Taşra, hep taşra

Selim Temo 'taşra'ya bakışın, şiirde, romandan ayrı özellikler taşıdığını ortaya koyarak yerinde bir saptama yapıyor
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

‘Tezkireden Biyografiye’ isimli çalışmasında Divan şiiri ve şairinin ‘merkez’le ilişkileri hakkında çok önemli veriler sunmuştu Mustafa İsen. Çalışmanın özellikle, edebiyat, kültür ve sosyal tarihçiliğimiz açısından önümüze koyduğu tespitler yazık ki yeterince tartışılıp değerlendirilmedi bugüne kadar. Selim Temo’nun yeni yayımlanan ‘Türk Şiirinde Taşra’ kitabı ise bu bağlamında yeniden düşünmemizi sağlıyor.‘Merkez’ İstanbul’un ‘taşra’ için taşıya geldiği çekim gücü tarihsel veri olmaktan çıkıp politik kuşanımıyla karşımıza çıkıyor bu kez. İsen her ne kadar İstanbul’u kültürel kodları yüksek bir merkez olarak özellikle işaretlese bile, Temo’nun okuma yöntemiyle baktığımızda, çatışkılı bir merkezkaç kanunuyla karşılaşırız edebiyat/şiir açısından. Mustafa İsen, taşradan ziyade ‘küçük şehrin’, medeniyet merkezi İstanbul’a nasıl aktığını şairlerin doğum yerlerini göstererek de verir. Henüz taşra ile merkez arasında çatışma yok gibidir. Kültür ve şehrin pozitif etkileşim çağıdır henüz.
Selim Temo yerinde bir soru geliştirir ‘taşra’ya bakışın, şiirde, romandan ayrı özellikler taşıdığını ortaya koyarak. Çalışmalar daha çok roman üzerine yoğunlaştırılmıştır nedense. Bu ‘olguyu araştırmak için roman türünü yeğlemeleri, bu türün gerçekliği şiire oranla daha dolaysız biçimde vermesinden kaynaklanıyor olabilir’. Ancak, şiirden çalınan rolün, sıçrayarak başrol derecesine çıkması, edebiyat sosyolojisi bakımından anlamlı bulunsa bile ortada ontolojik bir sorun olduğu yeterince açıktır. Bu bağlamda, şiirdeki taşrayı irdelemek, onu tarihsel bağlamına oturtmak edebiyat biliminin sorumluluğundadır. En azından Temo’nun yoğunlaştığı 1859-1959 bir yüzyılı, şiir verimleri, kavramsal tartışmalar dahası değişim ve dönüşümler açısından yeterince zengindir ve öncesi ve sonrasına bakmak açısından da gözlem ve yorum kolaylığı sağlar. 

Bilimin en büyük düşmanı
Taşrayı anlamak, merkezi de yerli yerine koymayı kolaylaştırır mı? Disiplinlerin doğal bir şekilde birbirleriyle etkileşime girdiği sosyal bilimlerde bir yandan dikkatli bir yandan da kapsamlı olmak gerekir. Merkezin sadece coğrafi bir konumlanma olmaktan çıkıp, siyasi, ekonomik hatta teolojik imgelerle sarıldığı düşünüldüğünde, şiiri tematik okumaya uğratmanın yeterli olmayacağı anlaşılacaktır. Hele hele merkez ve taşra kavramlarının estetik ve şiir içi konular olmanın ötesinde bir tür tarihsel fiili durum hükmü taşıyor olmaları hatırlanıldığında iktidar kavramı ve şiir ilişkileri hep karmaşık bir yapıya bürünecektir. Şehzadeler bir yolunu bulup nasıl merkeze yerleşmek ideali taşırsa söz sultanı şairler de otağlarını oraya kurmak isterler. Öyle mi? Bir tür manevi bir büyük geri dönüş hikâyesiyle mi karşı karşıyayız?
Taşra, tarihi sürece bağlı olarak donuk değildir. Tarihin akışkanlığı onu da yerinden uğratır. Selim Temo, Talat Sait Halman’ın sarfettiği “bilimin en büyük düşmanı şovenizmdir” sözünü kendisine temel ilke olarak kabul ettiğini vurgulamış olmakla birlikte, ‘memleketten’ ‘vatana’ evrilen çağrışımdaki gizli akım görmezlikten elbette gelinemez. 1859-1959 bir yüzyılının temel handikabı kavram bulmaktaki bocalayışıdır. Estetik öz ikide bir politik algıyla doldurulur hatta işgal edilir. “Poetik dönüşümler ve siyasal olaylar” belirleyiciliği birbiriyle oranlandığında tablo ortaya çıkar çünkü. Memleketten Vatana bölümü dikkatle okunduğunda, şiir sanatının sayfalarına kazınmış ne kadar eser bulunabilir. Sanatın yokluğunu siyasal tarihin kavgacı ağzı karşılayabilir mi? Evet ‘Yeni Türk şiiri hakkında yapılan çalışmaların en önemli vurgularından birisi, şiirin siyasal durumla olan ilişkisidir’. Sonuç, ya sonuç? Dünya edebiyatı ve şirinin modern hamlelerle iç içe atılımlar yaşadığı bir dönemi bir tür ‘zihin taşrası’yla yaşamak da bize özgü olmalı. Böyle bir amacı taşımasa bile Temo’nun verdiği bilgiler çok yönlü yoruma açık.
“Taşrayı anlatan şiirlerde kullanılan dil, anlatıcının bakış açısı ve yeğlenen imajların çözümlenmesi yapıldığında, taşranın nesnel gerçekliğinin şiire yeterince yansıtılmadığı” sonucuna vardığını söylüyor yazar. ‘Büyük ölçüde belirli bir düşüncenin anlatılması’ vesilesi yapılması dilin şairler tarafından nasıl algılandığını da gösterir. Taşrayı dile dökmede “Tanzimat sonrası edebiyatı öncesiz ilan etmek ciddi bir yanlıştır.” Bu nokta oldukça önemli ve bu açıdan İsen’in kitabıyla birlikte okunmalıdır ‘Türk Şiirinde Taşra.’ Hele “Divan şiirinin bir iç dönüşümünden söz edilmelidir. Gerçekliğin fark ve ifade edilmesinin mazmun sisteminin sınırlarına dayanması toplumsal dönüşüm, daha açık bir ifadeyle modernleşmeyle de ilgilidir. Sınırlar dünyasıyla ifade edilse de Divan geleneği, değişen gerçekler karşısında ‘yeni’ bir gerçeklik üretmeye çabalamıştır” yorumunu yapanın Temo olduğu düşünülürse. 

Türk Şiirinde Taşra
Selim Temo, Agora Kitaplığı,
2010, 395 sayfa, 25 TL.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    yorum