Süryaniler: İsa'nın konuştuğu dili konuşanlar

Süryaniler: İsa'nın konuştuğu dili konuşanlar
Süryaniler: İsa'nın konuştuğu dili konuşanlar

Koroların diyalogu ile soru-cevaplı litürji. Genç kızlar, oğlanlardan oluşan koronun sorularına cevap veriyor.

Sebastien de Courtois tarafından hazırlanıp, Douchan Novakovic tarafından fotoğraflanan 'Süryaniler' kitabı, kadim olduğu kadar zengin bir kültüre gönderilen naif bir selam aynı zamanda
Haber: AYÇA ÖRER / Arşivi

İstanbul’dan 100 km uzaklaşıp Anadolu’ya doğru gitmeye başladığınızda sizi yalnızca karşınıza çıkacak ‘denizler’ şaşırtmayacak. Yollar ardından açılan kültürler, eski taşlar arasına kazınan tarihler, türkülerden süzülüp gelen anılar… Şaşıracak şey çok bu memlekette. Eğer yolunuz Mardin’e düşerse, başında beyaz başörtüleri, ellerinde buhurdanlıklarıyla salınan kızlara, geniş bozkırın tam ortasında bir saray gibi yükselen Deyrü’z-Zafaran’ın gösterişine de şaşırmayın. Onlar şimdi sayılar dünyada iki milyon sayılsa da, asıl vatanları Mezopotamya’da üç bini geçmeyen Süryaniler, orası Süryanilerin kadim kilisesi...
Mardin ve çevresinde şarapları, dokumaları, Hıristiyanlığın doğuş dili olan Aramiceyi konuşmaları ile bir ‘doku’ olmakla yetinen Süryaniler son otuz yıllık çalkantı döneminde zaten çatışmaların ortasında kalan kültürlerinin iyice erimesine dayanamayıp, göçtüler. Türkiye ’de 17 bin Süryani yaşıyorsa 15 bini artık İstanbullu. Bir kısmı İstanbul’un çokkültürlülüğe cevaz veren yapısı içinde ‘sandoz’ olmaktan kurtulmaya çalışırken, önemli bir kısmı da yurtdışında Mezopotamya’yı anıp gurbetlik çekiyor şimdi.
‘Gideni gidince’ hatırlama derdinden mustarip bizler de Süryanileri ‘köprüden önce son çıkış’ yazısını görünce keşfettik. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan ‘Süryaniler’ bu anlamda iyi bir vefa kitabı. Sebastien de Courtois tarafından hazırlanıp, Douchan Novakovic tarafından fotoğraflanan kitap , masmavi bir kapının önünde duran yaşlı bir adam portresiyle açılıyor. Aramilerden Süryani Cemaatlerine, Keşif, Mor Yakup Manastırı, Deyr-üz Zaferân, Meryemana Manastırı, Bizans’ın Kenarında bölümlerinden oluşan kitapta, detaylı araştırma güçlü görsellikle örülüyortarafından fotoğraflanan kitap, masmavi bir kapının önünde duran yaşlı bir adam portresiyle açılıyor. Aramilerden Süryani Cemaatlerine, Keşif, Mor Yakup Manastırı, Deyrü’z- Zafaran, Meryemana Manastırı, Bizans’ın Kenarında bölümlerinden oluşan kitapta, detaylı araştırma güçlü görsellikle örülüyor. 

İhtiyacımız olan şey
Dile kolay, Süryani medeniyeti 35 asıra dayanıyor. Kitabın sayfalarında gezindikçe bu kadar zamana biriken kültürün tortularını buluyorsunuz. Mor Gabriel’in avlusundan şafak vakti Tanrı’ya yakaran keşiş, bomboş uzanan vaftizhane salonu, Paskalya coşkusunu az cemaatleriyle paylaşan gençler ve çocuklar, hâlâ dokunan Hz. İsa halıları, Keferze köyünün yaşlıları… Kitabın fotoğrafladığı kültürün izleri… Lozan’da verilen haklardan yararlanamayan, uzun yıllar Aramice eğitim yapamayan Süryaniler, şimdilerde yasadışı bir faaliyet olarak görülmeksizin eğitim yapmaya başladı. Bu dil sayesinde Anadolu’nun en eski tarihini yeniden hatırlamak mümkün. Corurtois de kitapta buna değiniyor: “Eğer Aramiler en azından 35 yüzyıl önce buralarda Doğu’nun ilk Hıristiyan kültürünü, Süryani dilinin kültürü olacak bir kültürü geliştirmeye başlamamış olsalardı, Fırat’ın sağ yakasında durup da tarihin ilk Hıristiyan krallığına ev sahipliği yapacak doğudaki tepeleri seyre dalmazdım dedim kendi kendime. Süryanice bugün de bizimle konuşuyor ve hâlâ konuşuluyor.”
Kitaba önsöz yazan Ömer M. Koç, “...birbirimizi anlamaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde Süryanileri kültürel çeşitliliğin rahatsızlıktan ziyade zenginlik oldğunu kavramamız ve anlamamız adına samimi bir çaba addediyorum” diyor.
Çokkültürlülüğün yeniden hatırlandığı, yine muhalefetle karşılaştığı, kırılmalara ve çoğalmalara gebe bir dönemde “birbirini anlama” çabasının naifliğinden daha sahici ne olabilir? Bir Süryanice ağıt dinlemek belki…



Süryaniler
Günümüzde Ortadoğu’da (ve bu arada Türkiye’de) yaşayan ama sayıları çok azalmış bulunan ilk Hıristiyanlar hakkındaki bilgiler, epey kafa karıştırıcı olmakla birlikte, en iyi şöyle özetlenebilir:
Bir kısmı etnik gruplarla karışan (örneğin: Asurî) Ortadoğu Hıristiyan mezheplerinden söz edebilmek için ilk çıkılması gereken nokta, Süryani terimidir. Süryani’nin (= Suriyeli) biri geniş ve birkaç tane de dar olmak üzere farklı anlamlar taşıdığı söylenebilir.
Geniş anlamda Süryani, diğer birçok mezhebin de kaynağıdır. Bunlar, Hıristiyanlığı ilk kabul etmiş Aramîler (= Kalde dilinde “dağlılar”; İsa Aramca konuşuyordu) olarak bilinir. (Aramîler, dillerini bütün eski Doğu’ya yaymayı başarmış olarak tanınan Samî bir kavimdir.)
İsa’nın nasıl bir doğaya sahip olduğu çatışmaya yol açınca toplanan Kadıköy (Khalkedon) konsili (451; konsil, kilise doktrini ve disiplini konusunda toplanıp karar veren dinsel kuruldur) sonucunda Hıristiyanlar ikiye ayrıldı: 1) Konsil kararlarını benimseyerek İsa’nın Tanrısal ve İnsanî olmak üzere iki doğası olduğunu kabul eden Rumîler (bunlar Melkaîler - “İmparatorun Adamları” - olarak da bilinirler; Bizanslılar, yani bugünkü Rum Ortodoksların atalarıdır). Bunlara göre, İsa’nın bu iki doğası birbiriyle karışmaz, değişmez ve ayrılamazdı. 2) Konsil kararlarına karşı çıkarak Monofizit öğretiyi benimseyen Hıristiyanlar. İşte Süryani teriminin dar anlamı esas olarak budur. Bunlar, İsa’nın tek bir doğası olduğuna karar vererek Doğu Kilisesinden (Rumîlerden; yani Bizans’tan) ayrıldılar. Meseleye siyasal olarak bakılırsa, bunlar Bizans etkisinden kopmak isteyenlerdir ve bu nedenle Malazgirt’i (1071) sevinçle karşıladıkları söylenir. Kıptî - Kopt, Süryanî ve bir de Ermeni kiliseleri Monofizit olarak sınıflandırılır. Bundan sonra, dar anlamda Süryani Kilisesinden (Batı Süryani; İngilizce: Syrians) ayrılmalar başladı.
İlk ayrılanlar Nasturîler olarak anıldı (ayrıca Doğu Süryani ve Asurîler olarak da bilinir; İngilizce: Nestorians). İsa’nın Tanrısal ve İnsanî olan iki doğasının birbirinden bağımsız olduğunu, bunların birlik oluşturan iki ayrı kişilik meydana getirdiğini söyleyen Konstantinopolis Patriği Nestorios’un öğretilerinin Efes (Ephesos; 431) ve Kadıköy (451) konsillerinde mahkum edilmesi üzerine ayrılan ve İsa’nın İnsanî doğasını vurgulayan Nasturîler Suriye ve Anadolu’da gelişmeye başladılar. Meseleye siyasal olarak bakılırsa, bunlar İran etkisine girenlerdir. 

Bizans etkisi
Nasturîler 1445’de ikiye ayrıldılar: 1) Roma Kilisesinin öğretisini, yani Katolikliği kabul eden Kıbrıslılar; 2) Kabul etmeyenler. Bunlara (dar anlamda) Asurîler dendi (Asurlular; İngilizce: Assyrians).
Nasturîlerden 1551’de ayrılarak Roma Kilisesiyle birleşenlere ise Keldanîler denecektir (Kaldeli; İngilizce: Chaldeans). Bu terim ilk kez, Roma’ya yeni bağlanan (yani, Katolik olan) Kıbrıs Nasturîlerini diğerlerinden (Asurîlerden) ayırt etmek için Papa tarafından kullanılmıştır.
Nasturîlerin ayrılması üzerine Süryanilerden geri kalanlara Yakubîler (ayrıca Batı Süryani veya sadece Süryaniler olarak da bilinir ve Süryani teriminin bir diğer dar anlamı da budur) dendi. Meseleye siyasal olarak bakılırsa, bunlar Bizans etkisinde kalanlardır.
Yakubîlerden bir bölümü, 1656’da Cizvit ve Kapuçin misyonerlerin etkisiyle ayrılarak Süryani Katolik olacak, kalanlara ise Süryani Kadîm (veya, Süryani Ortodoks; kadîm=eski) adı verilecektir. Bugün Mardin’deki ünlü Deyr-üz Zaferân manastırı 5. yüzyıldan kalma bir Süryani Kadîm kuruluşudur.
(Baskın Oran’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Türk Dış Politikası Cilt 2’den alınmıştır.) 

SÜRYANİLER
Sebastien de Courtois
Fotoğraflar: Douchan Novakovic
Çeviren: Ersel Topraktepe
Yapı Kredi Yayınları
2011, 160 sayfa, 40 TL.