Tartmak yetmez, kılıç da gerekir

Tartmak yetmez, kılıç da gerekir
Tartmak yetmez, kılıç da gerekir
Gönül Kıvılcım, 'Suç Sarayı'nda Anadolu halkının asırlar boyunca din üzerinden sömürülmesini, insana değer verilmeyişini ve yozlaşan adalet sistemini anlatıyor
Haber: Leyla Daşkaya / Arşivi

Gönül Kıvılcım’ı okur, ‘Jilet Sinan’, ‘Parçalı Aşıklar’, ‘Kasaba ve Yalanlar’, ‘Yaşayan Tanıklarla Kadıköy’ adlı öykü ve romanlarının yanı sıra gazete yazılarıyla tanıyor. Kimi insanlar yaptıkları işlerde en iyiye ulaşmakla beraber duyarlılıklarıyla da kendilerini ortaya koyarlar. Gönül Kıvılcım’ın oluşturduğu kurgu içinde bireyden yola çıkılarak varılan toplumsal sorunlar yer alıyor. ‘Suç Sarayı’nda romanın mekân boyutunu Anadolu’nun yolları ve yoksul kasabaları oluşturuyor. Mekân bir süre sonra yoksullukları ve yoksunluklarıyla çaresiz Anadolu ve erkeğinin gölgesinde kadınların meseleleriyle derinlemesine yer edinen, başat bir karaktere dönüşür. Yazar bunları bireylerin kimlikleri üzerinden ustaca sorgulamakta. Tüm bunları anlatırken kurulu düzenle ve düzenin dayattıklarıyla inceden inceye alay eder.
Adaleti arayan insan onu nasıl bulabilir? İlahi adalet tanrının göklerden gönderdiği her türlü gönlümüze su serperken, kanunlar yoluyla aradığımız, ancak ve ancak yüksek yapılar kurup adına ‘adliye sarayı’ dediğimiz Anadolu’nun en ücra kasabasında dahi var olan taş binalardan gelen adalet ise pek adil değil. Son sözün “Tamam hâkim bey suçumu çekerim ama ben haklıyım” olması başka türlü nasıl açıklanır.
Mesut otuz beş yaşında dışarıdan bakıldığında mutlu bir hayatı olan, İstanbul ’da yaşayan evli bir erkektir. Bir eylül günü baş edemediği sıkıntılarını da yanına alarak, otostopla Trabzon’a Sis Yaylası’na gitmek için yollara düşer. Genç ve güzel avukatımız Laçin son zamanlarda üzerinde çalıştığı ve şehri sarsan davası için, yaşlı bir hâkimin yanına Samsun’a gitmektedir ve yolda hiç tanımadığı Mesut’u arabasına alır. Laçin evrensel adaletin peşinde sonuna kadar gitmek isteyen idealist bir kadın . Mesut ise sadece kendi hayatında var olan adaletsizlikleri sorgulamakta. İki karakterin ortak noktası çocukluklarının Anadolu’da küçük kasabalarda geçmiş olması ve sıkıcı kasaba hayatının bıraktığı derin izlerdir. Mesut her ne kadar iyi bir eğitim almış hayatının bir kısmını Berlin’de geçirmiş olsa da üzerinden atamadığı sürekli sorguladığı Doğulu olma hali, istediği hayatı yaşayamamış olması, kendi ülkesinde yaşadığı kültürel çatışmalar bulunur. Hafızasının buzları yollarda eridikçe bilinçaltı kendini açığa vurur. Laçin daha net bir karakter, kendini anlatırken açık davranır. Bir mübaşir kızı tüm olanakları zorlayarak avukat olmuş. Her defasında “benim hikayem farklı” diyerek anlatmaya başlasa da şehirde her şeyi bilen yırtıcı bir kadın olmuş olsa da bozkırda erkeğin egemenliğinde sınırların izin verdiği kadarını yapabilen ve yapamadıkları için yutkunan bir kız çocuğu aslında. 

Mutsuz bir aile
Laçin’in baktığı dava genç bir kadının ihmal sonucu kısır kalması ve içine düştüğü buhrandan çıkamayarak intiharla son bulan hayatı. Arkası kuvvetli olan doktorun dava edilmesi ve işe karışan mafya... Teskin edilemeyen koca Semih’in tehditleri... Mesut kendi hayatıyla hesaplaşmak isterken, Laçin’in arabasına binerek iç içe girmiş bir polisiyenin içine düşer. Laçin’e karşı hissettikleri, dile dökemedikleri sonuna kadar onunla gitmesine neden olur. İki insan arasında konuşulamadığı için karanlıkta kalanlar Mesut’u takip etmektedir. Karısı Nazlı’nın ihanetini sindiremez. Nazlı’nın hamileliği Mesut’un bebeği istemeyişi ve doğuma ramak kalmışken ölü doğum ve mutsuz bir aile...
Kahramanlarımız Karadeniz’in tüm şehir ve kasabalarından geçmelerine rağmen, tüm espri ve fıkralar, Karadeniz’in hırçın sularına gömülmüş, gülmece uçup gitmiş gerçeğin karşısında. Laçin uğradıkları her kasabada adalet sarayına girerek o an görülen davaları izliyor. Yazar kurguya dâhil ettiği bu davalar üzerinden, Anadolu halkının asırlar boyunca din üzerinden sömürülmesi cehaletle birleşen yoksulluğa, insana değer verilmeyişine yozlaşan adalet sistemine göndermeleri Laçin ve Mesut’un kafa sesleriyle dile getirir.
Gönül Kıvılcım ‘Suç Sarayı’nda incelikli kurgusu adaleti sorgulayışı ustaca kullanılmış kelimelerin dili ile okuru soluksuz bir maceraya sürüklüyor.

Suç Sarayı
Gönül Kıvılcım
Destek Yayınları
2011, 244 sayfa, 15 TL.