Strindberg'in denizi

Strindberg'in denizi
Strindberg'in denizi
'Açık Deniz Kenarında', aynı Strindberg gibi, küçük bir adaya gelen balıkçılık uzmanı Axel Borg'un adada geçirdiği, bir yıldan az süren zaman dilimini anlatıyor. Beğenmediği ve hor gördüğü ada halkı ve buraya annesiyle gelmiş güzel Maria'dan başka kimse yok etrafta. Romanın ana teması, ne tam anlamıyla ıssız adada yaşam ne de Maria ile Axel'in aşk ilişkisi, çünkü her iki temayı Axel'in kişilik sorunları bastırıyor
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE / Arşivi

August Strindberg’in yaşamında bazı dönemler, açık deniz kenarında bulduğu özgürlüğün ruhunu hafiflettiği dönemlerdi. Deniz havası, karmaşık fikirlerle dolu zihnini adeta temizliyordu. Açık Deniz Kenarında romanını da zihninin en bulanık, geleceğinin en umutsuz olduğu bir dönemde, kendini küçücük bir adaya atarak yazabilmişti. Romanı yazmadan önce İsveç’te oyunları sansürlenmiş, Evlilik başlıklı öykü kitabı da yasaklanmıştı. Ayrıca hırsızlıkla suçladığı bir temizlik görevlisi, on altı yaşındaki kızına tecavüz ettiğini iddia etmişti. Tüm bunlarla baş etmesinde kendisine yardımcı olmasını bekleyen karısı ile de arası bozuktu. Ayrılmaya karar vermişlerdi. Kopenhag’daki tiyatro yöneticiliği ve eserlerinin orada oynanması da sansürle karşılaşınca, beş parasız İsveç’e döndü. Roman için aldığı avansla Kymmend adasına gitti ve orada Açık Deniz Kenarında adlı eserini yazmaya koyuldu. Roman, aynı Strindberg gibi, küçük bir adaya gelen balıkçılık uzmanı Axel Borg’un adada geçirdiği, bir yıldan az süren zaman dilimini anlatıyor. Beğenmediği ve hor gördüğü ada halkı ve buraya annesiyle gelmiş güzel Maria’dan başka kimse yok etrafta. Romanın ana teması, ne tam anlamıyla ıssız adada yaşam ne de Maria ile Axel’in aşk ilişkisi, çünkü her iki temayı Axel’in kişilik sorunları bastırıyor.
Strindberg, kadın düşmanı bir yazar olarak bilinir. Üç kez evlenen yazar, hayatı boyunca yakınlaştığı kadınlardan beklediği şefkati bulamamış, her seferinde büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır. Açık Deniz Kenarında, birinci evliliğinin son dönemine rastlar. Başkasıyla evliyken âşık olduğu Barones Siri Wrangel ile ilişkisi ilk başlarda skandal yaratmıştı. Kocasını yoksul bir tiyatro yazarı için terk eden Siri, oyuncu olmak ve sahnelerde ün kazanmak istiyordu oysa Strindberg ondan anne ve eş olmasını bekliyordu. Üç çocukları oldu ama aile yaşamları asla düzene oturmadı. Hem parasızlık hem de farklı hırsların güdümünde olmaları, birlikteliklerini olanaksız kılıyordu. Strindberg romanlarında hırsı için erkekleri yiyen kadın tiplemesi sık karşımıza çıkar. Yoldan çıkaran kadınlardır bunlar; ne yeterince bilgileri vardır ne de zekidirler, fakat birlikte oldukları erkeklerin yaşam arzusunu yitirmesine neden olurlar. Strindberg’in kadın kahramanlarında Nietzsche etkisi kolayca hissedilir. Kadın erkek ilişkilerinde erkeği olumsuz şekilde etkileyen şey, fiziksel cazibe karşısında erkeğin gücünü kadına teslim etmesidir. Strindberg’in eserlerinde de kadın ile erkek en olmayacak yoğunlukta birbirlerine bağlanırlar, fakat sonrasında güç dengelerinin sarsılmış olması, bu ilişkilerin uzun soluklu olmasını olanaksız kılar. Çağdaş erkek, kadınla arasındaki mesafeden dolayı hep yalnız kalmaya mahkûm görünür yazarın gözünde. Romandaki Axel de yazarın kadın konusundaki düşüncelerini en uç noktalarıyla yansıtır. İnsanları üç ana sınıfa ayıran Axel için, bilinçliler, kendi kendini aldatanlar ve bilinçsizlerden oluşur insanlık. Bilinçsizler sınıfına “çocuklar, çoğu katiller, kadınlar ve bazı deliler” girer çünkü bunların hepsi subjeyi objeden ayırmak yeteneğinden yoksun, henüz yarı yarıya memeli hayvan düzeyinde yaşayan yaratıklardır.
Axel’in kadın konusunda aklı bir hayli karışıktır. Kadını basit bir iş yaparken görse onu hizmetçiye benzetip çok itici bulur (Strindberg’in annesi de, babasının metresi ve karısı olmadan önce hizmetçisiydi, yazar için bu konunun ne denli önemli olduğunu ‘Hizmetçinin Oğlu’ adlı eseri gösterir) kadın kendisine üstünlük sağladığında ise, kendini aşağılanmış hisseder ve nefret duyar. Kadın, ya kibirli ya da aşağı tabakadan olmaktan bir türlü kurtulamaz. Maria’nın davranışı ne olursa olsun, Axel nezdinde doğru yapması olanaksız görünüyor. Ayrıca Maria başka bir erkekle konuştuğunda kendisine komplo düzenlendiği sonucunu çıkaracak kadar da paranoyak davranıyor Axel. Ayrıca Maria’yı en çekici bulduğu zamanlarda, duyguları yerine aklıyla bakmaya çalışıyor genç kadına ve onu itici gösterecek özelliklerini sayıyor kendine. Maria ile aşk konusunda konuştukları bir sırada sevdiğini ama “gözleri kapalı olarak değil” yanıtını veriyor. “Başka zaman aklımızı kullanmayı takdire değer bulurken, hayatta önemli adımların atılacağı sıra onu unutmamız doğru olur mu?” diye sorar Maria’ya. Aşkı “vahşi içgüdüler” olarak tanımlayan ve dizginlenmesi gerektiğini söyleyen Axel, sanki aşkı kendisine yakıştırmaz. Pozitivist bir bilim adamı olarak, ancak dizginlenmesi gerektiğini düşünür arzularının. Kendini dizginledikçe, Maria onu açmaya çalışır fakat onu sert şekilde reddeder, “seçen de, harekete geçen de kendim olmalıyım. Baştan çıkarılmayı sevmem ben” diyerek iter kadını.

Sularla yıkanmış, rüzgârlarla cilalanmış
Axel karakterinin açık deniz kenarında geçirdiği günlerde aradığının küçük topluma kendini kabul ettirmek olmadığı romanın ilk sayfalarında anlaşılır. İlerleyen sayfalarda ise Maria’ya davranışlarının dengesizliğinden aradığının aşk olmadığı da netleşir. Geriye Axel’in doğa ile ilişkisi kalır. Romanın en etkileyici satırlarının Strindberg’in eşsiz güzellikteki doğa betimlemelerinin olduğu söylenebilir. Kumsalı anlattığı satırlar yazarın üstün yeteneğini de gösterir : “kumsalda bir çam ağacının yalnız doruğu duruyordu: kabukları sıyrılmış, kumlarla oğulmuş, sularla yıkanmış, rüzgârlarla cilalanmış, güneşlerle sararmış bir halde: bir mamut iskeletinin göğüs boşluğunu andırıyordu.”
Strindberg’in yazarlığın yanı sıra usta bir ressam ve fotoğrafçı olması, betimlemelerin görsel bir şölen şeklinde anlatılmasına yarıyor belki de. Adanın doğasını anlattığı satırlarda yazar, yüzlerce otun, çalılıkların, ağaçların, çeşitli kuşların adlarını, görünüşlerini şiir dolu anlatıyor. Romanın pozitivist ve yer yer didaktik felsefesinden sıkılacak okur, doğa anlatımlarının olduğu bölümlerde hayranlık duyacaktır.
Strindberg, hayatı boyunca kendini dışlanmış hissetti. Edvard Munch, Paul Gauguin ve Friedrich Nietzsche ile dostluk kurduğu zamanlar hayatının en mutlu dönemiydi fakat o her zaman hemen düşmeye, moralsizliğe kapılmaya hazırdı. Edebiyat tarihinde iz bırakmamış, en olmayacak yazarlarına Nobel edebiyat ödülünü layık gören bir ülkenin, gelmiş geçmiş en büyük yazarlarından biri sayılan Strindberg’i ödüllendirilmemiş olması, edebiyat çevreleri tarafından ne denli dışlandığını açıkça gösterir.
Açık Deniz Kenarında, Strindberg’in en önemli eserlerinden biri değil, fakat Türkçe çevirisinin Behçet Necatigil tarafından yapılmış olması, kitaba olağanüstü bir değer kazandırmış. Hayatımda bundan daha iyi bir çeviri okumadığımı söylersem sakın abarttığımı sanmayın.

AÇIK DENİZ KENARINDA
August Strindberg
Çeviren: Behçet Necatigil
Everest Yayınları,
2009, 218 sayfa
12.5 TL.