil bakımından kimi okurları zorlayabilir. Zira Orhan Seyfi, hem anlattığı hem de yazdığı dönemin diline uygun olarak Arapça ve Farsça kelimelere sıklıkla yer vermiş. Bu nedenle yayınevi, okurlara kolaylık olsun diye kitabın sonuna ‘Sözlük’ koymuş. Fakat hak getire! Yayınevi, ‘Cemil Meriç’in -Balzac çevirilerindeki dipnotlarla- açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürüyeceğine’, okur için zor olanı tercih etmiş. Bu satırları okuyanların aklına, Türk yazarın öykü kitabıyla Fransız Balzac’ın çevirilerini kıyasladığımız için ‘elmalarla armutlar’ gelebilir. O halde daha denk bir örnekle ‘Sözlük’ bahsini kapatalım. Halide Edib Adıvar’ın ‘Çaresaz’ı geçen günlerde başka bir yayınevinden çıktı. Orhan Seyfi’nin öykülerindekinden daha anlaşılır bir dile sahip romanda –hatta pek çoğu günümüzde de kullanılıyor-, ‘Sözlük’ ihtiyacı doğuracağı düşünülen kelimelerin günümüz Türkçesindeki karşılığı dipnotlarda verilmiş, böylece okur, büyük bir zahmetten ve en önemlisi de okuma kopukluklarından kurtarılmış.
Yazar, ‘Düğün Gecesi’nde de, edebiyatın arka sokaklarında dolanarak sonuca varmaktansa sade ve süssüz bir anlatımı tercih ediyor. Orhon’un öykülerindeki yalınlık, tercih ettiği öykü türünden kaynaklanıyor. ‘Durum Öyküsü’ tarzında, bir milletin geçiş döneminden kesitlerden sunan yazar, ‘ Çocuk Adam’ romanının önsözünde de bahsettiği gibi yine ‘enteresan hikâyeler’ anlatmıyor okura. ‘Sıradan’ hikâyelerin yalın bir üslupla buluşması, Orhan Seyfi’nin öykülerinde ne yazık ki beklenen etkiyi yaratmıyor. Bu noktada ister istemez, bu türün dehası Anton Çehov geliyor akla -ya da Sait Faik… Yazar çeşitliliğini artırabiliriz elbette; fakat biz, bu üç yazarın öykücülüğünü kıyasla devam edelim anlatmaya. Evet, Çehov da, Sait Faik de ‘sıradan’ hikâyeleri muhteşem bir yalınlıkta aktarıyor okura. Bu türün temel özelliklerine baktığımızda aynısını Orhan Seyfi’nin öyküleri için de söylemek mümkün. Fakat her ne hikmetse Orhon’un öykülerinde, ne Çehov’un ne de Sait Faik’in öykülerindeki etkileyicilikten eser var.
Kitabı bitirip derin bir soluk aldığınızda kendinizi bir öykü üzerinde düşünürken bulamıyorsunuz. Hiç olmazsa biri bile kafanızı kurcalamıyor. Çehov’dan ‘Memurun Ölümü’, Sait Faik’ten ‘Mahalle Kahvesi’ ilk akla gelenler; peki ya Orhan Seyfi’den? Mizah yazarlığı yönünden bakacak olursak, ‘Köyde Radyo’ öyküsü düşünülebilir.
Bestelenen sözlerini her dinleyişimizde bizi ruhsal yolculuklara çıkaran Orhan Seyfi Orhon, öyküleriyle hem kendi şiirlerinin hem de diğer öykücülerin gölgesinde kalıyor. Edebiyat dünyası yıllardır, bir yazarın farklı türlerde eser verip vermemesi gerektiğini tartışıyor. Bu konuda eleştirmenler üçe ayrılmış durumda. ‘Vermeli’ diyenler de var, ‘vermemeli’ diyenler de… Ve tabii, ‘yazarına göre değişir’ diyenler de… Sanırım Orhan Seyfi de ilk kategoride yer alıyor.
Radyodan bir ses yükseliyor: “Hani o bırakıp giderken seni/ Bu öksüz tavrını takmayacaktın/ Alnına koyarken veda buseni/ Yüzüme bu türlü bakmayacaktın…”

DÜĞÜN GECESİ
Orhan Seyfi Orhon
Everest Yayınları
2011
175 sayfa
12 TL.