Süleyman adında bir fil

Süleyman adında bir fil
Süleyman adında bir fil
José Saramago yeni romanı 'Filin Yolculuğu'nda, Portekiz kralı III. João'nun, kuzeni Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Maximilian'a hediye olarak gönderdiği sevimli fil Süleyman'ın Lizbon-Viyana yolculuğunu anlatıyor
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE / Arşivi

10 Mayıs 1529’da İstanbul’dan yola çıkan, Batılıların ‘Muhteşem’ lakabıyla tanıdığı Kanuni Sultan Süleyman, birkaç ay sonra Macaristan’ın önemli kalelerini teslim almış, ardından da ordusuyla Viyana’ya doğru ilerlemişti. Tarihte I. Viyana Kuşatması olarak bilinen bu olaydan yaklaşık yirmi yıl sonra, bu sefer kıta Avrupasının en doğudaki başkenti İstanbul yerine en batıdaki başkenti Lizbon’dan, bir başka Süleyman yola çıktı. Hedef yine Viyana’ydı.
José Saramago yeni romanı Filin Yolculuğu’nda Portekiz kralı III. João’nun, kuzeni Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Maximilian’a hediye olarak gönderdiği sevimli fil Süleyman’ın Lizbon-Viyana yolculuğunu anlatıyor. Avrupa tarihinin ilk sömürgeci hükümdarlarından biri olan Portekiz kralı, Hindistan ve Brezilya’dan sonra Çin’e de uzanan ilk Avrupalı olarak bilinir. Kendisine Hindistan’dan terbiyecisiyle birlikte gelen file ilk başlarda çok ilgi göstermiş ama bir zaman sonra varlığı unutulan fili, Avusturya ile diplomatik ilişkilerini düzeltmek amacıyla Viyana’ya yollamıştır.

konusuyla şaşırtan roman
Saramago’nun son romanını geçen yıl seksen altı yaşındayken, büyük bir kısmını kalkamadığı hastane yatağında yazdığını okumuştum. Hareketsiz geçirdiği ağır hastalık döneminde belki bir yol hikâyesi yazmasını beklemiyordu okurları, bu yüzden Filin Yolculuğu ilk başta konusuyla şaşırttı fakat bunun ötesinde esprili diliyle, hafifletilmiş bir hayat görüşüyle de hoş karşılandı. Yol hikâyeleri anlatmayı seven bir yazar olarak tanınsa da, asıl ününü Körlük gibi fantastik bir durum karşısında insanlığın aldığı halleri anlatan romanlarıyla kazanmıştır Saramago. Kentli yaşamın yabancılaşmış bireylerini, insanlar arasındaki iletişim bozukluğunu, toplumsal birliktelik kuramamayı, insanlıktan çıkmayı onun kadar iyi anlatan yazar azdır.
Filin Yolculuğu’nda ne tüm şehir halkının görme yetisini yitirmesi gibi fantastik bir tema var ne de insanlığını kaybeden karakterler. Bu son romanında yazar çok insancıl bir temayı ele almış ve bunu da insanların yakınlaşmalarının öyküsü şeklinde anlatmış. Ayrıca Filin Yolculuğu yazarın en azından benim okuduğum romanlarıyla kıyaslayınca bugüne dek yazdığı en eğlenceli kitabı. Fil Süleyman ve terbiyecisi Subhro çok sevimli ve zekiler. 1551 Ağustos’undan 1552 Ocağına dek süren bu yolculuklarında birlikte seyahat ettikleri ve yolda karşılaştıkları herkesi etkilemeyi başarıyorlar.
Roman da kuşkusuz gücünü buradan alıyor: Katı ve önyargılarla dolu engizisyon Avrupa’sını Batı’dan Doğu’ya kat eden Hint asıllı fil terbiyecisi ve filinden çok şey öğreniyor onlarla karşılaşanlar. Yolculuğu iki aşamada ele almak mümkün çünkü bu uzun yolculukta iki ayrı eşlikçileri oluyor. İlk başta, Portekiz ve İspanya boyunca Portekiz kralının korumaları ve saray tarafından bulunan ırgatlar; yolculuğun ikinci aşamasında da İmparator Maximilian ve karısı Maria tarafından karşılanıp Viyana’ya dek birlikte gidiliyor. İlk grupta yer alan komutanın hayatı fille yaptığı yolculuk sırasında ne denli değişiyorsa, İmparator da benzer bir şekilde ruhsal değişimden geçiyor. Roman içine serpilen Hinduizm ve mistisizm hikâyeleri Hıristiyanlık ve mucize anlatılarıyla hoş tezat yaratıyor. Fil terbiyecisi Subhro’nun pasifist felsefesi ve yaşama bakışındaki doğallık, hayatlarında ilk kez bir Hintliyle karşılaşan ve hiç kuşkusuz ilk kez fil gören köylü ve kasabalıları çok etkiliyor. Süleyman ve Subhro’nun dokunduğu insanlar, kilisenin söz verdiği türden bir mucizeyle karşılaşmıyorlar ama ‘öteki’ olarak gördükleri bu yabancılarla karşılaşmak ruhlarında derin izler bırakıyor. Saramago öylesi bir yolculuk anlatıyor ki, bu yolculuğu yapanların bir daha aynı insan olmayacaklarından emin oluyoruz.

Ne beklenir bir yolculuktan?
Saramago’nun anlattığı yolculuklar yol kat etmekle ilgili değildir, ruhsal değişim ya da dramatik dönüşüm etrafında gelişir yolculuk. Yolcu da devinim halinde olmak zorunda değildir, devinim daha çok ruhsal ve zihinseldir. Yazar, yolculuğu farenin tekerlek içinde dönmesinin devinimi gibi algılamaz, hareketin kendisi düşünce ve duygu yaratmalıdır. Salt bir noktadan ötekine gitmek değildir hiç bir zaman ‘yolculuk’. Yeni bir duygu ya da düşünceye ulaşılmadan yapılan yolculuğun önemi yoktur. Bu yüzden Süleyman’ın yolculuğu yinelenmeyecek bir serüvendir. Süleyman’ın hortumuna elini uzatıp onunla vedalaşan bir ırgatın hıçkırıklara boğulması yazarın tam da istediği türden bir yolculuk sahnesidir. Birlikte yolculuk etmiş, birbirlerini taşımış ve yüklerini omuzlamış varlıklar olarak duyguları bölünmez olmuştur artık.
Süleyman’ın koca gövdesinden beklenmedik zarafeti ve Subhro’nun erdemi, yolculuk sırasında da farklı anlamlar kazanır. Saramago hiçbir şekilde Süleyman’ı ya da Subhro’yu yüceltmez. Onlar da bu yolculuktan zenginleşmiş çıkarlar. Kendilerini daha kolay kabul ettirebilirler artık. Oysa ilk başta herkes Süleyman’a direnir. O güne dek tüm emirlerine uyulmuş Komutan ya da İmparator Maximilian yola daha hızlı devam etmek istediğinde, Süleyman’ı yerinden oynatmak imkânsızdır. Süleyman kendi ritmini belirler ve herkes ona uymak zorundadır. Ancak emir kabul etmeyen doğasının anlaşılması sonucunda kafile ilerleyebilir.
Filin Yolculuğu’nda her zamanki gibi José Saramago yine gramer kurallarını ve imla işaretlerini esneterek, kendine has şekilde kullanmış. Diğer eserlerinde dili çok yaratıcı kullandığına tanık olmuştuk, bu romanında aynı yaratıcılık olsa da, dil üzerine kurulu bir öykü değil anlattığı, öykünün kendi coşkusuna daha önem vermiş. Bilinmez bir şehirde yaşayan, adları olmayan insanlar anlattığı romanlarından çok farklı olarak, insanların ve sıcak ilişkilerin romanını yazmış bu sefer.
Saramago’nun bu romanı henüz sadece Portekizce yayımlanmış. Biraz araştırınca İngilizce, Fransızca ya da Almancaya çevrilmemiş olduğunu gördüm, tüm bu dillerden önce Türkçe okunur olması gerçekten çok hoşuma gitti. Artık dünya edebiyatını çok yakından takip eden yayıncılar ve çevirmenler sayesinde, birkaç ay içersinde ilerde klasikleşeceği kesin olan yapıtları okuyor olmamız büyük bir şans. Son olarak romandan aklımda kalan güzel sözlerden bir örnek: “Çoktan öğrenmiş olmamız gerektiği gibi, insan ruhunun en doğru, en eksiksiz temsili bir labirenttir. Bu labirentin içinde her şey olanaklıdır.” 

FİLİN YOLCULUĞU
José Saramago
Çeviren: Pınar Savaş
Turkuvaz Yayınları
2009
198 sayfa, 15 TL.