Spinoza okumaları

Spinoza okumaları
Spinoza okumaları
Bazı filozofları modaya dönüştürerek keşfediyoruz. Moda, doğası gereği sona erince de söz konusu filozofu terk ediyoruz. Spinoza'nın Türkiye'deki keşfi de biraz böyle oluyor gibiydi ki...
Haber: YÜcel Kayıran - yucelkayiran@gmail.com / Arşivi

Spinoza, sanki az daha moda haline gelecekti ama ucuz atlatıldı ve geçti. Fakat Spinoza’ya yönelik ‘felsefi mesai’ ve bu mesaiye yönelik ilgi devam ediyor... Felsefe ile moda olmaklık aslında karşıt türden uzamlara aittir. Moda olmaklık, tarihsel olanla ilgilidir, orada da şimdi kategorisinin taşıyıcılığında ortaya çıkar. Felsefe ise, gerek ortaya çıktığı uzam ve gerekse neliği bakımından tarihsel olanın dışında ve üstünde vücut bulur. Felsefe, “şimdi” kategorisi içinde tüketilebilir değildir. Bununla birlikte moda haline getirilmiş felsefi anlayışlar da yok değildir. Varoluşçuluk gibi... Burada da sorun, felsefenin nasıl algılanmış olmasından kaynaklanır. Bazı felsefi görüşler, bir –izm, bir dünyagörüşü oldukları ve böyle algılandıkları ölçüde moda durumuna gelirler. Nitekim moda olan Sartre varoluşçuluğu idi Heidegger’in felsefesi değil.
Bir de Türkiye ’ye özgü bir durum var... Bizde, bazı filozofların keşfi, onun moda haline getirilmesine yol açıyor; bazı filozofları modaya dönüştürerek keşfediyoruz. Moda, doğası gereği sona erince de söz konusu filozofu terk ediyoruz. Spinoza’nın Türkiye’deki keşfi de biraz böyle oluyor gibiydi. Oysa Spinoza, moda olmaklığın içinden kavranılabilecek ve moda haline getirilebilecek türden bir filozof değil. Moda, kuşkusuz ilgili olana değil, herkese bir şey sunar. İlgililerden önce, herkes, aradığım acaba bu mu diye ona yönelir. Ama Spinoza etrafında, filozof moda olmaklıklığa kaptırılmadan, ilgililerinin etrafında toplandığı ve devamlılık ıralı bir çalışma gündemi oluşturuldu. Cemal Bâli Akal’ın karalı yaklaşımının neticesi olan Spinoza Günleri etkinliğinden söz ediyorum.
Spinoza Günleri’nin ilki, 2008, ikincisi ise 2009’da gerçekleştirildi. Her iki sempozyumun bildirileri de kitaplaştırıldı. ‘Spinoza Günleri’ kitaplarının ilki, ‘Teolojik-Politik İnceleme Etrafında’ alt başlığını taşıyor. Bu kitapta, Cemal Bâli Akal, Türker Armaner, Gaye Çankaya Eksen, Eylem Canarslan, Tülin Bumin, Reyda Ergün, Manfred Walther, Alber Nahum, Solmaz Zelyut, Birden Güngören ve Moris Fransez’in bildirileri yer alıyor. ‘Yeni Dünyadan Eski Dünyaya’ alt başlığını taşıyan ikinci ‘Spinoza Günleri’ kitabında ise, Diego Tatián, Solmaz Zelyut, Marilena Chauí, Miriam Van Reijen, Türker Armaner, Maria Das Graças De Sıouza, Manfred Walther, Maria Jimena Solé, Natalia Andrea, Lerussi, Marcelo Gross Villanova, Hheo Van Der Werf ve Reyda Ergün’ün bildiri metinleri yer alıyor. Bu ikinci kitapta, bir “Türkiye’de Spinoza” kaynakçası yer alıyor. 

Felsefi problemler
‘Spinoza Günleri’, biçimsel bakımdan Spinoza’ya yönelik felsefi ilginin süreklilik kazanmasını sağlarken, içerik bakımından da, Spinoza’nın farklı açılardan okunmasına yönelik bir işlevi yerine getirdi. Mevcut toplam göstermektedir ki, Spinoza’ya ilişkin farklı okumalar belirginleşmiş durumda. Bugün artık, rahmetli Ulus Baker başta olmak üzere, Cemal Bâli Akal, Solmaz Zelyut, Türker Armaner ve Reyda Ergün’ün, devamlılık arzeden farklı Spinoza okumalarından söz edilebilir. Baker’in, Akal’ın ve Zelyut’un Spinoza üzerine kitapları mevcut. Reyda Ergün, Spinoza temelli bir feminist bakış açısı geliştirmekte; Türker Armaner, arka planda günümüzün felsefi problemlerini de hesaba katarak Spinoza’nın temel kavramları üzerinde nelik okuması yapmaktadır. Önümüzdeki günlerde, bu farklı okumalara dayalı yeni Spinoza yorumlarının kitaplaşmalarını da bekliyoruz.
Bu ikinci Spinoza Günleri’nde, Almanya , Arjantin, Brezilya ve Hollanda’dan Spinoza üzerine çalışan felsefecilerin katılımı söz konusu. Bu felsefecilerin farklı bir Spinoza okuması sunduklarını söylerken kastettiğim, Spinoza’nın siyaset felsefesi dışında okunmasıdır. Spinoza’nın siyaset bağlamında okunması, daha çok Antonio Negri ile Étienne Balibar’a, yani Fransızlara ait. Balibar’ın ‘Spinoza ve Siyaset’ ile Negri’nin ‘Yaban Kuraldışılık’ adlı kitapları bu bakımdan özellikle önemli. Bu arada, Negri’nin, yeni tercüme edilen ‘Aykırı Spinoza’ adlı kitabından da söz etmek gerekir.
‘Aykırı Spinoza’, Negri’nin ‘Yaban Kuraldışılık’daki ana tezlerinin aydınlık alanında yazılmış makalelerden oluşmaktadır. Bir makaleler toplamı değil, ama bağımsız da okunabilir makalelerden oluşmakta. Burada, özellikle, “Spinoza ve Leopardi’nin materyalizmi üzerine notlar”, “Spinoza’nın Modernlik karşıtlığı”, “‘Spinoza’ya Dönüş’ ve Komünizmin Dönüşü” başlıklı makalelere özellikle dikkat çekerim. Özellikle andığım son makalede, Negri, Marksizimde eksik olanı, varlık kavramını, Spinoza üzerinden, Marksist teori içine yerleştirmeye çalışmakta ve ütopya kavramını devre dışı bırakmaktadır. Spinoza’nın varlık kavramı, ütopya kavramını dışlar.
‘Aykırı Spinoza’da yer alan “Politik İnceleme ya da Modern Demokrasinin temeli”, “Son Dönem Spinoza’daki Demokrasi Kavramının Tanımlanışı Üzerine Bir Tahmin”, “Spinoza’da Demokrasi ve Bengilik” başlıklı makaleler de önemli. Ben, Spinoza’nın, öncelikle varlık ve insanın neliğine ilişkin felsefi düşüncesinin, onun siyaset teorisinden daha önemli olduğu kanısındayım. Özellikle, Spinoza’nın yaşadığı dönemden günümüze gelen süreçte oluşturulan bütün bir modern siyaset felsefesi geleneğini hesaba kattığımızda ki burada yoksun olan Spinoza’nın varlık ve insan kavramıdır, bu durum daha net görülür. Negri’nin varlık kavramını, Marksist teori içine yerleştirme kaygısının nedeni de bence buradan kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle, Diego Tatián’ın ‘Spinoza: Dünya Sevgisi’ adlı kitabının da çok önemli olduğunu belirtmek isterim. ‘Spinoza Günleri 2’de yer alan “Paul Celan’ın Bir şiirinde Spinoza” başlıklı bildirisinde olduğu gibi, Diego Tatián, gerek Spinoza’ya yapılan atıfları irdelerken, gerekse Spinoza’nın felsefesinin kökenlerini gösterirken, söz konusu atıf ve kökenlerin retoriksel olmadığını, hem ontik (varlıksal) bağlara dayandığını hem de kültürel devamlılık içinde yer aldığını edebi bir üslupla dile getirmektedir. Kitapta yer alan “Spinoza Okuru Borges”, “İhtiyat ve Melankoli”, “Epikurosçu Kaynak” başlıklı yazılara özellikle dikkat çekerim. Diego Tatián, aslında Türkiye kökenli; yayınevi kitabın künyesinde, Tatián’ın, 1915’te Kozan’dan Arjantin’e göçmek zorunda kalan Krikor Tatián’ın torunu olduğunu belirtiyor. Diego Tatián, aynı zamanda bir öykü yazarı. Bunu özellikle belirtiyorum. Çünkü Tatián’ın felsefi analizindeki, edebi ifade gücü, onun, edebi yazarlığından kaynaklanıyor olsa gerek.

Spinoza Günlerİ
Teolojik-Politik İnceleme Etrafında
Cemal Bali Akal
Bilgi Üniversitesi yayınları
2009, 138 sayfa, 14 TL.

Spinoza Günlerİ 2
Yeni Dünyadan Eski Dünyaya
Cemal Bali Akal,
Reyda Ergün
2011, 200 sayfa, 20 TL.

Aykırı
Spinoza
Antonio Negri
Çeviren: Nurfer Çelebioğlu Eylem Canaslan
Otonom Yayıncılık
2011, 163 sayfa, 15 TL.

Spinoza:
Dünya Sevgİsİ
Diegro Tatian
Çeviren: Hüsam Turşucu,
Sevin Aksoy Hancı
Dost Kitabevi Yayınları
2011, 151 sayfa, 9.5 TL.