'Süper hap'ı yuttum!

'Süper hap'ı yuttum!
'Süper hap'ı yuttum!

Limit Yok, Neil Burger tarafından beyazperdeye aktarılmıştı.

Alan Glynn imzalı 'Karanlık Alanlar', gerilim edebiyatına 'tekno' soslar katan bir çalışma. Bu romandan uyarlanan 'Limit Yok' ise, 'ters köşeye yatırma' hissiyatının kurbanı oluyor nihayetinde
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

2001’de yayımlanan ve 1990’ların sonunda geçen bir hikâye anlatan ‘Karanlık Alanlar’, Alan Glynn’in ‘tekno’ atmosferiyle ilgi çeken ilk romanı. Belli bir noktaya kadar hikâye kurgusunda sekmeler yaşamayan bu metin, özellikle sonlara doğru şirazesinden çıkıp toparlanamayacak biçimde değılıyor. Yine de ‘dengede’ tutması çok zor bir yapıya sahip olan romanı ‘ilgi çekici’ bir sahada dolaştırdığı için, Glynn’in çabasını es geçmemek gerek diye düşünüyoruz... Ana karakterimiz Eddie Spinola, yıllardır görmediği eski kayınbiraderinden aldığı bir hapla (MDT-48) beyninin sınırlarını zorlayıp, kendisini ‘süper zekâ’ (yapay zekâ) konumuna taşıyor hikâyede. Ardından kayınbiraderinin öldürülmesi ve zuladaki hapların tamamını eline geçirmesiyle Eddie’nin serüveni çok daha ‘tehlikeli’ bir boyuta ulaşıyor. Tehlike, bu hap sayesinde yaşadığı ‘ sosyal tırmanış’ın yan etkileriyle kendini gösteriyor ve ‘hırs’ının tetiklemesiyle bambaşka bir adama dönüşüyor ‘başarısız’ Eddie. Sınıfsal sıçramanın ve paranın peşine düşen kahramanımız, ‘süper hap’ın yarattığı ‘zihin açılması’nı kendi çıkarları için kullanıyor ve duracağı yeri bilemiyor.
Sadece Eddie’nin statü kazanma mücadelesi üzerine kurulu değil tabii bu roman. İşin içine borsadaki tehlikeli manevralar, cinayetler, borç aldığı Rus mafyasıyla yaşadığı ilişkiler, geçmişten gelen kirli işler, hapın ölümcül yan etkileri, eski karısına duyduğu bağlılık, patronunun kızına olan karşılıksız aşkı gibi ‘saplamalar’ da giriyor, yani alabildiğine karmaşık bir entrikaya ulaşıyor metin. Ama bu entrikanın çıkış noktası ve her şeyin müsebbibi ‘o hap’ oluyor, anlayacağınız ‘hapı yutuyor’ Eddie, ihtirasının kurbanı oluyor, çırpındıkça batıyor ve nihayetinde de dibe çöküyor.
‘Karanlık Alanlar’, başta da söylediğimiz gibi ‘tekno’ işaretlemeler taşıyan bir gerilim romanı. ‘Pulp’ (ucuz roman) havası taşıyan serüveni birinci tekil şahsın tanıklığıyla okuyarak, karakterin yaşadıklarına kendimizi ‘daha yakın’ hissedebiliyoruz. Alan Glynn’in bu tercihi, hikâyenin içine girmemizi, anti-kahraman özellikleri taşıyan karakterin adımlarını rahatça takip etmemizi kolaylaştırıyor. Ama bu durum da belli bir yere kadar etkisini sürdürebiliyor, entrika çatallandıkça Glynn’in numaraları da sökmez oluyor. Giderek koptuğumuz hikâyenin finaliyse tatmin edici olmaktan fazlasıyla uzak bir hava taşıyor, onca sayfanın tortusu olabilecek bir yapıya ulaşamıyoruz.
Yaklaşık 400 sayfalık bu metin, ‘yapay gelişim’in bir noktada çuvallayacağını ve olduğundan farklı bir çizgiye ulaşabilmek için ‘çaba’ harcamak gerektiğini işaret ediyor. Eddie’nin ‘hinlik’ dolu eylemlerinin sonuçları da bu argümanı destekliyor, karakteri giderek içinden çıkılmaz bir noktaya sürüklüyor. Başarıya aç bir insana hak etmediği ‘itibar’ verildiğinde yaşanacak ‘yıkım’ da bu metnin içinden bize doğru koşuyor, hak etmek için ‘kazanmak’ gerektiğini gösteriyor bir kez daha. Bunları hissettirmiş olmasıysa ‘Karanlık Alanlar’ın bize bıraktığı ‘değer’ oluyor sonuçta... 

‘Kaybediş’ hikâyesi tersyüz ediliyor
‘Karanlık Alanlar’ı alıp bir filme dönüştürmek istendiğinde, majör müdahalelere ihtiyaç duyulmasıysa kaçınılmazlaşıyor. Neil Burger imzalı ‘Limit Yok’ (Limitless) da böylesi bir yaklaşıma sahip. Belli bir yere kadar romanın izini takip ediyor film , Eddie’nin (karakterin soyadı Morra olarak değiştirilmiş) ‘süper hap’la (nedense hapın adı da değişmiş!) yaşadığı sıçramayı neredeyse harfiyen aktarıyor beyazperdeye. Yapımcılar da romanın giderek ritmini kaybettiğini fark etmiş olmalılar ki, finale doğru giden bölüm Alan Glynn’in yazdıklarından çok farklı bir yöne doğru akıyor. Romandaki giderek dibe doğru gidişin yerini, bir miktar çırpınış, ardından da yeniden yükseliş alıyor burada ve finalde ana karakteri su yüzüne çıkarıyor film, hem de olduğundan çok daha başarılı ve ışıltılı bir şekilde. Romanla filmin çatıştığı temel nokta bu; romanda bir ‘kaybediş’ hikâyesi okurken, filmde bir ‘kazanma’ hikâyesi izliyoruz. Hollywood standartlarını deforme etmekten kaçınıyor yapımcılar anlayacağınız ve seyircinin rahatını bozacak herhangi bir hamlede bulunmuyorlar. Evet, romanın finali de sorunlu ama en azından ‘çöküş’e ihanet etmeyen bir yaklaşım söz konusu. Filmdeyse klişelerden nasiplenen bir ‘fikir’ öne çıkıyor ve romanın çatısını yerle bir ediyor.
‘Limit Yok’u (romanın 2011 baskıları da filmden nemalanmak adına bu isimle yapılmış) romandan farklı kılan kimi ayrıntılar da mevcut. Birkaç örnek vermek gerekirse... Filmdeki Eddie’nin sevgilisi Lindy karakteri romanda yok; buna karşılık romandaki Ginny (patronun kızı) karakteri de filme aktarılmaya değer bulunmamış... Romanda Eddie’nin eski karısı Melissa’yı daha önemli bir konumda görürken, filmde onu sadece bir ‘uyarıcı’ olarak kullanmış yapımcılar... Romanda karakterin cinayetle suçlanmasını ve polisin devreye girmesini görmüyoruz, ama filmde polis hep Eddie’nin ensesinde... Ve olduğu gibi final, romanı ters köşeye yatıran bir yaklaşımla hayat buluyor filmde... 

Çuvallamak buna denir
Bu filmi iyi bir edebiyat uyarlaması olarak kabul edemeyeceğimiz ortada. Peki bundan bağımsız olarak ‘iyi bir film’ diye değerlendirebilir miyiz ‘Limit Yok’u? Bu soruya da “Evet!” demek mümkün görünmüyor. Zira hikâye kurgusunda yapılan tercihin yanlışlığı, karakterin serüveninden koparıyor bizleri ve havada asılı kalan bir yapıya inanmakta güçlük çekiyoruz. Senaristin koşulları zorlayarak ortaya çıkardığı ‘formül’, belki tekdüzelikten kurtarıyor filmi, belli bir ‘renk’ de katıyor, ama bu rengin resme uygun olmadığı da apaçık görünüyor. Sonuç olarak, hem roman hem de filmin belli bir yere kadar takip edilesi özellikler taşıdığını, ama her ikisinin de finalde farklı biçimlerde de olsa çuvalladıklarını söylemek boynumuzun borcu oluyor.
Not: ‘Limit Yok’, bugünden itibaren sinemalarda.

KARANLIK ALANLAR
Alan Glynn
Çevirenler: Merve Duygun
Butik Yayıncılık
2010, 399 sayfa
18 TL.